Reklamı Kapat

Öbür dünyaya yatırım yapmaktan, bu dünyanın işlerini unuttuk

Türkiye, geçen hafta bir kez daha “deprem gerçeği” ile yüz yüze geldi. Elazığ ve Malatya’da 39 vatandaşımız hayatını kaybetti, 1480 yaralımız var. Yüz...

Türkiye, geçen hafta bir kez daha “deprem gerçeği” ile yüz yüze geldi.

Elazığ ve Malatya’da 39 vatandaşımız hayatını kaybetti, 1480 yaralımız var.

Yüzlerce ev ve işyeri yıkıldı, bölge insanı zor günler geçiriyor.

Her depremden sonra olduğu gibi, yine bildik siyasetçi demeçleri, yine bildik gazete manşetleri:

*Millet olarak seferberiz.

*Felaket birleştirdi.

*Tek yüreğiz, yaraları saracağız.

*Kalbimiz sizinle.

*Türk milleti bir ve beraberdir.

*Yıkılan binaları süratle inşa edeceğiz.

Arşivleri açın bakın, yaşanan her depremden sonra aynı sözler, aynı manşetler…

Hiç değişmez!

Değişmez, çünkü biz depreme ve depremin yarattığı sıkıntılara hep “kader” olarak bakarız.

Deprem olacaktır…

Binalar yıkılacaktır…

İnsanlar ölecektir…

Kendi felaketimizi kendimiz hazırlar, sonra da “kader” deriz.

“Alın yazısı, mukadderat” deriz…

Oysa kader, beceriksiz insanların bir “sığınma noktası”dır.

İnsanlar, kendi beceriksizliklerinin, kendi tedbirsizliklerinin vicdani sorumluluğundan kurtulmak için, yaşadıkları her olumsuz olaya “kader” der, sıvışırlar.

Ne yapalım, kader!

Ne yapalım, Allah böyle istedi!

Yahu Allah senin kötülüğünü neden istesin arkadaş?

İnsan, kendi kaderini kendisi çizer.

Geçmişten ders almayan, onu yeniden yaşar

Bu topraklar, bugüne kadar onlarca “hatırı sayılır” deprem yaşadı.

*1509 İstanbul depremi.

*1719 İstanbul depremi.

*1766 İstanbul depremi.

*1895 İstanbul depremi.

*1903 Malazgirt depremi.

*1912 Mürefte-Şarköy depremi.

*1914-1917 Burdur depremi.

*1924 Erzurum-Hasankale depremi

*1935 Erdek depremi.

*1939 Erzincan depremi.

*1942 Niksar-Erbaa depremi.

*1943 Samsun-Ladik depremi.

*1943 Adapazarı depremi.

*1944 Bolu-Gerede depremi.

*1944 Ayvalık-Edremit depremi.

*1949 Karlıova depremi.

*1951 Kurşunlu-Ilgaz depremi.

*1953 Yenice-Gönen depremi.

*1957 Bolu-Abant depremi.

*1966 Varto depremi.

*1970 Gediz depremi.

*1975 Lice depremi.

*1976 Çaldıran depremi.

*1983 Erzurum-Kars depremi.

*17 Ağustos 1999 Gölcük depremi.

*12 Kasım 1999 Düzce depremi.

*2011 Van depremi.

Bu depremlerde on binlerce kişi öldü, yüzbinlerce kişi yaralandı.

Haydi, eski dönemlerde “deprem bilinci” yoktu diyelim.

Gölcük depremini “milat” kabul edelim.

20 yılda değişen bir şey var mı?

Her depremden sonra üç beş gün konuşuyoruz, sonra unutuyoruz.

Geçmişten ders almıyoruz, dönüp dönüp aynı felaketi yaşıyoruz.

Geçmişi unuttuğumuzdan, günümüzü ve geleceğimizi de kaybediyoruz.

Geçmişte yaşadığımız depremlerin geleceğe ışık tutmasına izin vermiyoruz.

Hep karanlıktayız, hep karanlıkta!

Biz işi Allah’a emanet ediyoruz, yeni bir felakete kadar keyfimize bakıyoruz.

Özetle, deprem konusunda “Saldım çayıra, Mevla kayıra” cehalet ve vurdumduymazlığı içindeyiz.

Öldüren deprem mi, yoksa eğitimsizlik ve çürük binalar mı?

“Deprem de Allah’tan, ölüm de Allah’tan” deyip işin içinden çıkamayız.

Depremlerfiziki bir olay, depremlerde ölüm ise bizim ihmalimiz, bizim kusurumuz, bizim beceriksizliğimiz.

Depremleri önleyemeyiz, ülkemiz deprem kuşağında bulunduğuna göre depremler olacaktır.

Ama depremlerde binaların yıkılmasını ve insanların ölmesini önleyebiliriz.

En aza indirebiliriz…

Nasıl yapacağız bunu?

Eğitimle yapacağız, insanlarımızı eğiteceğiz, depremden korunmayı öğreteceğiz.

Binalarımızı depreme dayanıklı yapacağız, depreme dayanıklı yapılıp yapılmadığını kontrol edeceğiz.

İnsan yaşamını, her şeyin ama her şeyin üstünde tutacağız.

Bunları yapmadığımız için her depremde binalar yıkılıyor, canlar kayboluyor.

Ve biz bütün bunları normal karşılıyoruz.

“Deprem olunca, binalar yıkılır, insanlar ölür” algısı var toplumda.

Oysa gelişmiş toplumlarda, deprem olur, ama binalar yıkılmaz, insanlar ölmez.

Çünkü onlar depremin zararlarını hemen hemen sıfıra indirmişlerdir.

İşte Japonya…

Çok sık deprem yaşayan bir ülke…

Ama Japonlar artık depremden korkmuyor.

Depremle nasıl yaşanacağını çok iyi biliyor.

Toplumda artık “deprem kültürü” var.

İçinde yaşadıkları binanın yıkılmasından en küçük endişeleri yok.

Çünkü binalarını, “depremde yıkılmaz” dayanıklılıkta inşa ediyorlar.

Sürekli tatbikat yapıyorlar, deprem olduğunda nasıl davranacakları konusundaki pratiklerini geliştiriyorlar.

Şimdi yazdıklarıma belki inanmayacaksınız, Japonlar artık evdeki çiçek saksılarının depremden etkilenmemesi için eğitim alıyorlar.

“Saksılar, evin neresinde durursa depremden etkilenmez” bunun üzerine incelemeler yapıyorlar.

Depreme bu derece hazırlıklı yaşıyorlar.

Biz neredeyiz?

Biz daha çürük binalarımızla uğraşıyoruz.

“Depreme dayanıklı bina” yapmasını beceremiyoruz. 

Bizde her isteyen, kafasına göre bina yapabilir

“Olur mu öyle şey?” diyeceksiniz, “belediye var, kontrol edenler var…”

Geçiniz…

Hepsi hikâye!

Hikâye olduğu şundan belli, Türkiye’deki yapı stokunun yüzde 70’i kaçak!

Nasıl olsa her 8-10 yılda bir “imar affı” çıkıyor, yap gitsin.

Hele bir de iktidar partisine üyeysen, kılına kimse dokunamaz.

Şehrin futbol kulübüne bağış yap, istersen iki kat daha çık.

Bizim ülkede bu işler bu kadar basit!

İşte biz böyle böyle geldik bugünlere.

Her meslekte diploma aranır, ama bina yapanlarda diploma aranmaz.

Kaldı ki, ülkemizde “inşaat eğitimi” konusunda yeterli sayıda kurum da yok.

İnşaat, uzun zamandır ülkemizin lokomotif sektörü, ama ehliyetsiz insanların elinde.

Herkes inşaat müteahhidi!

Herkes inşaat firması sahibi!

Yer gök inşaat! 

Bu dünyaya yatırım, ahirete yatırım

Ülkemizde ne yazık ki, “dünyaya yatırım”dan çok, “ahirete yatırım” ön planda.

Bu dünya yalancı, öbür dünya gerçek…

Yıllarca böyle şartlandırılmış toplum.

Bu dünyada sürün, önemli değil…

Sen asıl öbür dünyaya hazırlan!

Böyle yetiştiriliyor insanlarımız.

Örnek mi istersiniz?

Vereyim…

Konumuz madem inşaat, konumuz madem bina ve kent, bunun üzerinden vereyim.

Türkiye’de kaç tane “Yapı Meslek Lisesi” ve “İnşaat Teknik Lisesi” var, biliyor musunuz?

Kaç endüstri meslek lisesi bünyesinde “yapı” bölümü var?

Hadi söyleyin bakalım?

Ben dün araştırmaya kalktım, sağlıklı bir sonuca ulaşamadım.

Belleğimi yokladım, inşaatla uğraşan arkadaşlarıma sordum, böyle bir okulun varlığından haberiniz var mı diye, cevap alamadım.

İnternete baktım, Atatürk taa 1931 yılında Aydın ve Ankara’da “Yapı Usta Okulu” açmış, sayıları daha sonraki yıllarda artmış, ismi daha sonra “Yapı Enstitüsü” olmuş, ama orada kalmış.

Düşünün, Atatürk o günlerden bugünleri görmüş, ama biz devamı getirememişiz.

Geldiğimiz noktada “inşaat” ülkemiz için çok önemli, ama inşaatın “eğitim altyapısı” yok.

İnşaatla ilgili eğitime hiç önem vermiyoruz.

Ya neye önem veriyoruz?

İnsanlarımızı ahirete hazırlayan eğitime önem veriyoruz.

Geçenlerde yazdım, ülkemizde toplam 5 bin 140 imam hatip okulu var.

Bu okullarda toplam 1 milyon 350 bin öğrencimiz okuyor.

Tamam, imam hatip okulumuz olacak, imam hatip şart, ama bu kadar aşırı sayıda imam hatip okuluna gerek var mı?

Yapı meslek lisesi yok, dağ taş imam hatip, sonra da deprem olunca insanlar ölüyor…

Çarpıklık işte burada!

Yeri geldi, bir de Diyanet İşleri Başkanlığı ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nı karşılaştıralım.

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın 2020 bütçesi, 11 milyar 519 milyon lira.

Diyanet’in personel sayısı 110 bin.

Türkiye’deki bütün yerleşim yerlerinin düzenlemesini yapan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın 2020 bütçesi ne kadar dersiniz?

Sadece 2 milyar 827 milyon lira.

İnsan yaşamı için çok önemli olan bu bakanlığımızda sadece 15 bin kişi çalışıyor.

Anlatmak istediğim işte bu!

Türkiye’deki deprem gerçeğinin temelinde, bu çarpık anlayışımız yatıyor.

Gerisi hikâye!

O olmuş da, bu olmuş da…

Ölen ölüyor, geride kalanlar ve ülkeyi yönetenler masal anlatıyor.

Biz dünyayı bıraktık, ahiretle ilgileniyoruz.

Önce bu dünya!

Bu dünyada adam gibi yaşayalım, bu dünyada adam gibi yaşayan öbür dünyada da huzur içinde olur.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar M.Tanzer Ünal - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

06

Okuyucu - Öbür dünya sonsuz, bu dünya en fazla 100 yıl, akıllı olan yatırımını getirisi kıyaslanamayacak kadar fazla olan öbür dünyaya yapar.

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 28 Ocak 22:40
05

OFLU - EVET, GERÇEK SEBEBİ ÇOK GÜZEL İZAH ETTİNİZ. ÖLDÜKTEN SONRAKİ MANEVİ HAYAT YATIRIMI İÇİN: 11 milyar, BU DÜNYADAKİ YATIRIM İÇİN: 2 milyar. DİYANET; MEVCUT İKTİDARIN ÇOK BÜYÜK BİR PATANDASI OLDUĞU İÇİN BU KADAR ÖNEM VERİLİYOR.

BU İKLİMDE YOBAZLIK, GERİCİLİK, HURAFECİLİK, DİN TİCARETİ VE SÖMÜRÜSÜ KAT BE KAT ARTMIŞ, FETÖ DENEN HAİNLİK CUMHUTİYETİ YOKETMEYE ÇALIŞMIŞ, SAÇMA SAPAN FİKİRLERE SAHİP KİŞİLER ÖN PLANA ÇIKARTILARAK ARAP SEVİCİLİĞİ HORTLATILMIŞTIR.

ÜLKEMİZE, MİLLETİMİZE, CUMHURİYET DEĞERLERİMİZE YAZIK OLDU, ÇOK YAZIK.

Yanıtla . 2Beğen . 1Beğenme 28 Ocak 11:26
04

Kartepeli̇ - Mühendislik, Mimarlık, İnşaat fakülteleri ne işe yarar.

Ama amacınız, niyetiniz din üzerinden belden aşağı vurmak ya.

Yanıtla . 2Beğen . 2Beğenme 28 Ocak 10:47
03

Erdal Toktamış - Çoğul konuşmuşsun kendini de içine alarak, çok merak ettim öbür dünyaya yatırım babından en son ne zaman gitti ? en son ne zaman camiye gittin.

Yanıtla . 4Beğen . 0Beğenme 27 Ocak 23:52
02

Akrahmet - sizi ALLAH'a havale ediyorum ve bütün meleklerin laneti üzerinize olsun diyorum.imanın şartlarından biri - kadere,hayır ve şerrin ALLAH'tan olduğuna inanmaktır-.demek ki siz kadere inanmıyorsunuz.ebu lehep,ebu cehel komşunuz olsun

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 27 Ocak 21:39
01

Tekin 41 - AAAAAA DEMEYIN OYLE TANZER BEY.KANAL ISTANBUL GIBI BERBAT BIR PROJE VARKEN NEDEN VATANDASLARA EV YAPIP HAYAT KURTARALIMKI!!!!!OLENLER OLSUNKI KALAN SAGLAR YETER ZIHNIYETI OLAN BIR ULKE HALINE GETIRDILER.SAGOLSUNLAR!!!!!

Yanıtla . 1Beğen . 2Beğenme 27 Ocak 20:19


Anket Kocaeli Valiliği'nin aldığı koronavirüs tedbirlerini yeterli buluyor musunuz?