Reklamı Kapat

Felaketlerin Gör Dediği…

İnsan hayatı düz bir çizgide ilerlemiyor.

Kimi zaman rahatlık içinde kimi zaman sıkıntılara maruz kalarak devam ediyoruz.

İnsanoğlu genel olarak rahatı problem etmez ancak sıkıntılar söz konusu olunca bizde de problemler başlar.

Nasıl başa çıkacağız?

Neden başımıza geldi?

Ceza mı imtihan mı?

İlahiri…

Bu durum insanlardan müteşekkil toplumlar için de geçerli elbette.

İster bireysel ister sosyal hayatımız için söz konusu olsun, yukarıda sorulan sorulara verilen cevapların belki de önemli bir kısmı dinden mülhem.

Zira din hayatı anlamlandırmada çok temel bir kaynak.

İşte tam da bu noktada ülkemizde yaşanan bazı doğal ve “suni” yani tabiat harici felaketlerin nedenlerini “anlamlandırma” biçimlerimiz bir mesele olarak karşımıza çıkıyor.

Özellikle doğal felaketlerin anlamlandırılma meselesi.

Öyle ki, kimilerine göre bu felaketler yaptıklarımız nedeniyle bir ceza.

Kimilerine göre sınanmamız açısından bir imtihan.

Kimilerine göre, bizden başka canlıların da etkilenmesi söz konusu olduğu için, ceza değil, olağan ve faydalı bir doğa hadisesi.

Bana sorarsanız, İslam’ı göz önüne alarak, “D, hepsi” derim.

Zira bu felaketlerin, hem insanlar hem de tabiatla ilişkimiz neticesinde dünyanın “dengesini ve düzenini bozan” faaliyetlerimiz nedeniyle, yaptığımızın karşılığını görmek açısından “ceza” boyutu mevcut.

Felaket gerçekleştiği andan itibaren sabretmek, yardımlaşmak, hem bireysel hem de kamusal manada üstümüze düşeni yapmak, devletin halkın mağduriyetini gidermesi ve gerekli tedbirleri alması gibi sorumluluklarımızı yerine getirip getirememe açısından “imtihan” boyutu da mevcut.

Her bir doğa hadisesinin dünyanın ekolojik sistemindeki dengenin korunmasındaki rolü açısından ise “faydalı” bir boyutu da var.

Yani bir felaketin birden fazla hikmeti söz konusu.

Ancak asıl önemlisi, her ne kadar doğal şartlarla da gerçekleşse ve deprem gibi birçoğunun gerçekleşmesinin önüne geçmek mümkün olmasa da, doğal felaketlerin bizi sorumlu kıldığı önemli hususlar var ki gerçekleştiği andan itibaren yaşanan sıkıntıların vebalini bize yüklüyor.

Mesela, yine deprem için konuşacak olursak:

Deprem bölgesi olduğunu bile bile depreme uygun olmayan yapılaşmalara imkan vermek.

Deprem için gereken tedbirleri hem bireysel hem de kamusal manada almamak.

Deprem için gelen/toplanan yardımları/kamu kaynaklarını istismar etmek.

İlahiri…

Dolayısıyla, felaketleri nasıl anlamlandırırsanız anlamlandırın, bu felaketlerin gerçekleşmemesi ya da zararlarının mümkün olan en aza indirilmesi için yapılabilecekleri yapmadığımız takdirde, işin içinden “takdir-i ilahi” diyerek çıkamayacağımızın altını çizmek isterim.

Bilakis, yapabileceğimiz halde yerine getirmediğimiz sorumluluklardan dolayı mağdur olan her bir bireyin vebali “takdir-i ilahi” olarak bizi bulacaktır.

Gerisi lâf-ü güzâftır… 

Bu vesileyle Elazığ’da vuku bulan deprem felaketi nedeniyle ölen vatandaşlarımıza rahmet, yaralılarımıza şifa niyaz ediyorum. Biliniz ki 99’da bu acıyı bizzat tecrübe eden kardeşleriniz olarak, geçmiş olsun dileklerimiz, dualarımız ve desteğimiz sizlerle…

 

   

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Banu Gürer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Anket Koronavirüs ile mücadelede sokağa çıkma yasağı uygulanmalı mı?