Reklamı Kapat

Savaş Poyraz ile geçmişe gitmek…

Her şey bir telefon konuşmasıyla başlamıştı, ilk tanışma, ilk korkuyla karışık merak,  ilk sevinç, ilk tepki ve daha bir sürü şey.

Henüz tanışmıyordum kendisiyle, 2013 yılında kitabım için yaptığım araştırmalarda görüşeceğim isim kendisiydi. Bütün araştırmalarımın okları onu gösteriyordu. Aynı zamanda Savaş Poyraz babamın çocukluk arkadaşıydı, babam kendisinden yaşça büyüktü, zaten bahsederken ağabey diye bahsederdi. Arkadaş diyorum çünkü muhabere meydanında beraber top koşturmuşlar. Senelerce aynı mahalleyi paylaşmış, senelerce ayrılmamışlar birbirlerinden. Eskiler bilirler aynı mahallenin insanı sadece komşu değil aile gibi olurdu. Sonrasında Savaş Poyraz ve ailesi o mahalleden ayrılmış. Zamanla kopmalar olmuş. Ablamlar tanışsa da benim tanıma şansım olmadı Savaş Poyraz’ı.  Sadece ismi geçerdi evde. İlginç ve huzurlu bir tesadüftür ki babamla on bir yıl arayla ölüm günleri aynı.

 “Çocuk düşüncelerinin hayranlık taşıyan isimleri çoktur. Mahir ağabey, bizim gelecek günlerin özen dolu görünüşünün temsilcisiydi sanki”  diyordu son kitabı “iz bırakanlar” da babam için. Ve daha bir sürü güzel kelimeler, cümleler gururumu okşayan.Telefonda heyecan dolu bir sesle, “ Savaş Bey merhaba, ben Gül Anasal, Mahir Anasal’ın kızıyım” dediğimde “ Gül, merhaba kızım, nasılsın” dedi bana titreyen, heyecanlı ve samimiyet dolu sesiyle. Neden aradığımı söylediğimde ertesi gün evlerine davet etti beni. O günden sonra, Savaş Bey, Savaş amca oldu benim için.

Evlerine defalarca gittim. Her gidişim araştırma içindi ama edebiyattan çok babamı anlatıyordu bana. Söz, dönüp dolaşıp babama, eski İzmit’e, oturdukları mahalleye, muhabere meydanına geliyordu. Benimle konuşmak eskilere götürüyordu Savaş Poyraz’ı, ben ise bunları dinlemeye dünden razıydım. Kendi kitaplarını imzalayıp verdiği gibi, her gidişimde kendi kütüphanesinden kitaplar da veriyordu. Kitaplar, dergiler ve 1960’lı yılların başlarında Ruşen Hakkı ve Naci Girginsoy ile birlikte, “Sanat Dostları Derneği” adına yayımladıkları “yaprak” adlı fanzinin bir sayısını da vermişti bana.  O fanzinin kendisi için ne kadar kıymetli olduğunu biliyordum. Şimdi benim için kıymetli olduğu gibi, yıllarca saklayıp bana verdiği gibi saklıyorum bende.

Her yitirilen değer kıymetlidir. Ama Savaş Poyraz sağlığında herkese değer veren bir insandı. Kamuran Özben, Savaş Poyraz öldüğünde söylemişti, “ Sen insanlığı seçmiş ve sevmiştin, bizde sendeki insanı sevdik.” diye, ne güzel söylemiş.Savaş Poyraz’ın babacan tavırları, sevecenliği, cam kenarındaki köşesinde kendisine saygı uyandıran ağırbaşlılığıyla oturuşu, sık sık kapılarını çaldığımda eşi Şule Poyraz ile birlikte beni güler yüzleriyle karşılamaları ömrümün sonuna dek unutamayacağım hatıralar arasındadır benim için.

“Zaman bu acıların üzerine sis perdesini çekse de ateş düştüğü yerde durur.” Savaş Poyraz’ın bir sözüydü. “İz bırakanlar” adlı kitabındaki bir yazısından aldım.

 Evet, zaman acıların üzerine sis perdesini çekiyor ve dediğin gibi ateş düştüğü yerde duruyor.

Evet, ölüm Allahın emri ama keşke daha önce tanısaydım dediğim sayılı insanlardan birisin. Dört yıl gibi az bir sürede ne çok sevdim seni.

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Gül Anasal - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Anket Koronavirüs ile mücadelede sokağa çıkma yasağı uygulanmalı mı?