Hiç olmasa şu zor günlerimizde siyaset yapmasak

Bu kadarını beklemiyordum.

Koronavirüs tehlikesi, siyasetçilerimizin de aklını başına getirmiştir sanıyordum.

Ülke olarak bu zor günleri; elbirliğiyle, güçbirliğiyle atlatırız diye düşünüyordum.

Ama olmadı…

“Yardımı sen toplayamazsın, ben toplarım” kavgası başladı.

Keşke iktidar, bu virüs günlerini de “toplumu kutuplaştırmak” için fırsat olarak görmeseydi.

Keşke bağış toplayan belediyelere, “devlet içinde devlet olmaz” suçlamasında bulunmasaydı.

Belediyeler, “devletin dışında” kurumlar değil ki!

Devletin bir parçası…

Devletin halka en yakın olan birimleri…

Bırakılsaydı, onlar da bağış ve yardım toplayıp ihtiyaç sahiplerine ulaştırsaydı.

Kimler yardıma muhtaç kimler değil, en iyi belediyeler bilir.

Ama şimdi görüyoruz ki, muhalefet partili belediyelere bağış toplamak yasak, diğerlerine serbest.

Bunun dışında cemaatlerin yardım toplayıp dağıtmalarına da ses çıkaran yok.

Böyle bir uygulama olabilir mi?

Neymiş?

Muhalefet partili belediyeler bu yardım toplama ve dağıtma işini çok iyi yaparlarsa, siyasi yönden avantaj sağlarlarmış.

İktidardaki tedirginlik bu!

Yersiz.

Bırakalım, kim halka daha iyi hizmet edecekse etsin.

En iyi hizmet eden o partiliymiş, bu partiliymiş, ne önemi var ki?

Bunca yıldır devlet deneyimi olan bir milletiz, şu “kör siyaset”ten kendimizi kurtaramadık.

Zor günler yaşıyoruz.

Bir taraftan sağlığımız konusunda endişeliyiz…

Diğer taraftan “günlük geçim” derdindeyiz.

Çalışansak, işimizi kaybetme; işverensek, işletmemizi ayakta tutabilme kaygımız var.

Böyle günlerde siyaseti bir tarafa bırakmamız şart!

Siyasi hesaplar yapılacak günler değil bu günler.

Bırakalım, devletin her kurumu, bağış kampanyasının bir ucundan tutsun.

Yakın geçmişte o kadar kamplaştırıldık ki, toplumun bir kesimi diğer kesime güvenmiyor.

Yani iktidar kesimi, muhalefete…

Muhalefet ise iktidara…

Bir tarafın açtığı kampanyaya, diğer taraf yanaşmıyor.

İşte bu nedenle de merkezi hükümetin de, yerel yönetimlerin de ayrı ayrı bağış kampanyası düzenlemelerinde yarar var.

Koronavirüs, bütün dünyayı birleştirdi, bizimkileri birleştiremedi

Dikkat ediyor musunuz, dünyada yepyeni bir “milat” yaşanıyor.

Dün “can düşmanı” olan ülkeler dahi dayanışma içinde.

Din, ırk ayrımı olmadan…

Çünkü koronavirüs; “Müslüman mısın, Hıristiyan mısın, Yahudi misin, inanıyor musun, inanmıyor musun, dua ettin mi, etmedin mi” diye sormadan, yakaladığını öldürüyor.

Daha yeni, Rusya, ABD’ye askeri uçaklarla tıbbi malzeme gönderdi.

Ne Rusya bu yardımıyla övündü, ne de ABD “Rusya’dan yardım almaya muhtaç haline geldiği için” dövündü.

Dahası…

Çin’le uzun zamandır “ticaret savaşı” yapan Trump, Çin’den yardım istedi, “Birlikte mücadele edeceğiz” dedi.

İtalya şehirlerinde Rus askeri konvoyları dolaşıyor.

Rus ve Çinli doktorlar, “canları pahasına”, İtalya ve İspanya’da hastaları yaşatmaya çalışıyor.

Bugünlerde, ülkelerin birbirlerine “koşulsuz yardımları”, bu köşeye sığmayacak kadar çok.

Çünkü bütün dünya biliyor ki, ülkelerin tek başına yaşamaları, ülkelerin tek başına salgın hastalıklarla mücadele etmesi mümkün değil.

Kendini kurtaracaksa, başkalarını da kurtarmak zorunda!

Her ülke, kendi kurtuluşunun başka ülkelerin kurtuluşuna bağlı olduğunu biliyor.

Bu açıdan baktığımızda, ülkemizde “yardım toplama” konusunda olup bitenlerden üzüntü duymamak mümkün değil.

Koronavirüs, bütün dünyayı birleştirdi, ama ne yazık ki “bizimkileri” birleştiremedi.

Millet “can” derdindeyken, millet “ekmek” derdindeyken bile, bizimkiler “siyasi çıkar” peşinde koşmaya devam ediyorlar.

Bir düşünseler…

Kim ne getirdi, kim ne götürecek?

Bu dünya kime kaldı?

Oturduğu koltuktan kalkmayan var mı?

Ya servetini tabuta koyup götüren…

Hepimiz bu ülkenin evlatlarıyız.

Neyi paylaşamıyoruz?

Elele verip ülkeye hizmet etmek varken; “sen yapmayacaksın, ben yapacağım” kavgasına tutuşmanın, toplumu kutuplaştırmanın, insanları ötekileştirmenin anlamı ne?

Salgını, “ortak akılla” yenebiliriz.

Salgını, “birlik beraberlikle” yenebiliriz.

Son bir söz daha…

Uzun sürmez, Türkiye şöyle veya böyle koronavirüsü yener.

Ama içimizdeki “kutuplaşma ve kamplaşma virüsü” koronavirüsten daha tehlikeli, bu virüsü yenemezsek bir adım ileri gidemeyiz.

Yol ayrımındayız.

Kutuplaşmaya devam mı edeceğiz, yoksa birleşecek miyiz?

Bu sorunun cevabı, Türkiye’nin geleceğidir.

Unutmayalım!

Koronavirüsün öğrettikleri

*”Koruyucu tıp”bın önemini öğretti.

*”Hastalanmamanın” esas olduğunu öğretti.

*”İyi tarımı” öğretti.

*”Doğal beslenmeyi” öğretti.

*”Temiz hava ve temiz suyu” öğretti.

*”Endüstriyel gıdalardan uzak durmayı” öğretti.

*”Nüfus kâğıdı değil, bedensel yaşın önemini” öğretti.

Cemil Taşçıoğlu Hoca’dan

“Bu hayatı bir kez yaşayacaksınız. Öyle büyük hayaller kurun ki, gerçekleştirmek için bütün gücünüzü verin. Öyle aşık olun ki, uğruna tüm dünyayı karşınıza alabilme cesaretini gösterin. Öyle arkadaşlıklar edinin ki, gerçek ve samimi olsun…”

Bu söz, bu hayata bakış açısı, kısa bir süre önce koronavirüsten kaybettiğimiz Prof. Dr. Cemil Taşçıoğlu’na ait.

Allah rahmet eylesin!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar M.Tanzer Ünal - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.



Anket Cumhurbaşkanı'nın açıkladığı normalleşme sürecini nasıl karşılıyorsunuz