Reklamı Kapat

Çin virüsü ve cehalet el ele

Ülkemize de geçen hafta itibariyle gelen ve hızlı bir şekilde hem vaka hem de ölü sayısını arttıran Coronavirüs hakkında dünya üzerinde en doğru tanımlamayı; kendisinden beklenmedik şekilde Amerikan Başkanı Donald Trump yaptı. Bu salgını “Çin Virüsü” adıyla tanımladı ve dünyada bu tanım gerçekten çok ciddi bir karşılık buldu.

Konuyu ırkçı ve kafatasçı bir noktaya varmadan ama gerçekleri ortaya koyarak değerlendirmek gerekiyor. Çin, bugün dünyanın içine düştüğü felaketin yegane sorumlusudur. Bunun birkaç sebebi olmakla beraber kapalı bir rejim olması ve bunun dolaylı etkileri sebebiyle bu salgın bitene kadar dünya üzerinde en az on binlerce insan hayatını kaybetmiş olacak.

1 Ocak 2020 tarihinde Global Times News’da yayınlanan bir haber var.

Özetle diyor ki “Çin yönetimi zatürre benzeri öldürücü bir salgın yayıldığı yönünde -yalan haberler- yapan sekiz kişiyi tutukladı”.

Çin rejimi ısrarla ve inatla bu salgının gerçek boyutlarını hem kendi kamuoyundan hem de dünyadan gizlemeye çalıştı. Mızrak çuvala sığmayınca da mecburen açıklamalar yaptılar ancak iş işten geçmişti. Virüs bir sürü ülkeye yayıldı ve bu noktadan sonra bile Çin ısrarla verileri net bir şekilde paylaşmadı. Paylaştıklarını söylüyor olsalar da buna inanmak için Perinçek kıvamında olmak gerekir. Sağlıklı insan işi değil.

Çin’in salgın başladıktan sonra yaptıkları tipik bir diktatorya rejimine yakışacak tutumlardı. Buna diyecek bir şey yok. Namussuz, namussuzluğunu illa ki yapacaktır. Ancak işin çok daha derin bir sosyal tarafı var. Çin’de insan ne bulsalar yiyorlar. Şimdi bunu kültür konusu olarak değerlendirenler çıkacaktır ama çok net bir şey var; “yarasa yenir mi ulan!”

2007 yılı Ekim ayında Clinical Microbiology Reviews adlı yayında yer alan bir makale var. Yazarları Vincent Cheng, Susanna Lau, Patrick Woo ve Kwok Yung Yuen. Hong Kong Üniversitesine bağlı bir araştırma laboratuvarında görevli bu bilim insanlarının bundan tam on üç sene önce tespit ettiği ve makalede yazan şeyler tam olarak şöyle;

“Yarasa kolonilerinde bulunan yoğun SARS-CoV-ve benzeri virüsler, Güney Çin’deki egzotik memeli hayvan yeme kültürü sebebiyle; mutasyona uğrama ihtimali olan Coronavirüs türlerini insanlık için bir saatli bomba durumuna getirmektedir”.

Bu makale üzerine yapılan başka değerlendirme makalelerinde de “virüsün yıllardır insanlarda görülmediği ancak Çin’deki canlı hayvan pazarlarının bu ihtimali ciddi oranda mümkün kıldığı” yönünde tespitler var. 2007 Ekim ayında yayınlanan makalede imzası olan isimlerden Yuen Kwok Yung zaten yeni Coronavirüs denilen COVID-19’un tespitinde de katkı sunmuş isimlerden.

Gerekirse Silah Zoruyla

Çin devletinin uyguladığı sansür politikalarının abide isimlerinden birisi olan, virüsün yayıldığını dünyaya duyuran, tutuklanan ve sonrasında da insanlara yardım etmek için çırpınırken hastalığa kapılıp 3 Şubat’ta hayatını kaybeden Doktor Li Wenliang’ın başına gelenler dünyanın Çin’e karşı bu salgın belası bittikten sonra çok sert tedbirler alması gerektiğini ortaya koyuyor.

Bütün dünya ucuza mal almak için her şeyini bu adamlara bağlamanın ne kadar yanlış olduğunu umarım anlamıştır. Küreselleşmenin, küreselci birtakım grupların boyunduruğu altına girmemek olması gerektiğinin de idrak edilecek olduğunu umuyorum. Dünyanın bütün medeni memleketleri gerekirse kendi aralarında yeni bir dijital ekonomiye geçişin ve para manipülasyonlarının etkisini azaltacak bir ajandayla birlikte Çin’den mal tedarik etmeyi, bu ülkeye iğne iplik bile satmamayı gündeme almalıdır.

Modern insanlık tarihinin en büyük belasını başımıza açan bu rejim derhal bir şekilde libere edilmeli ve faşizmin kafası ezilmelidir. Bundan iki sene önce dünyaya sattıkları tüm bilgisayar parçalarına casus çipler ekledikleri ortaya çıktığında yapılması gerekiyordu ama vahşi kapitalizm böyle bir şey. Akıllanmaz. Para için her şeyini satar.

Çin’in komünist, otoriter ve faşist diktatoryasına karşı NATO acilen bir olası eylem planı hazırlamak zorunda. Çünkü yaklaşık 20 senedir tüm Amerikan Düşünce Kuruluşlarının söylediği üzere dünyaya yönelik en büyük tehlike Çin’dir. Üstelik bu tehlikenin boyutları bugünlerde gördüğümüz üzere devletler ve şirketlerden öte doğrudan hepimizin, ailelerimizin, sevdiklerimizin hayatını ölüme sürükleyebilecek kadar gözü kara bir manyaklık noktasındadır. Çin’deki rejim en kısa süre içerisinde yerle bir edilmeli, liberasyondan sonra da çok net bir şekilde oradaki iki milyara yakın homo sapiens sapiens genetik dizilimine sahip canlılara insan olma yolunda temel bilgiler verilmelidir. Mesela yarasa yememeleri öğretilmelidir.

Yeni Dünya Düzeni Derken

Bu salgında Çin’in payını örtbas etmeye çalışan, küresel komplolara konuyu kanalize ederek ihaleyi yine ABD, İngiltere, İsrail, İlluminati, Masonlar, Tapınakçılar, Amon Ra’cılar gibi hayaletlere yöneltmeye çalışanların zerre kadar ciddiye alınmaması ve mümkünse hiçbir ekrana çıkartılmaması gerekiyor.

Bu olay bir biyolojik savaş değildir. Bu felaketin geleceğini 13 sene önce bilim insanları tespit edip duyurmuşlar. Üstelik bunu yapan bilim insanları aynı zamanda ülkelerinin Çin faşizmi tarafından yutulmaması için de mücadele eden Hong Kong’un bilim insanları. Yeni dünya düzeni safsatalarına kendisini kaptırmış kompile teorisyenlere ayırdığınız her dakika, beyninizi verimli kullanmadığınız için günahtır.

Yeni dünya düzeni denen şey sosyolojik bir dönüşümdür ve nasıl ki toplayıcılıktan tarım toplumuna, oradan coğrafi keşiflere, sanayi devrimine ve internet dönemine geldiysek aynı şekilde yaşanması kaçınılmaz sosyal bir dönüşümdür. Büyük güçler safsatalarını ortaya atanlar, insanlara umutsuzluğu alttan alta aşılayan; senin hiçbir hükmün yok mesajını verenlerdir. Onlara yönelik en güzel cevap Ursula Le Guin’in bir kitabında yer almaktadır; “Kral deneyebilir ama kimsenin gölgesini kısaltamaz”

Dünyanın her yerindeki ve ağırlıkla, çok şükür ki içinde yer aldığımız, Batı medeni dünyasında bulunan aklıselim insanların ortak mücadelesiyle her türlü musibeti aşabilir. Yeter ki biz hurafeler, sloganlar, romantik söylemlerden kendimizi koruyalım ve akılın, bilimin ve bilginin ışığından ayrılmayalım. Ayrışmak yerine birleşmek için tüm dünyadaki bilim ve mantık odaklı insanlara çok büyük bir görev düşüyor. 1950’lerde ortaya çıkan ve sınırları anlamsızca genişletilen insan haklarını yeniden makul bir çerçeveye oturtmak gerekiyor. Çin’deki adamlar yarasa yiyor ve Çin devleti buradan doğan salgını gizliyor diye bugün hepimiz diken üstündeyiz.

Cehaletle Mücadele

Yarın geceden itibaren gece kulüpleri kapatılıyor denince deli danalar gibi “son bir akşam eğlenelim” diyenler hoş görülemez.

Bize bir şey olmaz diyerek sokaklara çıkan kaderci yaşlılar

“Partilemeden duramıyorum yea” diyen ergenlikten çıkamayan Y kuşağı mensupları

“Abdest alıyoruz bizi melekler yıkıyor” diyen cahiller

“Müslümana bir şey olmaz” diyen hurafe bağımlıları

“Alkol iyi geliyormuş” diye bir laf duyup her akşam eve zil zurna gidenler (bizzat şahit oldum)

“Çok sıkıldım evde üff” diyen şımarıklar

Yurtdışından gelip de kendisini izole etmeyen benciller… Ve bunlarla görüşen vurdumduymazlar.

Bunların hepsi aslında aynı gruptur.

Yaşam tarzları farklı olsa da özünde hepsi birer saatli bomba olan cahil sürüsüdür.

Yasaktan önce son gece bara gideniyle, umreden dönünce evine gitmek için karantinadan kaçanı arasında zerre kadar fark yok.

Aklı başında insanların kolektif düşüncesiyle ülkeleri yönetmek hala mümkün olmadığına göre herhalde en iyisi; en mantıklı en akıllı en pozitivist adamlar içerisinden duygusal zekası da yüksek olan bir tanesini seçip başımıza koymak gibi duruyor. Ne acıdır ki otoriter rejimlerin sebep olduğu belaların kökünü kazımak uzun vadede yine mantık odaklı otoriter modellere ihtiyaç duyuyoruz.

İngiltere’de yaşlıların çok büyük bir kısmı mevcut Başbakan, vatan haini Ali Kemal’in torunu olan, Boris Johnson’a oy vererek seçimi kazanmasını sağladılar. Bu adam daha üç gün önceye kadar “kitle bağışıklığı” gibi hiçbir dayanağı olmayan manyakça bir yöntemi uygulamakta ısrar ediyordu. Bu politikadan vazgeçilmese ilk ölecek olanlar bu adama oy verenler olacaktı. Siyasi tutuculuk işte böyle bir şeydir. Mutlaka ama mutlaka kendisini doğuranı yer yutar.

Aynısı olmamakla beraber benzer çerçevede değerlendirilebilecek şeyler biz de yaşıyoruz. Adam camiye gidiyor ve imama posta koyuyor. Diyanet İşleri Başkanlığının verdiği fetvayı zerre kadar takmıyor ve neredeyse imamla müezzini din düşmanı olmakla suçlayacak bir tavırla kavga çıkartıp camilerde arbedeler yaşanmasını provoke ediyorlar. Sen geber senin bir kıymetin yok zaten ama bu hastalığı bulaştıracağın masum insanların vebalini ne yapacaksın ey çakma Müslüman!

Daha en az üç hafta boyunca karantinadayız ve bu konuyu yazmaya, konuşmaya devam edeceğiz. İnşallah üç hafta olarak belirtilen sürede bu beladan mümkün olan en az hasarla kurtuluruz. Bizlere düşen evde kalmak, sağlıkçılar için dua etmek ve en önemlisi onların iş çıkışı eve giderken uğradığı markette boş raflarla karşılaşmamaları için talancılıktan vazgeçmek olmalı.

Akşamları alkışlayalım ama hayatta kalabilmeleri için de gerekeni yapalım. Bencillik, bu süreçte bize virüsten daha fazla zarar vermesin.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Arda Süar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Anket Corona virüsü için alınan tedbirleri yeterli buluyor musunuz?