Reklamı Kapat

Virüs için pamuk eller cebe!

Gerçeklerden kaçıyorduk.

Uzun zamandır gerçeklerimizle yüzleşmekten korkuyorduk.

Sorunlarımızı hep “halının altına” süpürüyorduk.

Göstermiyorduk… Görmek istemiyorduk…

Gözle görünmeyecek kadar küçük bir yaratık, bizi dize getirdi.

(Yeri gelmişken Covid-19 virüsünün büyüklüğünü vereyim. Virüs, 125 nanometre büyüklüğünde. 1 nanometre, 1 metrenin milyarda biri.)

Virüs dedi ki, sadece bize değil bütün dünyaya, “Şimdi birbirinizle kavga etmeyi bırakın, benimle nasıl baş edeceğinizi düşünün. Kasalarınızı boşaltın, neyiniz var neyiniz yok harcayın bakalım.”

Okuyoruz, ülkeler bütün parasal olanaklarını seferber ettiler.

Rakamları daha önce yazdığımdan tekrar yazmıyorum, 200 milyar dolar, 300-500 milyar dolar, taa 1 trilyon dolar harcayan devlet var.

Bizim hükümetimiz de 100 milyar Türk Lirası tutarında bir paket açıkladı.

Yani bugünkü kurla 15 milyar dolar civarında…

O zaman da yazmıştım, “Fazla bir şey beklemeyelim, geçen yılki bütçe açık verdi, kasada böyle bir para dahi yok” diye.

Sürekli “borç ekonomisi” uygulayan bir hükümet…

İki yakasını bir araya getirmekte zorlanan bir hükümet…

Kapısını çalan yabancıları içeri alıp bakıp besleyen, onlar için 40 milyar dolar harcayan, “Gerekirse bir 40 milyar dolar daha harcarım” diyen bir hükümet…

Devletin elinde ne kadar ekonomik işletme varsa satıp savuran bir hükümet…

Nasıl “olağanüstü günler” için bir tarafta para tutacaktı ki?

Tam böyle bir noktada virüs belasına yakalandık.

Kaynak var mı da, versin?

Salgın başladığından beri, herkes “açık artırma yöntemiyle”, devletin kime ne vermesi gerektiğini söyleyip duruyor.

Şu kesime şu verilmeli…

Bu kesime bu verilmeli…

Tamam da nasıl?

Olan bir şey dağıtılır, yoksa neyi dağıtacaksın?

Kaynak var mı?

Yok.

Devlet, “dipsiz su kuyusu” değil ki!

Geçenlerde Ege Cansen’in yazdığı gibi, devlet “emme- basma tulumba”!

Bir yerden emmeden, bir yere su basamaz.

Kaldı ki, devletin kendisinin de çok suya ihtiyacı var.

Yiyeni çok…

Çalışmadan, üretmeden, artı değer yaratmadan, devletin sırtında yük olan çok…

Emdiği suyun önemli bir kısmını kendisi kullanır, kalanını da dışarıdakilere basar.

Kaynak, her zaman millettir.

Milletten “yasal çerçeve” içinde veya “yardım kampanyası düzenleyerek” alacak ki, yine millete dağıtsın.

İçinde bulunduğumuz şartlar

İçinde bulunduğumuz şartlara bir bakalım.

Geçen yıl 35 milyar dolarlık turizm gelirimiz vardı.

Bu yıl olacak mı?

Hayır…

Geçen yılki ihracatımız 180 milyar dolardı.

Ya bu yıl?

Böyle giderse, diplerde bir rakamla kapatırız.

İçişleri Bakanı, “Hayatın yüzde 95’i durdu” dedi.

Eee, çalışmazsak, üretmezsek, nereden para kazanacağız?

Para kazanmazsak, salgın bitince neyi yiyeceğiz?

Dahası…

Özel sektörün yurt dışına 192 milyar dolar borcu var.

Bu borcun 66 milyar doları da durma noktasına gelen hizmet sektörünün…

Bu sektör bundan sonra neyin hizmetini verecek de, borcunu ödeyecek?

Çalışanın işini ve gelirini koruyabiliyor muyuz?

Hayır…

Esnafın ve şirketlerin iflas bayrağını çekmesini engelleyebiliyor muyuz?

Hayır…

Finansal sistemimize ve bankalarımıza destek olabiliyor muyuz?

Hayır…

Dünyanın en kırılgan ekonomilerinden birine sahibiz.

Çalışmadan, üretmeden, alın teri dökmeden, yıllardır “dış borçla” yaşıyor, günümüzü gün ediyoruz.

Tam “elde avuçta bir şey yok”ken yakaladı virüs bizi.

Başka çaremiz var mı?

Hükümet, bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çağırısıyla, yardım kampanyası başlattı.

Başka çaresi yoktu.

Deniz tükenmişti…

Böylece “dünya koronavirüs nedeniyle vatandaşına para dağıtırken, biz vatandaştan para istiyoruz” durumuna düştük.

Dayanışma, elbette güzel.

Açılan yardım kampanyasına karşı değilim.

Böylesine zor günlerde “olanlar”, “olmayanlara” elbette elini uzatacak.

Benim söylemek istediğim şu:

*Artık aklımızı başımıza toplayalım.

*Bugüne kadarki “borç ekonomisi” sisteminin “sürdürülebilir” olmadığını kabul edelim.

*Özeleştiri yapalım, gerçeklerimizle yüzleşelim.

*Zenginleşmenin, ancak “bilim ve teknolojiyle”, “çalışmak ve üretmekle” mümkün olabileceğini kafalarımıza kazıyalım.

Özetle…

Bu günler, aslında bizler için bir fırsat.

Millet olarak kendimize çekidüzen verdik verdik, veremezsek, başımız hiçbir zaman sıkıntıdan kurtulmaz.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar M.Tanzer Ünal - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

01

Ersoy Kandemir - Vali yardımcıları,il müdürleri,kaymakamlardan tık yok,ihi!

Yanıtla . 2Beğen . 1Beğenme 31 Mart 20:21


Anket Cumhurbaşkanı'nın açıkladığı normalleşme sürecini nasıl karşılıyorsunuz