Hakkımızı istememiz gerekiyor

Koronavirüs salgını dünyayı ve ülkemizi kasıp kavurmaya devam ediyor. Bu süreci tüm ülkeler ellerinden geldiği imkanlar ölçüsünde hem sağlık, hem ekonomik hem de sosyal olarak yönetmeye çalışıyorlar.

Dünya genelinde bu sürecin ele alınmasında yaşanan temel sorunlar hemen hemen benzer. Sağlık sistemlerinin bu tip bir olağanüstü duruma hazırlıklı olmaması, ekonomik olarak bugünlerin olabileceğini düşünmeden yıllardır uygulanmış politikalar (Almanya ve İskandinav ülkeleri müstesna) ve elbette siyasetin ve devletin mekanizmalarındaki kişilerin böyle bir senaryoyu akıllarından bile geçirmemiş olmaları. Dünya çok uzun yıllardır siyasi krizleri siyasi kararlar ve siyasi tercihlerle yönetiyor ancak karşımızda dev bir biyolojik kriz geldiği zaman siyasi kararlar hiçbir işe yaramıyor. Tıpkı küresel ısınma konusunda olduğu gibi. Tek fark, biri yavaş yavaş öldürüyor diye görmezden gelinebildi; Koronavirüs ise bir anda balyoz gibi tepemize indi.

Şu anda hepimizin yaşadığı kaos, korku ve öngörülemezlik durumunun sorumlusu olan ülkeler hakkında bir kısım yaptırımların hayata geçmesi önümüzdeki yıllarda uluslararası siyasetin önemli konu başlıklarından birisi olacak.

SORUMLU ÜLKELER

Salgının ortaya çıktığı Çin, bu hastalığın ulaştığı boyutu çok uzun bir süre gizledi. Gizlemekle kalmadı, ortaya çıkaran gazetecileri de hapse attı. Belki de hapisteyken yok etti. Üç hafta önce yazdığım Çin Virüsü ve Cehalet El Ele başlıklı yazımda bu konuda birçok olayı detaylı şekilde aktarmıştım. Merak edenler internet sitemizden girip okuyabilir.

Geçtiğimiz hafta içinde Amerikan Başkanı Donald Trump, Çin’in sorumluluğun ödetilmesi gerektiğini belirtti. Öte yandan Çin’in güdümünde hareket eden Dünya Sağlık Örgütüne verdiği yardımları durdurdu. Bu karar konunun detaylarını bilmeyenler tarafından eleştirildi ancak kazın ayağı pek de öyle değil. Trump uzun bir süredir bu hastalığa “Çin Virüsü” denmesi gerektiğini söylüyor. Trump her ne kadar insanlık namına pek de matah bir karakter olmasa da bu tespiti ve ısrarlı siyasi duruşu takdir edilmesi gereken bir tutum. Bozuk saat misali.

Çin’in Afrika’ya yönelik sağlık alanında bağışları ve destekleri 2005 yılına kadar yılda en fazla 12 projeyle sürüyor. O yıldan sonra bu projelerin sayısı bir anda katlanmaya başlıyor. 2006 yılından bu yana yılda ortalama 35 – 40 büyük kapsamlı sağlık yardımı projesi yürütmeye başlıyorlar. Dünya Sağlık Örgütünün mevcut başkanı olan Tedros Adhanom da o yıllarda uzun süre ülkesi Etiyopya’da Sağlık Bakanlığı görevini yürütüyor ve bu yardımların koordinasyonunda görev alıyor.

2012 yılında bu kişi ülkesinde Dış İşleri Bakanı oluyor ve o yıldan itibaren Çin’in Afrika’ya yönelik projelerinin sayısı kademeli olarak azalıyor ama Etiyopya özelinde projelerde özel çalışmalar sürüyor. 2017 yılında da Dünya Sağlık Örgütüne başkan seçiliyor. İngiltere’nin adayı David Nabarro’nun en uygun aday olduğu kamuoyunda net bir şekilde konuşulurken Afrikalı aday hem kıtasının hem de Çin diplomasinin desteğini alarak örgütün başkanı oluyor.

Koronavirüs salgını ortaya çıktığından bu yana Çin’in örtbas etme çabalarına gönüllü bir şekilde teşne olan Afrikalı Başkan, bugün salgının dünyada geldiği noktanın en baş sorumlularından birisi. Ancak kendisini o koltuğa oturtanlara hizmet etmekle yükümlü olduğu için bu maşanın üzerinde çok durmaya gerek yok. Ülkemiz ve dünyada bu salgından ağır hasarlar alan tüm ülkelerin hesap sorması gereken ülkeler Çin, İran ve Suudi Arabistan.

FAŞİZM BİR KEZ DAHA DÜNYAYI İNLETİYOR

Hitler, Mussolini, Franco, Tojo gibi faşist liderlerin dünyayı yangın yerine çevirdiği İkinci Dünya Savaşı yıllarından sonra, ülkelerini kan gölüne çeviren komünist rejimler; bunlardan çok daha önce zaten kral, sultan, padişah, imparator unvanlarıyla insanlığı inim inim inleten yöneticilerin ıstıraplarından süzülüp gelen insanoğlu oy hakkını, mülkiyet hakkını, özgürlüğü, cumhuriyeti, demokrasiyi, insan haklarını, açık toplumu, hesap verilebilirliği her adımda milyonlarca masum sıradan insanın kanlarında boğulmamaya çalışırken inşa etti.

Bu kavramların kurumsallaşması için tarih boyunca milyarlarca insan ağır bedeller ödedi. Ancak liberalizmin sadece kabuğunu tutup içini boşaltan ve buraya vahşi bir talan kapitalizmini yerleştiren zihniyet bugün, insanlığın nice bedeller ödediği bu hakları yok sayıp sadece iki tane grafik, üç tane excel tablosunun altındaki karlılık oranlarına bakarak tüm dünyaya kan ağlatıyor. Dikta rejimleriyle iş yapmak karlı olduğu müddetçe bunlara göz yumuluyor. Üstelik kişisel olarak çok sevdiğim bir lider olan Obama bile Çin ve İran konusunda bu politikaları uyguladı.

Bugün Trump Çin’e salgın sebebiyle tepki gösteriyor ancak tek derdi ekonomik hasar ve siyasi üstünlük kurmak. Aynı Trump, Putin rejimine aşkla bakıyor. Yıllardır hayranlıkla izlediğim ve günün birinde Amerikan Başkanı olmasını hayal ettiğim ancak geçen hafta girdiği yarıştan çekilen ve bir daha yaşı gereğince de bu sürece dahil olamayacağı belli olan Bernie Sanders gibi insan ve hak odaklı bir siyasetçi bile Orta Doğu politikalarını İsrail’in güvenliği üzerine kuruyor.

İngiltere’de, ABD’de, Brezilya’da, Fransa’da, Macaristan’da, Polonya’da, Rusya’da, Çin’de, İran’da, Orta Doğudaki ülkelerin hepsinde hak ve hukuk konusunu önemsemeyen; ülkelerinin şartlarına göre gidilebilecek en ileri noktada faşizm uygulamalarını hayata geçiren liderler ve kadrolar var. Üstelik bunlar her geçen gün güç kazanıyor.

Koronavirüs özelinde bu salgını prestij ve ticari kaygılarıyla saklayan Çin, bunlara teşne olan Dünya Sağlık Örgütü Başkanı, salgının ülkesindeki durumunu saklayarak Umre yapanlar sebebiyle tüm Müslüman ülkelere yayılmasına sebep olan Suudi Arabistan, salgın başladığında “iki güne kadar ülkemizden gidecek” diyen İran’ın dinci rejiminden dünya hesap sormalı.

Bu yazıyı yazdığım saatlerde ülkemizdeki vaka sayısı 78 bin, toplam vefat sayısı bin 769. Günlük vefat sayısı 120 bandında. Bu da demek ki önümüzdeki hafta 2 bin, 3 bin sayılarına ulaşacağız. Üstelik hastalığı yenerek taburcu edilenlerin bir kısmı da ömür boyu akciğer hastalıklarıyla mücadele etmek zorunda kalacak.

Sağlık verileri dışında işin bir de ekonomi tarafı var. Çok uzun uzadıya anlatmaya gerek yok. Kapanan işyerleri, düşen iş hacimleri, üretimin ve tüketimin dip yapması gibi toplumun ekonomik olarak en alt kesimlerini vuran, orta sınıfı da ekonomik bir girdaba sürükleyen bu sürecin faturasını ödemeye henüz başlamadık bile. Ülkemizde durum buyken dünyanın tüm ekonomileri benzer şekilde ağır darbeler alıyor. Trilyonlarca Dolarlık bir kayıp söz konusu.

Kapalı rejimlerin biyolojik bir krizi siyasi olarak örtbas edebileceklerini zannetmeleri neticesinde bugün hepimizin cebinden para çıkıyor ve yerine yenisini koyamıyoruz. İnsanlar annelerini babalarını eşlerini çocuklarını sevdiklerini kaybediyorlar. On binlerce insan hayat boyu sağlık sorunları yaşamaya devam edecek. Kitlesel olarak yaşanan bunalım, bireylerin psikolojilerinin alacağı ağır hasarlar… Bunların hepsinin hem sosyal hem ekonomik maliyetleri var.

Bunların madden ve manen tazmin edilmesi için dünyanın medeni memleketlerinin bir araya gelerek sorumlulardan hesap sorması gerekiyor. Ancak parayı alıp konuyu kapatma kolaycılığına kaçarlarsa, Çin de Suudi Arabistan da “parası neyse verelim gidin başımızdan” diyebilecek durumdalar.

Aslolan bu faşist rejimlerin ortadan kaldırılmasıdır. Çünkü bunların aldıkları nefes bile zarardır. Ancak vahşi kapitalizmi liberalizm diye yutturan ülkelerin parayı alıp susma ihtimalleri, gerçek manada insanlık için hesap sorma ihtimalinden kat be kat fazla.

Bu durumda dünyanın dört bir yanındaki fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür insanların; yeni teknolojilerin sağladığı imkanları devreye sokarak “iklimine göre mümkün olan maksimum seviyedeki faşist” sistemlerden hesap soracak bir inisiyatifi inşa etmesi bir zorunluluk haline gelmiştir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Arda Süar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.



Anket Cumhurbaşkanı'nın açıkladığı normalleşme sürecini nasıl karşılıyorsunuz