Bizim neslin ilk karşılaştığı salgın, bit salgınıydı

“Bizim nesil” derken, 70’i devirmişlerden söz ediyorum.

2.Dünya Savaşı sonrası yıllar…

Yani 40’lı yılların ikinci yarısı…

Savaş bitmiş, insanlar bir taraftan ekonomik sıkıntılarla uğraşırken, diğer taraftan da bulaşıcı hastalık “tifüs”un kıskacında.

Tifüs, tıpkı bugün koronavirüsün yaptığı gibi, bütün dünyayı tehdit ediyor.

Ortalığı kasıp kavuruyor…

“Bit” sözcüğünü ilk duyduğumda, kaç yaşında olduğumu hatırlamıyorum.

Küçüktüm…

Büyüklerimiz, bit salgınından söz ederler, her gün saçlarımızın arasında bit ararlar, bulduklarında, iki başparmak tırnağına sıkıştırarak “çıt çıt” öldürürlerdi.

Yine hatırlıyorum…

Saçlarımızı “sirkeli su” ile yıkarlar, ince dişli “bit tarağı” ile tararlardı.

“Tifüs” ile “bit” arasındaki ilişkiyi sonradan öğrendim.

Tifüs mikrobu, bitler aracılığıyla bulaşır ve yayılırmış.

Bu nedenle “bitle mücadele” o yıllarda çok önemliydi.

Ne o bitlendin mi?

Bugün bile kaşınan birisini gördüğümüzde, “Ne o bitlendin mi?” diye takılırız.

“Bitlenmek”, bizim çocukluğumuzda çok kullanılan bir sözdü.

Başını kaşıyorsa, bitin “baş biti” olduğu söylenirdi.

Vücudunu kaşıyorsa, “vücut biti”…

Kasığını kaşıyorsa, “kasık biti”…

Tabii en yaygın olanı, “baş biti”ydi.

Bitin yavrusuna “sirke” denirdi.

Sirke, bulunduğu ortam uygunsa kozasından çıkar “bit”e dönüşürdü.

Hızla ürerdi.

Her evde “bitle mücadele” yürütülürdü.

Hani bugün “koronavirüsle mücadele” yürütüyoruz ya, 60-70 yıl önce de “bite karşı” amansız mücadele veriliyordu.

Okullarda “bit kontrolü” yapılırdı

Yaşı fazla olmayan okurlarıma garip gelebilir…

O yıllarda okullarda, tifüs salgınını önlemek için, haftanın her günü “bit kontrolü” yapılırdı.

Okul bahçesinde sınıf sınıf sıraya girer, bit denetiminden geçerdik.

Öğretmenler; önce ellerimizi, tırnaklarımızı ve siyah okul önlüğümüzün cebinde mendil olup olmadığını kontrol ederdi.

Sıra başa, saçlar arasının kontrolüne gelince, hepimizi bir heyecan kaplardı.

Ya bit çıkarsa?

Başında bit çıkan, okula alınmadan eve gönderilir, arkadaşları tarafından “Bitli bitli…” diye alaya alınırdı.

Sinir bozucuydu…

Utanılacak bir durumdu…

Bu nedenle sabah evden çıkarken, annelerimizin kucağına başımızı koyar, günün ilk bit kontrolünü yaptırırdık.

Gözden kaçan varsa da okul girişinde yakalanırdık.

Tifüsle mücadele böyle sürdürülüyordu.

Hani bugünlerde koronavirüsle mücadele kapsamında evlere hapsolduk ya, çocukluk günlerimin “tifüs” salgınını hatırladım, yaşadıklarımı ve tanık olduklarımı sizlerle paylaştım.

Bugünü, ancak geriye dönüp anlayabiliriz.

Ne demiş 1813-1855 yılları arasında yaşayan Danimarkalı filozof Soren Aabye Kierkegaard?

“Hayatı ileriye dönük yaşar, geriye dönüp anlarız.”

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar M.Tanzer Ünal - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

01

Ahmet Turan - Tanzer bey o yılları hatırladım Türkiye’nin Doğusu batısı birebir aynı mücadeleyi yapmış bir de uyuz salgını vardı o yıllarda selam ve sevgilerimle Ahmet turan

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 29 Mart 13:10


Anket Cumhurbaşkanı'nın açıkladığı normalleşme sürecini nasıl karşılıyorsunuz