Aşı üretmeyen Türkiye...

Türkiye, 5 Ekim 2005 yılında Balıkesir Manyas’a bağlı Kızıska beldesinde KUŞ GRİBİ ile karşılaştı.

 Köyde, bir üreticiye ait 1800 hindi bir gecede telef oldu.

Bir yıl içinde salgın 54 ilimizde yayıldı.

Kuş Gribi aşımız yoktu!

Oysa, “Manisa Tavuk Hastalıkları ve Aşı Üretim Enstitüsü” vardı. Ancak, “siyasi iradenin kararı ile” 2004 yılında Enstitü kapatıldı!..

Daha sonra, 2 Kasım 2011 tarihinde ise,  1928 yılında kurulan Refik Saydam Hıfzısıhha Enstitüsü kapatıldı!

Cumhuriyet dönemine ait bir eserden daha kurtulmuştu birileri!

Oysa bu enstitüde BCG aşısı, kuduz, çiçek, difteri, boğmaca, tetanos aşıları üretiliyor, ilaç denetimleri yapılıyordu.

16 Mayıs 2009 tarihinde DOMUZ GRİBİ bir yabancı turistle girdi ülkemize.

 İlk ölüm, 25 Ekim’de oldu.

Zamanın Sağlık Bakanı Recep Akdağ, “AŞI” gerektiğini söylüyordu ama Başbakan Erdoğan aynı fikirde değildi!

Ancak, 1 milyon kişi Domuz Gribi’ne yakalanmış ve 14 Aralık’ta bu nedenle ölen kişi sayısı 458’e ulaşmıştı.

Nihayet,  43 milyon doz aşı siparişi verildi ancak 33 milyonu iptal edildi!

Tıp adamları yeniden aşı üretim enstitüsü açılmasını öneriyordu ama siyasi iktidar umursamıyordu!

Oysa, böyle bir tesis kurulsa;  biyoloji, moleküler biyoloji, biyokimya gibi alanlarda bir çok insan yetişiyordu. Teknik eleman konusunda eksik yoktu. Öte yandan, aşı üretiminde gerekli 200 milyon embriyolu yumurta ülke tavukçuluğunu da ayağa kaldırabilirdi.

Bebek ve çocuklara koruyucu sağlık hizmetleri kapsamında difteri, boğmaca, tetanos, verem, hepatit, kızamık ve çocuk felci aşıları yapılıyordu. İthal edilen bu aşılar için büyük bir bedel de ödeniyordu.

Öte yandan;

Dünyada etkisi giderek artan iklim değişikliği ve küresel ısınma, savaşlar ve yoksulluk, ölümcül salgın hastalıkların ard arda geleceğini gösteriyordu.

Ancak, bu ülkede “aşıya karşı önyargılar” da vardı!

Üstelik, inançlı insanları yalanlarıyla kandırabiliyorlardı!..

Bugün karşımızda yeni bir salgın hastalık tehdidi var.

KORONA ya da diğer bir ifadeyle COVİD-19.

Virüs, son derece hızla ve insandan insana yayılıyor.

Solunum yoluyla geçiyor ve 14 günlük kuluçka döneminden sonra ölümcül oluyor.

Bu virüsün varlığının tespiti için TEST yapılması gerekiyor. Ama, TEST KİTİ’ni ithal ediyormuşuz!

Barış Yarkadaş ise, Test Kiti’nin Gebze’deki  bir firmada üretildiğini, ancak ne hikmetse Bakanlığının bu firmadan alım yapmadığını belirtiyor!?

Olur mu böyle şey?

Yoksa, Test Kiti’nden nemalanan “ithalatçı firmalar” mı var?

Düşünün;

 Güney Kore 1 günde 20 bin kişiye test uyguluyor, bizde ise 8 günde ancak 10 bin kişiye test uygulanabilmiş!

Bu ağır aksak durum yüzünden hastalığın hızla yayılması, “teşhis ve tedavide gecikme” tehlikesi ve tehdidi var.

Daha da ilginç olanı şu ki;

Cumhurbaşkanı’nın bu konu ile ilgili olarak düzenlediği toplantıya hemen her kesimden temsilci davet edildiği halde Türk Tabipler Birliği ve Eczacılar Odası gibi sağlık örgütleri davet edilmiyor!?

Böyle bir anlayışla böylesine büyük bir yaşamsal tehditle mücadele edilebilir mi? Bence, Cumhurbaşkanı “DANIŞMANLARINI” gözden geçirmelidir!

Bir başka örnek olay;

Bir hastanede, Korona ile ilgili olarak sağlık görevlileriyle bir toplantı yapıyor. Toplantıda bir kişi telefon kamerasıyla çekim yapıyor. Bu arada konuşmacı doktor; “hasta sayısının bin kişiyi bulduğunu” söylüyor! Hastane içi, kamuoyuna kapalı bir toplantı. Bir basın toplantısı değil. Ama konuşmacı bayan doktor soruşturmaya alınıyor!? Bu ne hoyratlık?

Ezcümle;

BİLİM ışığında yürüyemezsek, DEMOKRASİ bir “araç” olursa, “HUKUK DEVLETİ” fiilen bir kenara bırakılmışsa, biz bu karanlık dünyada nasıl çıkarız AYDINLIĞA?

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Küpçü - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.



Anket Cumhurbaşkanı'nın açıkladığı normalleşme sürecini nasıl karşılıyorsunuz