Reklamı Kapat

Bölünmeye Karşı Mezhepler Üstü Yaklaşımın İlk Örneği (Mi?)

Bugün din öğretimi alanında genellikle yeni bir kavram olarak tartışılan, bizim ülkemizde de din eğitimi ve laiklik çerçevesinde din öğretimi programlarının düzenlenmesinde tavsiye edilen ve benimsenmeye çalışılan “mezhepler üstü yaklaşım”ın ilk örneklerinin, aslında coğrafyamızda daha önce ele alındığına dair bilgiler mevcut.

Biz bu kavramları Batı modeli üzerinden, daha ziyade 60’lardan sonra ortaya çıkan birer yaklaşım gibi tartışıyoruz ancak ulaştığımız bir bilgi aslında bizim için konunun “hayatta kalmak” için bir formül olarak daha önce düşünüldüğünü gösteriyor.  

Bahsettiğim bilgi, sevgili İrada Taghıyeva’nın, danışmanlığını yürüttüğüm “Azerbaycan’da Din Eğitimi (1850-1917)” başlıklı doktora tezinde yer alıyor.

Tezin ortaya koyduğu en önemli hususlardan biri olarak bu bilgi;  Kafkasya’daki Müslümanların Sünnî ve Şiî olarak ayrı mezhepler temelinde okullar açılmasını, dini bir hoşgörüden ziyade birliklerini tesis etmeleri açısından bir tehdit olarak görmeleri; bu duruma binaen 1918’de, Azerbaycan Halk Cumhuriyeti döneminde Sünnî ve Şiî din işleri başkanlıklarının “Meşihat” idaresi adı ile tek çatı altında birleştirmeleridir.

“Bunda ne var?” diyebilirsiniz.

“Makul olanı bu” da diyebilirsiniz.

Fakat bahsi geçen durum zoru başarmak açısından ciddi bir teşebbüstür. Çünkü bu birleşme, Sünnî mezhepler arasında bir birleşmeden çok daha zor ve derin bir anlamı ifade etmektedir.

Ki ben böyle bir teşebbüse dair başka örnek bilmiyorum. Varsa benim cehaletime verin lütfen.

Zira Sünnî ve Şiî mezheplerin birbirlerinden farklılıkları, bazı açılardan, adeta iki dinin birbirinden farklılığına benzemektedir.

Ancak gelin görün ki, dönemin aydınları, böylesi farklılıkların bile bir çatı altında birleşmeye engel teşkil etmemesi gerektiğini düşünmüş, bunun için gayret sarfetmiş görünmektedirler.

Peki, neden?

Bugün Ortadoğu’da inşa edilmeye çalışılan mezhep çatışmalarına, bu çatışmaların doğurduğu yangına zemin kurmamak için olabilir mi?

O zamanlardan bu ayrışmanın doğuracağı vahameti öngörmelerinden olabilir mi?

Farklılıkların, zenginlik ile çatışma unsuru olması arasındaki ince çizgiyi görme basiretlerinden olabilir mi?

Kuvvetle muhtemel.

Nitekim bugün gelinen noktada, attıkları bu adımın ne kadar önemli olduğunu bir kez daha görüyoruz.

Çünkü Müslüman coğrafyanın, özellikle Ortadoğu’nun bugün içinde bulunduğu en önemli meselelerden biri, mezheplerin adeta “din” yerine geçmesi, buna bağlı olarak mezhep çatışmalarına doğru hızla sürüklenmesidir.

Bu çatışmaların vahşeti meşrulaştıran, merhameti ortadan kaldıran, kendi gibi düşünmeyenleri adeta “insan” yerine koymamayı marifet sayan anlayışlara zemin kurması ise tehlikenin hangi boyutlara ulaşmaya başladığının mühim bir göstergesi. 

Dolayısıyla dönemin aydın ve siyasilerinin bu hususta gösterdikleri bu ciddi gayret hakikaten önemli ve oldukça ileri düzeyde bir adım.

Hatta zor zamanlarda “bir araya gelebilme becerisinin” güzel bir örneği olarak da umut verici.

Umarım örnek de olur.

Son zamanlarda yaşanan hadiseleri de göz önüne alınca, bu örnekliğe ne kadar ihtiyacımız olduğunu bir kez daha görüyoruz, değil mi?

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Banu Gürer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Anket Corona virüsü için alınan tedbirleri yeterli buluyor musunuz?