Reklamı Kapat

Yeni dönemde “Köy Enstitüleri” bize yol göstermeli

Koronavirüs aklımızı başımıza getirdiğinde…

“Tüketim toplumundan üretim toplumuna” geçmeye karar verdiğimizde…

Çaresi yok, eğitim sistemimizi de “üretim odaklı” düzenlememiz gerekecek.

Bu konuda şanslıyız, elimizde yıllar önce uygulayıp olumlu sonuç aldığımız hazır “model” var.

Köy Enstitüleri…

Köy Enstitülerini 80 yıl önceki çizgisinde yeniden açalım demiyorum.

Kurumlar, dönemlerinin şartları içinde değerlendirilmeli.

80 yıl önce, 17 Nisan 1940 tarihinde açıldı bu okullar.

Nüfusumuzun yüzde 80’ninin köylerde oturduğu yıllarda…

Köy halkının aydınlatılması için “Köy Enstitüleri”, kent halkının aydınlatılması için de “Halkevleri” kuruldu.

Köy çocuklarını enstitüde okutup, kendi köylerine öğretmen yapmaktı amaç.

Bu eğitim kurumları, Türkiye’nin kalkınma hamlesinin kalesi olacaktı.

Her iki kurum da “üretim odaklı” idi.

Halk; hem eğitilecek, eğitilirken de “üretici olmaya” hazırlanacaktı.

Eğitimin özünde, “iş içinde, iş aracılığıyla, iş için eğitim” vardı.

Bu okullarda ders; bina yapmaktı, ağaç dikmekti, tavuk yetiştirmekti, hastalıklarla savaşmaktı, makine kullanmaktı, arıcılıktı, besicilikti, kooperatif yönetmekti.

Öğrenciler, 22 iş kolunda eğitiliyorlardı.

Mezun olup köylere dağıldıklarında, vatandaşlara sadece okuma yazmayı değil, meslek de öğreteceklerdi.

Enstitülerin kendilerine ait tarlaları, bağları, bahçeleri, hayvanları, arı kovanları ve atölyeleri vardı.

Fen, matematik, edebiyat, müzik, sanat, tarım, hayvancılık, arıcılık, balıkçılık, sıhhiye, makine, biçki dikiş ve yabancı dil gibi dersler verilirdi öğrencilere.

14 yılda 21 enstitü kurulda, buralarda 17 bin 341’i öğretmen, 1599’u sağlıkçı, 8 bin 675’i eğitmen olmak üzere toplam 27 bin 989 köy çocuğu yetiştirildi.

Bunlar Anadolu’ya dağıldılar, dönemlerinde topluma ışık saçtılar.

Emperyalizme verilen ilk kurban

Köy enstitüleri, 1954 yılında emperyalizme kurban verildi.

ABD, Marshall Yardımı için köy enstitülerinin kapatılmasını şart koşmuştu.

Demokrat Parti kapattı, CHP de ses çıkarmadı, çıkaramadı.

Enstitüler, “karşı devrimcilerin” hedefindeydi, böylece Anadolu’da aydınlanmanın ilk ve en önemli ışığı söndürülmüş oldu.

Yıl, 1954…

Yıl, 2020…

Köy Enstitülerinin kapatılmasından bu yana tam 66 yıl geçti.

66 yıldır Köy Enstitülerinin yerine “üretim odaklı” yeni bir eğitim modeli koyamadık.

Koydurmadılar…

Engellediler…

“Siz üretmeyin, biz üretiriz size veririz, siz sadece tüketin” dediler.

Sonunda; çalışmayan, üretmeyen, artı değer yaratmayan, dış borçla yaşayan, bir “tüketim toplumu” haline geldik.

O dönemden bugüne, ülkemizi yönetenler de ne yazık ki emperyalist devletlerin huyuna suyuna gitti.

Borç alan bir devlet, “bağımsız karar” verebilir mi?

Borç verenler, istediklerini dikte ettire ettire Türkiye’yi bu hale getirdiler.

Bilimsel olmayan, dinsel ağırlıklı bir eğitim sistemi…

Sonuçta; mesleksiz, sormayan, sorgulamayan, itiraz etmeyen, biat kültürüyle yetişen bir nesil!

Bilgi, yok…

Bilim, yok…

Teknoloji, yok…

Çalışmak, yok…

Üretmek, yok…

Başkaları çalışıyor, başkaları üretiyor, biz başkalarından aldığımız borçla yine başkalarının ürünlerini satın alıp keyfimize bakıyoruz.

Sonuçta, gırtlağımıza kadar borç içindeyiz.

En avantajlı olduğumuz tarım sektöründe bile bizi kendilerine bağımlı hale getirdiler.

En acısı da bu!

Başkalarının ürettikleriyle karnımızı doyuruyoruz.

Başkalarının etiyle…

Başkalarının mercimeği, nohudu ve fasulyesiyle…

Başkalarının buğdayıyla…

Üretimden kademe kademe koparılan Türkiye’nin geldiği nokta işte burası!

Çalışıp üretmekten başka çaremiz yok

Dünkü yazımda, 17 milyonluk Hollanda’nın tarımda nasıl mucizeler yarattığını anlatmıştım.

Okumadıysanız okuyun.

Hollanda, yıllık 94.5 milyar Euro’luk tarımsal ürün ihracıyla ABD’den sonra dünyada ikinci.

Bizim neyimiz eksik?

Konya büyüklüğündeki Hollanda dünyayı doyururken, neden biz kendi karnımızı dahi doyuramıyoruz?

Bu kadar aptal mıyız?

Bu kadar geri zekâlı mıyız?

Bence artık deniz bitti.

Yolun sonu göründü…

Çalışıp üretmekten başka çaremiz yok.

Sürekli başka ülkelere el açarak, onursuzca yaşamayı sürdüremeyiz.

Mutlaka “tüketim toplumundan üretim toplumuna” geçmeliyiz.

Üretmekten başka çaremiz yok!

İşte bunu yaparken, “üretim odaklı eğitim modeli” olarak Köy Enstitülerini kendimize rehber edinmeliyiz.

Tabii, günümüzün ihtiyaç ve şartlarına göre yeniden yapılandırarak… 

66 yıl sonra Köy Enstitülerinin yaşama geçirilmesi, Türkiye’nin yeniden üretime dönüşünün simgesi olur.

Umutlanırız.

Moralimiz düzelir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar M.Tanzer Ünal - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

02

Hasan Ağır - Devlet belediyeler ön ayak olmalı.Nasıl Tahir başkan Kandırada Biberiye Melisa gibi bitkiler aynı tavuk çifliği sistemi ile sen tarlayı göster fideyi tohumu mühendisi verecek ürünü satın alacak.fABRİKA kuracak işleyecek yurtdışından gelmeyecek.Köylerdede uygulanır aynı İzmir belediyesinin yaptığı kooperatifler kurulup sütüve bahçe bitkilerini üreten ilçelerden İzmir büyükşehir alıyor.Derinced Körfezde bu çok rahat uygulanır.Kooperatif kurulup hayvancılık yapılacaksa kooperatif vaıstası ile yapılmalı.İnsanlar kooperatife çalışsın ürünü kooperatif pazarlasın.Köylü bıkmış çok çalışmaktan çoğu Tarım sigortasını bile ödeyemiyor.Hem yrulmaz hem igortalı olur hem mmaş alır hayvanına göre kar paı alır.Hem işsizlik azalır.

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 17 Nisan 23:10
01

Misafir - Kesinlikle doğru.

Sizi tebrik ediyorum.

Üreten bir toplum...

Başka çare çok zor...

Yanıtla . 4Beğen . 0Beğenme 17 Nisan 20:29


Anket Cumhurbaşkanı'nın açıkladığı normalleşme sürecini nasıl karşılıyorsunuz