Reklamı Kapat

Depremin Cehaletle İttifakı

Bundan daha iki ay kadar önce İstanbul’da yaşanan depremi balık hafızalı bir millet olarak hemen unutmamız üzerine son bir haftada birisi Akhisar birisi Elazığ’da yaşanan iki depremle yeniden milletçe bu gerçekle yüzleştik. Bizler ve bizleri yönetenler ısrarlı bir şekilde unutmaya çalışarak bir sonraki büyük felakete kadar adam sendecilik yaptıkça, ülkemizin altındaki fay hatları “ben buradayım” dercesine sürekli olarak bir yerimizi sallıyorlar. Bu yazının yazıldığı saatlerde Elazığ’da ölü sayısı 20, yaralı sayısı 1500 dolayında. Ölenlere Allah rahmet eylesin, yaralılara şifalar versin.

Deprem olduğu andan itibaren milletçe nasıl hastalıklı virüsler tarafından ülkemizin dört bir yanının sarıldığını tekrardan görmek; en az deprem gerçeği kadar acı ve sarsıcı bir durum oldu tabi. Sahte sosyal medya hesaplarıyla enkaz altındayım diye twit atanlardan tutun; depremin olduğu yerdeki oy oranlarına göre insanların ölmesini müstahak görenlere kadar, insanların etnik kökenleri sebebiyle ölmelerine üzülmediğini söyleyenler… Bütün bunlar dünyanın her yerinde görebileceğimiz insan müsveddeleri olarak maalesef bizim toplumumuzda da bolca mevcut iğrenç mahluklar. Allah ıslah etsin demek gerekirken insan ister istemez Allah belanızı versin diyor. İktidar trolleri tepki gösterenleri linç ediyor, muhalefet trolleri sahte bilgileri yayıyor. Gerçekten bunlar birbirlerinin lacivertleri.

Ama ne yazık ki işi Allah’a havale edebileceğimiz alan bu kadarla sınırlı. Onun dışında her konuda bizlerin ve devleti yöneten siyasetçilerin, bürokratların, belediye başkanlarının ve en önemlisi de medyanın yapması gerekenler listesi çok kabarık.Bu listeye gelmeden önce elbette yapılmaması gerekenler listemiz de var ve işin acı tarafı bu liste de en az yapılması gerekenler kadar kabarık.

Kurumların İtibarını Yöneticiler Düşürmemeli

Kızılay Türkiye’nin en büyük kurumlarından birisi. İlkokul yıllarımızda devlet adına bize ilk anlatılan ve tanıtılan kurumlardan birisiydi. Okullarda Kızılay kolu bile vardı. Acil bir durumda güvenmemiz gereken, ne yapacağımızı bize öğretecek ve zor durumda yardımımıza gelecek bir yapı olarak tanıtılırdı ve hatta bir kavram boyutuyla öğretilirdi. Dün gece deprem yaşandığından Kızılay Başkanının ilk işi bağış toplama mesajı yayınlamak oldu. Haliyle insanlar “deprem vergilerimiz nerede” sorusunu yönelttiler ve tepkiler çığ gibi büyüyünce Kızılay Başkanı bu paylaşımını kaldırdı.

1999 Depremini yaşamış bir şehir olarak Kızılay’ın o yıllarda ne kadar aciz bir kurum olduğunu, yönetenlerin 70 yaşını geçmiş, depolarda bir sürü malzemeyi çürümeye terk etmiş gamsız ve sorumsuz insanlar olduğunu en acı şekilde yaşamıştık ve Türkiye’nin gündemine bu rezalet bomba gibi düşmüştü. Son yıllarda tüm kamu kurumları gibi Kızılay da daha pro-aktif bir kuruluş olarak yeniden yapılandırıldı. İmkanları arttı, operasyonel kabiliyeti teknolojiye paralel olarak gelişti.

Ancakson yaşanan deprem bize gösterdi ki teknolojik gelişme, kapasitenin büyümesi gibi konularla mesele bitmiyor. İnsanların sıcağı sıcağına doğru bilgiye aç olduğu bir anda, bu afete müdahale etme noktasında en sorumlu kurumun başkanı adeta insanların duygularını suiistimal edercesine bağış isteyince insanların galeyana geleceğini öngöremiyor. Elbette iletişimle ilgili danışmanları, yetkilileri de bu hatayı yapmış olabilirler ya da bu hatayı ortadan kaldırmış kişiler onlar da olabilirler. Ancak ortada duran bu hatayı unutmak insanlar için mümkün olmayacak.

Öte yandan Türk Hava Yolları da Elazığ’a ek uçuşlar koyduğu duyurdu, tüm biletler 235 TL diye. Sonra bunu sildiler, 150 TL diye yeniden duyurdular. Aman diyeyim uçuşlarınız zarar etmesin. Aman diyeyim kar hesaplarınızı iyi yapın! Ne kadar doğru bilmiyorum ancak bir sosyal medya kullanıcısı 1992 yılından yaşadığı bir olayı aktarmış. 1992 Erzincan Depremi olduğunda Alman bir havayolu firması kimliğinde doğum yeri Erzincan olan herkese İstanbul uçuşlarında ücretsiz bilet sağlamış. Varsayalım bu hikaye doğru değil; THY’nin bu kadar imkanına rağmen afet bölgesine yakınlarına ulaşmak için gidecek kişileri taşımak için maliyet – karlılık hesabı yapmasını hangi vicdan hangi akıl kabul edebilir?

TRT’nin bir kanalında da Elazığ Salası okutuldu. Yorum yapmak istemiyorum, tek söyleyeceğim sala okumak yerine “Allah’ım bize akıl fikir ihsan eyle” diye dua etseniz daha faydalı olur.

Medya Gene Sınıfta Kaldı

Deprem yaşandığında tüm televizyonlar ve internet siteleri ilk anda gerçek bilgiler gelmeden, kısa sürede elde edilmiş kısıtlı bilgi akışı üzerinden yola çıkarak şehirde hasar olmadığı, ölü olmadığı gibi birkaç saat sonra yanlış olduğu ortaya çıkan yayınlar yaptılar. Elbette medyanın halkı galeyana getirmemek gibi bir sorumluluğu bu tip durumlarda vardır ancak olayı örtbas edercesine, kısıtlı bilgiyi net bir gerçek gibi sunmamak da bu sorumluluğun bir diğer parçasıdır.Bu konuyu uzun uzun konuşmaya gerek yok, toplumun yarısından fazlası geleneksel medya yerine alternatif mecraları haber almak için kullanıyor. Başka söze gerek var mı?

Canlı yayınlara bağlanan bölgedeki bazı muhtarlar “ne AFAD ne Kızılay bize yardım etmiyor” diyor. Sunucular da konuyu geçiştirmeye çalışıyor. Elbette Kızılay ve AFAD yarım saatte, bir saatte tüm bölgeyi kapsayacak derecede bir çalışmayı yapamaz, dünyanın hiçbir yerinde hiçbir kurum yapamaz. Ama o felaketi az evvel yaşamış insanların çaresiz feryatlarını geçiştirmek ne kadar doğru? Bu olay üzerine kurumların sanki hiçbir şey yapmadığını söylemek ne kadar doğruysa, o kadar doğru.

İsrail ve Yunanistan bu arada ilk yardım ekiplerini gönderen ülkeler olmuş ancak bunu da medyamız milliyetçi ve muhafazakar hassasiyetlere haddinden fazla takıldığı için duyurmadı. Biz yine sosyal mecralardan öğrendik.

“Bağzı” Siyasetçiler

Sosyal mecralarda bu tip afet durumlarında yaşanan bilgi kirliliği çok büyük bir sorun. Halkı infial noktasına sürüklemesi bile mümkün. Bunu yapan sıradan cahil cühela insanlar ya da etkileşimin köpeği olmuş hastalıklı ruhlar değil sadece. Koskoca Belediye Başkanları, Milletvekilleri de aynı değirmene su taşıyorlar. Bir belediye başkanı çıkıp “bölge belediye başkanımızla konuştum, bir sorun yok” diye twit atabiliyor ve sonra işin gerçek boyutu ortaya çıkınca zerre kadar utanmıyor. Sanki depremi iktidar bilerek yapmış muamelesi görülecek de onun üstünü kapatmaya çalışan acul tipler. Çok yazık.

İktidarın çapsız siyasetçileri bunu yapar da muhalefetin çapsız aculları boş durur mu? Bölgede tadilat halindeki bir hastaneden görüntü paylaşıp “hastaneler bile yıkıldı” diye yayın yapan ana muhalefet siyasetçilerinden tutun da Kızılay ve AFAD’ı depremin ilk saatlerinde yerin dibine gömerek popülarite devşirmeye çalışan tipleri gördük.

Merhum Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel’in 1999 Depremi sonrasında “Türkiye’nin altı çürüktür, çürük diye bırakıp gidecek değiliz. Bununla yaşamayı öğreneceğiz” sözlerine her cenahtan siyasetçilerin de epey bir kısmının çürük olduğunu eklemek gerekiyor.

Bir de düne kadar mevcut iktidarın bir parçası olup, bir ay önce yeni bir partiyle yoluna devam eden, üç dönem mevcut iktidarın Milletvekilliğini yapmış bir zat da çıkıp “18 yıldır önlem almayanlardan hesap sorulsun” demiş. Tamam, sen aynanın karşına geç başla, biz yetişiriz.

Tek Kılavuzumuz Bilim Olmalı

Bundan üç ay önce Prof. Dr. Naci GörürHoca İstanbul’da yaşanan deprem üzerine çıktığı yayında adeta nokta atışı yer söyleyerek “Elazığ Bingöl arasında özellikle Sivrice’de ciddi büyük depremler bekliyoruz” demiş. Bu konuda birçok rapor hazırlanıp devlet kurumlarına iletildiğini ama gerekenlerin yapılmadığını belirtiyor. Prof. Dr. Şener Üşümezsoy daha bir ay önce Akhisar ve Sivrice’de ciddi risk olduğunu söylüyor.

Marmara Bölgesinde ve Ege Bölgesinde tarihi belli olmamakla beraber bir süre sonra büyük depremler olacağını tüm bilim insanları bas bas bağırıyorlar ama hiç kimse kılını kıpırdatmıyor. Maddi kaynaklar önlem almaya yönlendirilmiyor. Ülkenin gündeminin odağına bu mesele bir türlü yerleşemiyor. Halkın gündemiyle devletin gündemi bir türlü örtüşmüyor. Bugün ülkemizde on milyonlarca insan deprem endişesi ve can korkusuyla yaşıyor ancak kimse harekete geçmiyor.

Bilim insanlarını dinlemek sadece deprem risklerini dikkate almak ve kentsel dönüşüm süreçlerini başlatmakla bitmiyor. Yönetim ve organizasyon da bir bilimdir. Bugün ne yazık ki ülkemizde tüm kan bankaları Kızılay uhdesinde. Hastaneler depolarında kan tutamıyorlar. Normal şartlar altında doğru kabul edilebilir bir uygulama olmakla beraber, bu tip acil durumlarda büyük bir zaaf yarattığı da görülmeli ve gerekli düzenlemeler yapılmalı.

Bir de her şeyi dünyayı yöneten gizli güçlerin ülkemiz üzerindeki oyunlarına bağlayanların, istisnasız her depremin akabinde “HAARP’la bize saldırıyorlar” diye sayıklamaları var. Bilim adamlarını dinlemek yerine ekranlarda palyaçoluk yapan medya maymunlarına inanırsanız, medya da bunları üç beş rating için sürekli allayıp pullarsa; kılavuzu bilim olmayanın burnu necasetten çıkmaz.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Arda Süar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Anket CHP'de il başkanı kim olmalı?