Reklamı Kapat

Virüs, bakalım herkesin aklını başına getirecek mi?

Toplumların milatları vardır.

Yani başlangıç noktaları…

Savaştır bu.

Depremdir…

Salgın hastalıktır…

Yaşam akıp giderken pat diye kendilerini bir anda “ateş içinde” bulurlar.

Çoğu şey, anlamını yitirir.

Para pul…

Mal mülk…

Makam, güç…

Herkes bir anda eşitlenir.

“Hayatta kalma” kaygısı başlar.

Bizim nesil, savaş görmedi.

2.Dünya Savaşı sonrası dünyaya gelenleriz biz.

Hoş Türkiye 2.Dünya Savaşı’na zaten katılmadı, ama savaşın izlerini iyi biliriz.

                                               *******

Deprem?

Depremi yaşadık.

Felaketi gördük.

Zenginle fakir…

İşçi ile amir…

Yöneten ile yönetilen…

“Aynı konuma” gelmişti.

Cepteki para, işe yaramıyordu.

Herkes sıraya girip, dağıtılan ekmeği alıyordu.

Payına ne düşüyorsa…

Marketler kapalı, lokantalar kapalı, fırınlar kapalıydı…

Para hırsı, makam hırsı bitmiş; herkes “can derdine” düşmüştü.

Servetle övünme, makamla gururlanma, “dünyayı ben yarattım” havaları, bir anda yok olmuştu.

Toplumsal ayrışma, yerini toplumsal dayanışmaya bırakmıştı.

Deprem, depremi yaşayan hepimiz için bir milattı.

Ancak etkisi fazla sürmedi, aradan birkaç yıl geçti, olan biteni unuttuk, “güç, para ve makam” peşinde koşmaya başladık.

Koronavirüs, bakalım aklımızı başımıza getirecek mi?

Ve gelelim bugüne…

Sadece Türkiye değil, tüm dünya yeni bir felaketi yaşıyor.

Bu satırlar yazılırken virüsün etkilediği ülke sayısı, 146 idi.

Şu ana kadar virüsün en az zarar verdiği ülkelerden biri Türkiye.

Ama yarın ne olur, kestirmek güç.

Henüz ölüm yok, tanı konulan hasta sayısı ise sadece 47.

Bu kadarı bile; toplumda bir “yumuşama”, bir “uzlaşma”, bir “hoşgörü” başlattı.

Kibirlilerin, güç bende diyenlerin, egemenlerin, kesesi dolu olanların, “doğayı, aklı, bilimi, hukuku ve ahlakı” hiçe sayanların, süngüsü bir anda yere düşüverdi.

Minnacık bir virüs geldi, parası ile övünenlere, makamını kılıç gibi kullananlara, egosunu törpülemeyenlere, “hep ben, hep ben” diyenlere, oturduğu koltuğa kazık çakmayı düşünenlere, toplumu sürekli ayrıştıranlara, ders verdi.

“İnsanlık dersi”, verdi…

“Din dersi”, verdi…

“Eşitlik dersi”, verdi…

“Kardeşlik dersi” verdi…

“Ahlak dersi”, verdi…

“Vicdan dersi”, verdi…

İnşallah, “ders almasını” biliriz.

Virüs gidince, eski günlere geri dönmeyiz…

İnşallah, virüs, aklımızı başımıza getirir.

Kuyumcular neden açık?

Dün sabah kuyumcu okurum Kamil Yılmaz aradı.

“Her tarafı kapattılar, kuyumcuları kapatmadılar, oysa halkla en çok temas edenler biziz. Madem koronavirüse karşı mücadele verilecek, kuyumcular da kapatılsın. Sonra kuyumcuların sattığı, halkın temel ihtiyacı değil ki” dedi.

Kamil Yılmaz, haklı.

Düğün değnek yasaklandı…

Sürekli “Acil ihtiyaçlar dışında dışarı çıkmayın” anonsu yapılıyor…

Böyle bir ortamda kuyumcuların açık olmasının ne anlamı var?

O Türkler için 65 yaş, yolun yarısı…

Bugün tüm dünyada yaşayan Türk nüfusu 300 milyon olarak kabul ediliyor.

Bize “Anadolu Türkleri” deniyor.

Bizim dışımızda…

*”Azeriler” var…

*”Kazaklar” var…

*”Türkmenler” var…

*”Özbekler” var…

*”Kırgızlar” var…

*”Oğuzlar” var…

*”Altay Türkleri” var…

*”Başkırlar” var…

*”Balkarlar” var…

*”Uygur Türkleri” var…

*”Hakaslar” var…

*”Karaçaylar” var…

*”Tatarlar” var…

*”Tuvalar” var…

*”Yakut Türkleri” var…

*”Ahıska Türkleri” var…

*”Balkan Türkleri” var…

*”Hunza Türkleri” var…

*”Karagas Türkleri” var…

*”Kırımçaklar” var…

*”Kamuk Türkleri” var…

Aklıma geliverenler bunlar.

Mutlaka unuttuklarım olmuştur.

Geçenlerde bir gazetede okudum.

Türk topluluklar içinde en uzun yaşayanları, Hunza Türkleri…

Ortalama yaşamları 110-120 yıl arası.

65 yaşı, “yolun yarısı” kabul ediyorlar.

Kadınlar, 65-70 yaş arasında anne oluyor.

100 yaşında ölenlere “genç öldü” deniliyor.

İçlerinde kanser olan yok. 

Bu arada belirteyim, Hunza Türkleri, Çin ve Afganistan sınırında Pakistan’ın Keşmir kenti yakınlarında yaşıyor.

Peki, Hunza Türkleri böylesine sağlıklı yaşamlarını neye borçlu?

Hunza vadisinde yaşıyorlar, dağlardan gelen temiz havayı soluyorlar.

Kendi yetiştirdikleri sebze ve meyvelerle besleniyorlar.

Kış için sebze ve meyve kurutuyorlar.

Az et yiyorlar.

Özetle, doğal besleniyorlar, temiz hava soluyorlar, stresten uzak yaşıyorlar.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar M.Tanzer Ünal - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

02

Korhan - depremde para işe yaramaz hale mi gelmişti ? güldürmeyin adamı , parası olan istanbula gidip otelde kalabilmişti , olmayan ise kızılay çadırında...

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 18 Mart 16:07
01

Korhan - e kuyumcu istiyorsa kendi kapatsın , khk şart mıdır ?

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 18 Mart 16:05

Anket Corona virüsü için alınan tedbirleri yeterli buluyor musunuz?