Reklamı Kapat

Şeyma Yıldız’ı kim öldürdü

Geçtiğimiz hafta ülkemizin her yerinden gelen felaket haberleri; bir önceki on günde biri doğuda biri batıda yaşanan iki depremin üzerine gelince ülkede geniş çaplı bir matem havası oluştu. Dünya çapında gündem olan salgın hastalıklar ve Suriye’nin artık geri sayımı sıfıra epey yaklaşmış bir bomba olması falan derken; biraz gündemle ilgili insanların sinir stres seviyesinin ne hale geldiğini görebiliyoruz. Her yerden sıkışmışlık, her yerden bunalma, her yerden her an yeni bir anksiyete sebebi.

Bütün bu büyük meselelerin arasında, öyle bir cinayet haberi duyuldu ve arkasından öyle bir hikaye çıktı ki insan inanmak istemiyor. Adamın biri, erkek arkadaşı olan kızını öldürüp cesedini bir yere atıyor. Sonrasında ceset bulunup konu ortaya çıkacak gibi olduğunda da kuvvetle muhtemel daha az ceza almak için kendisi gidip teslim oluyor. Burada geleneksel medya aracı olan bir gazete aracılığıyla sizlere seslendiğim için uymam gereken kurallar ve kanunlar var.

Bu meseleyi ele alırken, sondan başlamak ve olaya dair insanların tepkilerini içeren sosyal medya mesajlarından ve video yorumlarından bir parça size aktarmak istiyorum. Böylece meselenin sebeplerini, sonuç sonrası tepkilerden çok net bir şekilde görebileceğiz.Özellikle hiçbir imla ve noktalama düzeltmesi yapmadan aktarıyorum ki daha konuştuğu dili yazamayan bu sefillerin kalitelerini daha iyi görün.

“Bir baba evladının şanlı şerefli büyümesini ister ancak yeni kanunlar izin vermiyorlar şerefiyle büyümesini zor durumda kalan baba ya cinayette yada intar ederek sonucunu katlanıyor malesef aile bakanı çok sorumsuz ve çocuklar daha güzel ve toplumsal olarak büyümesine destek olmuyor hata 18 yaşında olduğunda özgürce yaşamalarına izin veriyor ve sonuç gasp hırsız oruspu yada hapci yetişiyor yeni nesilde artık bu devletin sorumsuzluğu dur demek lazım ben 40 yaşındayım halen babamın sözünden başka söz dinlemem atalar her zaman haklidir”

“Baba olmak çok zor rabim babaya yardimci olsun ellerinden öperim”

“Sen 600 yıllık töreyi örf adetlerimizi laiklikle devlet ve din işlerini ayırır san ne töre kalır nede sonra devlet kalır atalar ne demiş töre bozulursa devlet yolda çıkar diye boşuna dememiştir herşey ortada malesef bozuk bir nesil yetişiyor o nesili görmek isteyen varsa Ankara metrosuna binsin ve yeni nesil çağdaş laik yetişen gençleri görün hiç edep yok resmen orasını burasını karıştıran gençleri görün”

Bunlar da “kızınız bir erkek arkadaşını olduğunu söylerse ne yaparsınız?” sorusuna verilen cevaplardan bir demet.

“Ayaklarını kırarım ya onun dokunur bize ya ayıp bizde zorumuza gider yani şimdi bizim iznimiz olmadan olursa olmaz söylesede olmaz kızım gitme etme dolaşma evinde otur annene bak babana bak bana bak yani öyle otur”

“Söyleyemez. Ben izin vermem çünkü. Ya bana böyle gelme”

“Söyleyemez yan kan gövdeyi götürür (burada pişkin pişkin gülüyor yaşına başına bıyığına tükürdüğüm herifi)”

“Saçma yaa öyle soru sorma ya sorma o soruyu. Oğlumun sevgilisi olsun onu sor (burada pişkin pişkin gülüp kahkaha atıyor). Tepki gösteririm kafasını gözünü kolunu bacağını heryerini kırarım”

Cahiliye Dönemi Gibi

Bu ipe sapa gelmez, insanları alenen kin ve düşmanlığa iten, hayat tarzlarına müdahaleye teşvik eden, Anayasamızın temel ilkelerine aykırı ve cinayete özendiren yorumları yapanların ortak noktası yukarıda da okuduğumuz gibi sözde bir din, sözde bir namus, sözde bir edep, sözde bir ahlak.

Erkek egemen toplum dünyanın çok büyük bir sorunu. Lafı eğip bükmeye gerek yok, kadın üzerindeki iktidarını 50 gramlık et parçasından alan ve onun işlevini de hakkını vererek yapamayan erkeklerin kitlesel bir histeri halinde kadınları düşmanlaştırması, ahlaksızlığın sebebi görmesi, namus kavramını sadece kadının apış arasına indirgemesinin İslamiyet’le zerre kadar alakası yoktur. Uzaktan yakından bu ikisini bir araya getirmek mümkün değildir.

Ancak İslamiyet’i Emevi Arabizmine bir kılıf yapan, kadını sadece emeğini sömürmek, damızlık olarak kullanmak, akşamdan akşama bir oyuncak gibi oynaşmak ve sokakta sahip olmadığı otoritesini üzerinde sergileyeceği sadistçe hislerin kurbanı yapmak bizim toplumda ve dünyanın hemen her coğrafyasında çok yaygın. Bunun sebebi de çok net bir şekilde imanla bağları kopartılmış, töre adı altında her türlü melanetin içine sokuşturulduğu “kurumsallaştırılmış dinlerdir”.

Din kisvesiyle kadınlara eziyetin başladığı yer Avrupa’dır. Kilisenin her türlü ahlaksızlığa boynuna kadar batmış papazlarının adeta bir hobisi olan kadın düşmanlığı ne yazıktır ki bugün İslamiyet’i sarıp sarmalamış, kefereler bu saçmalığı çoktan yüzlerce yıl geride bırakmışken bizi öylesine bir zehirlemişler ki hala daha komadayız.

İslamiyet öncesinde Mekke toplumunda ne kadar melanet varsa, Kuran’da lanetlenen ne kadar uygulama varsa bugün ne acıdır ki İslamiyet adı altında bu topraklarda yaşatılmaya çalışılıyor. Kadınlar bir cariye gibi, bir köle gibi görülüyor. “Kız çocuklarının diri diri toprağa gömülmesini” ortadan kaldıran dine mensup olduğunu iddia eden adamlar sözde namus sözde ahlak sözde edep adı altında erkek arkadaşı var diye kızlarını öldürüyorlar. Bir insanın canını almanın en büyük günah olduğu bir dinin sözde mensupları töre adı altında, gelenekler adı altında, geleneksel aile yaşamı adı altında, muhafazakarlık adı altında, din iman adı altında ülkemizde her gün en az bir tane kadını öldürüyorlar. Bu bir din meselesi değildir, bu bir ahlak meselesidir. Ve ahlaksız olan kadınlarımız değil, kendinde insan öldürme hakkını gören bu rezil erkek sürüsüyle birlikte onlara destek vererek erkek delisi bir grup sözde töreye ahlaka bağlı kadındır.

Kadına şiddet meselesi bugün artık fiziksel şiddet, psikolojik şiddet, cinsel şiddet, ekonomik şiddet gibi konularla tüm dünyada ele alınırken biz daha yaşama hakkı seviyesine bile gelemedik.

Oktay Sinanoğlu Gibileri

Ülkemizde 90’lı yılların sonundan itibaren kaynağı belli olmayan bir şekilde şişirilen 2015 yılında da ölen Oktay Sinanoğlu adlı profesör vardı. Bu adam akademik kariyerine baktığınız zaman gerçekten ülkemizin yüz akı bir kimyacı olarak anılacak bir vatandaştı. Yale Üniversitesinde Teorik Kimya Bölümünün kurucusu, California Üniversitesi ve MIT gibi ABD’nin önemli okullarında hep dereceyle başarılar kazanmış bir profesör. Ancak bu merhum zat da ülkemiz insanının en büyük hastalığı olan, “bilip bilmediği her konuda ahkam kesme” hastalığına yakalanmıştı. Tıpkı Canan Karatay gibi, tıpkı daha bir sürü bilim insanı, siyasetçi, gazeteci gibi.

Hiçbir şekilde alanı olmamasına rağmen dil bilimi hakkında ahkamlar kesen, fakülte yerine bölümce, internet yerine örütbağ, biyoloji yerine dirilbilim gibi saçma önerilerin sahibidir. Hakim olmadığı konularda kestiği ahkamların bir kısmı da çağdaşlık hakkındadır.

“Bir milleti yaşatan gelenekleridir. Kültür Hakkari’de bale gösterisi yapmak değildir. Kültür arada bir konsere gidip hava atmak değildir. Çağdaşlık Moda’nın ara sokaklarında köpek gezdirmek değildir. Bunlar sahte aydın sınıfıdır, aslında kendi kültüründen ve halkından tiksinen ama arada halkçılık edebiyatı yapan tiplerdir.”

Köpek sahibi olup onu gezdirmenin, sanatla tanışmamış bir coğrafyaya modern sanatları taşımanın düşmanı olmak ne derece aydın olmaktır, ne derece medeni olmaktır sorusunun yanıtı basit. Bu adamın eleştirdiği her şey tam da medeniyet denen şeyin birer küçük parçasıdır.

Atatürk Cumhuriyetinin köylüsünün tarlasından arttırdığı, memurunun boğazından kestiği paralarla okuması için yurtdışına gönderdiği, üstelik bir diplomat çocuğu olan Oktay Sinanoğlu’nun oradan kapa kapa batı düşmanlığı, medeniyet düşmanlığı kapmış meczubun tekidir. Ülkesinin aydınlanma macerasına düşman, bu aydınlanma düşmanı tiplerin örmeye başladığı ağ, Anadolu’yu kasıp kavuran cehaletin örgütlenmesine sözde entelektüel bir zemin hazırlamıştır.

Yazının başlığına gelirsek, Şeyma Yıldız’ı öldüren dini sömürerek töre üzerinden geçinen bir kısım hacı hoca takımı ve ağaların baskısı altında beynini kullanmaktan aciz kitlelerin içine sokulduğu dar görüşlü yobazlıktır, onların torunlarının bugün büyük şehirlerde hala 100 sene önceki köyündeki gibi yaşamak istemesine sebep olan bağnazlıktır. Şeyma Yıldız, Atatürk fotoğrafının önünde poz veren, fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür bir genç kız olarak yaşamının daha baharı gelmeden koparılmış bir gonca güldü.Onu koparanların kimler olduğunu anlamak için de Cüneyt Arkın’ın Öğretmen Kemal filmini, Kemal Sunal’ın Kibar Feyzo filmini izleyin.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Arda Süar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

01

Ahmet Kandıra - cehaleti yenemedikçe daha çok kadını toprağa veririz...

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 09 Şubat 11:46

Anket CHP'de il başkanı kim olmalı?