DİL EĞİTİMİ

Geçtiğimiz hafta denk geldiğim bir Avrupalı araştırma şirketinin “Dünyada İngilizce Konuşabilme Yeterliliği” raporunu gördüm. Bu rapora göre ülkemizde İngilizce konuşabilme seviyesi Kuzey Afrika’nın çöl devletleri, Uzak Doğu’nun fakir ülkeleri, Orta Amerika’daki kokain ekonomileri ve Orta Asya’nın bomboş bozkırlarındaki ülkelerle birlikte Afrika’nın henüz elektrik gitmemiş ülkeleriyle aynı seviyede.

Ülkemizde neredeyse yirmi beş otuz senedir okullarda İngilizce eğitimi verme uygulaması var. Bir dönem süper liseler sonrasında Anadolu Liseleri akabinde tüm ilköğretim müfredatında İngilizcenin yer alması gibi teoride güzel çalışmalar yapılmış olmasına karşın ülkemiz bu “dil meselesi” handikabını bir türlü aşamadı ve aşamıyor.

Bu noktada, sorunun temelinde yatan belli başlı faktörler üzerine konuşmak gerekiyor. Öğretmen kapasitesinden tutun da müfredatın dil eğitimine yaklaşımına kadar birçok mesele ele alınmalı. Ama bana göre bu sorunun en önemli ve birbiriyle ilintili iki sebebi okul öncesi eğitimin yetersizliği ve okullarda Türkçe öğretilmemesi.

BU BİR İMKAN MESELESİ DEĞİL

Bizim okuduğumuz yıllar 80 sonrasının çarpık eğitim sisteminde, vahşi kapitalizmin insan beynini, ruhunu ve dolayısıyla memleketin tüm kurumlarını, meselelere yaklaşımlarını ve düşünce sistematiğini hunharca ele geçirdiği bir dönemdi. Sınav, yarışma, rekabet dışında bir şey bize okullarda öğretilmiyordu. Kişisel talihim olarak kolejde ve sonrasında bugünkü bakkal dükkanı modeli gibi her yere açılmamış yıllarda orta karar bir Anadolu Lisesinde okuduğum için bu konuda şanslı azınlıktaydım.

Bugün 60’lı 70’li yaşlarında olan ve Türkiye’nin o kısıtlı imkanları içerisinde bir şekilde eğitim hayatını yüksek tahsille tamamlamış insanların Türkçe konuşma, yazma, okuduğunu anlama seviyesi 80’lerde doğan benim kuşağımla kıyas kabul etmeyecek seviyede daha ileride. Keza bizden sonra 90’larda doğanların kapasitesiyse bizim jenerasyonumuzun çok çok gerisinde.

Biraz daha geriye gidersek, Cumhuriyetin ilk kurulduğu ve türlü imkansızlıklar içerisinde varlık mücadelesi verilen dönemde eğitim almış ve günümüzde artık çok azı yaşayan kuşağın dile hakimiyet seviyesiyse sonrakilerle mukayese bile edilemeyecek ölçüde fersah fersah ileride. Yani zaman geçtikçe, imkanlar arttıkça, eğitime ulaşım genişledikçe; eğitimin kapasitesi düşmüş. Bu sadece Türkçe konuşma ya da yabancı dil öğretiminde böyle değil. Fen bilimlerinde, sosyal bilimlerde de aynı tablo karşımızda duruyor.

Kendi dilini doğru düzgün konuşamayan, Türkçe dersi adı altında sadece gramer kuralları öğretilen ve yazarak düşünce tartışma kültürü verilmeyen nesillerin; kendi dillerini henüz doğru düzgün konuşamaz durumdayken bunun üzerine bir de yabancı dil konuşabilmesini düşünmek saflıktır. Burada altını çizmek istediğim konu; yabancı dil konuşmaktan kasıt bir İngiliz gibi aksanlı konuşmak değil, başı sonu tutarlı mantıklı ve derdini anlatabilen cümleler kurabilmektir.

KELİME, DİLİN BEL KEMİĞİDİR

Bugünün gençlerinin dil kullanımlarına baktığınız zaman ortalama 150 – 200 kelimeyle konuşuyorlar. Bunun en büyük sorumlusu okul öncesi eğitimin eksikliği, daha çocukluk evresine yeni geçildiği dönemde kendini ifade etme konusunda temel bir eğitim alınmaması ve sonrasında da okullarda doğru düzgün bir Türkçe öğretimi olmaması. Edebiyat eserlerinin okutulmaması. Bugün müfredatta bir sürü okuma listeleri var ama kaç okulda kaç öğretmen bu konuda emek veriyor? Bu kitaplara verecek parası olmayan ailelerin çocukları küçük yaşta edebiyatla tanışamıyor. Sonra da Türkçe öğrenme adı altında cümleyi öğelerine ayırmak dışında elde bir şey kalmıyor. Dilin estetik kurgusundan ve bir anlatının kıvrımlarında dolaşma hazzını bilmeyen bir çocuk için de cümleyi özne, sıfat, yüklem diye ayırmak gayet sıkıcı ve sadece ezberlenip sınavda not almak, puan almak için gereken bir şey oluyor.

Bugün 20’li yaşlarının ortalarında olanlar ve daha gençlerin sosyal ağlarda kendilerini ifade etme şekillerine bir bakın. Mısır hiyeroglifleri gibi birkaç emojiyi yan yana koyarak kendilerini ifade ediyorlar. Kelime kullanma becerileri olmadığı için; bu çağın görsel iletişim pratikleri kolaylarına geliyor. Başka türlü bir ifade yöntemi bilmiyorlar, beceremiyorlar.

“İyi ki var dediğim”, “İyikim…” gibi hiçbir dil anlatım özelliği olmayan yarım yamalak ve devrik cümleler kullanıyorlar. Üç kelimeden uzun bir cümle yazabileni bulmak, samanlıkta iğne aramakla eşdeğer. Ne atasözü, ne deyim ne de dolaylı bir anlatım göremiyorsunuz. Daha bunlar yokken hele bir de katmanlı metinleri olan zengin bir anlatım, metinler arası referansları olan edebi değeri olan cümleler bulmak imkansız. Bu durum bir kuşağın kendini ifade edişinde dilin yaşadığı bir evrim değil; dilin çölleşmesidir. Türkçe bugün dünyada en ciddi şekilde erozyona uğrayan diller arasında yer alıyor.

DİLLER YAŞAMAYA ÇALIŞIYOR

Günümüzde tüm dünyada benzer sorunlar var, tüm diller yeni görsel çağın direttikleri karşısında can çekişiyor. İngilizce de Fransızca da aynı sorunlarla boğuşuyor ama onların dil otoritesi kurumları bu konuda hem çağa uygun hem de dilin köklerini koruyan çözümler bulmak üzere çalışıyor.

Bizim dil otoritemiz TDK ise petrol yerine yer yağı, doğalgaz yerine yer gazı, firstlady yerine başbayan, çip yerine yonga gibi dilin doğal akışına uymayan ve dillerin birbirleri arasındaki etkileşimi yok sayan saçmalıkları piyasaya sürüyor.

Aynı dil kurumu geçmişte computer kelimesinin belki de dünyada en iyi yerelleştirme uygulamalarından birisi olan “bilgisayar”, refrigerator yerine “buzdolabı” kelimelerini ortaya koymuş bir kurum. Demek ki kurumun kültürünün zaman içerisinde ileriye aktarımında çok büyük bir sorun var. Dilin sosyal dokusuna ve kelimenin hayatımızda oturduğu yere uygun bir türetme yapıldığı zaman insanlar çok kolay sahiplenebiliyor ve bu sayede dil gelişerek zenginleşiyor.

Türkçe bugün hem dünyanın yaşadığı iletişim devriminin etkileri hem de dili koruması gereken kurumların meseleye yaklaşım biçimleri sebebiyle çok büyük bir tehdit altında. Plaza dili kullanan, her cümleye birkaç tane yabancı kelime sıkıştıran mütareke aydını tipli okumuş cahiller bir yandan, iki kelimeyi yan yana dizemeyen ve emojilerle anlaşan geniş orta sınıf bir yandan; ne görsel ne sözlü ne de yazılı kendisini üç kelime arka arkaya koyarak ifade edemeyen alt sınıflar bir yandan Türkçe’yi katlediyorlar.

Buna bir de “bir gecede cahil kaldık” gibi dil üzerinden yapılan popülist ve cehaletle yoğrulmuş siyasi argümanlar da eklenince Türkçe öksüz, Türkçe yetim, Türkçe kimsesiz ve Türkçe kaderine terk edilmiş kalıyor.

Türkçe meselesi çözülmeden, dil eğitimi meselesinin çözülmesi mümkün değildir. Zorunlu iki hatta üç senelik okul öncesi eğitim hayata geçmeden (burada tarikatlar eliyle çoluk çocuğunun kafasını sütlaç etmeyi elbette kast etmiyorum), ilkokul ve ortaokul seviyesinde çocuklar edebiyatla tanıştırılmadan, ortaokul ve lise seviyesinde yazarak bir konuyu tartışma kültürü eğitim hayatımıza egemen olmadan, dil öğretmenleri mesleki eğitime alınmadan; yani yapılması gereken acil bir sürü şey yapılmadan bırakın yabancı dili, kendi dilimizi bile konuşamayan nesillerin elinde ülkemiz yok olur gider. Dil olmazsa, ne kültür, ne değerler, ne devlet, ne de millet elde kalır.

Üstelik yarının dünyasının küresel entegrasyon sürecinin ne derece hızlanacağını da düşününce, yabancı dil bilmeyenlerin küresel ekonomide yok hükmünde olacağını da hesaba katarsak; Arap kabile devletleri gibi paramızla var olma şansımız da olmayacağı için ülkemiz ve insanımız kelimenin gerçek manasıyla yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Arda Süar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Anket Kocaeli'de en başarılı bulduğunuz milletvekili kim?