Reklamı Kapat

Hayaller başkanlık, hayatlar…

Korona virüsten başka gündemimizin olmadığı şu günlerde, Sağlık Bakanı’nı da ekranda görmediğimiz gün yok denilebilir. Yoğun çalışmasına yakından tanık olduğumuz Sağlık Bakanı’nın performansını görmek, bu işin genelden yerele doğru nasıl yürüdüğünü düşünmeye sebep oluyor. Öncelikle sürekli eleştirilen Başkanlık Sisteminin, Bakan Koca gibi isimlerin ortaya çıkmasındaki en önemli etken olduğunu düşünüyorum. Eski düzende böyle liyakat sahibi kişilerin bakanlık koltuğuna gelene kadar, millete beş kuruş faydası olmayanlar tarafından bir şekilde sistem dışına itilmesi kuvvetle muhtemeldi. Böyle düşünenlerin sayısı fazla olduğu için, kendilerinden daha donanımlısını asla istemezler, bir şekilde kenara itmek için var gücüyle çalışırlardı. Sistemin hep böyle işlediği bilindiği için, Sayın Bakan belki hiç bu çarka girmeye tenezzül etmeyecekti bile…

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın yanı sıra, mesleğinde zirve yapmış isimlerden Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk ile çalışmalarıyla adından söz ettiren Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum da aynı şekilde liyakatları ile öne çıkmış isimlerden. Sanırım ileriki zamanlarda bu gibi başarılı ve işinin hakkını veren bakanları daha yakından tanımış olacağız. Başkanlık sisteminin eleştirilebilir yönleri olsa da, bu açıdan bakıldığında önemli artılarının olduğunu görebiliyoruz. Bu sistem tam anlamıyla oturduğunda çok daha verimli işleyeceğine inancım tam. Aksayan yönleri onarıldığında, ülkece çok daha faydasını göreceğimizi düşünüyorum.

Yeni sistemle birlikte liyakat sahibi ve işinde başarılı kişilerin göreve getirilmesinin faydalarını sıraladık. Peki, yerele doğru yansımaları hangi düzeyde? Benzer uygulamalar var mı, bir göz atalım…

Öncelikle şu sorulara yanıt bulmaya çalışalım; Yerele doğru indikçe “liyakat ve ehil olma” kavramı kendine yer bulabiliyor mu? Belediye başkanlarından meclis üyelerine kadar seçilecek kişilerde hangi kriterler uygulanıyor? Bakan seçildiğinde düşünülen, “Bu işi en iyi kim yapar?” sorusu, belediye başkan adayı belirlenirken de soruluyor mu? Ya da, bakanların altını dolduran müsteşar seçiminde olduğu gibi, belediye başkanını çalıştıracak olan meclis üyesi seçiminde de liyakata ve ehliyete yer veriliyor mu?

Bu soruların yanıtını bugüne kadar sanırım hepimiz biliyorduk. Siyasi denge içerisinde, elini güçlendirdiğini düşünen bir figür ve onun etrafında kümelenenler tarafından bu işler organize ediliyordu. Bugüne kadar bu hep böyle oldu. Devleti yöneten isimlerin “en iyisini bulacağız” söylemlerine rağmen çark hep böyle döndü.

Meclis üyelerinden başkan yardımcılarına, danışmalardan müdürlere kadar adamcılık hep kazanıyor. Böyle olunca, gücünü kişilerden alanlar diyet ödeyerek görevlerini sürdürmek zorunda kalıyor. Yapılacak atamalarda, atılacak adımlarda en iyisi, en doğrusu ya da ortak aklın sonucu gibi kavramları kimse düşünmüyor bile! Ya ne düşünüyor? Direktif aldığı kişinin iki dudağından ne çıkacağını… Dolayısıyla, sistemin doğru işlediği tek yerde Fahrettin Koca gibi efsaneler doğarken, aşağılara doğru maalesef menfaatperestler peydahlanmaya devam ediyor.

Doğru işleyen sistemde aklın ve bilimin gölgesinde bir yönetim sergilenirken, diğer tarafta diyet ödemenin acizliği içerisinde işler yürütülmeye çalışılıyor. Yine müsteşarından bürokratına kadar birçok kriter gözetilerek kadrolara atamalar başkanlık sistemde görülen tabloyken, meclis üyesinden il yöneticisine ya da belediye kadrolarına kadar seçimler adamcılığa dayalı atılıyor. Bundan dolayı Bakan Ziya Selçuk çocuk gözünden kitap yazıyorken, diğer yanda imla kurallarından bihaber yöneticiler sarıyor.

Sonuç olarak genelden yerele doğru bu kadar uçurumun olduğu sistemin elbette bu kopuklukla devam etmesi beklenemez. Alt taraf üst tarafa doğru evrilmedikçe, sistem tam anlamıyla oturmuş olmayacak. Her geçen gün bu anlamda süratle adım atılması gerekiyor. Belirli kriterler getirilerek bir takım değişim sinyalleri verilmeye başlandı ama süreç çok ağır ilerliyor. Bakın gözle görülmeyen bir virüs bize; çalışmanın, üretmenin, bilgili ve donanımlı olmanın ne kadar önemli olduğunu gösterdi. Öyle olmasa ne 14 günde solunum cihazı üretilebilirdi, ne süreç bu kadar bilimsel veriler ışığında götürülebilir ne de bu kadar kapsamlı milli ve yerli atılımlar yapılabilirdi. Bunu herkes görmüş oldu. Şunu da herkes gördü ki; yalakalık yaparak siyasette köşeyi dönenlerin bu millete hiçbir zaman faydası olmadı, olmayacak da! Keza, kendini kaf dağında gören siyasetçilerden de bu millete hiçbir zaman fayda gelmedi, gelmeyecek de!

Belli ki bu saatten sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Siyasette de bundan böyle, “ceketimi koysam seçilir” dönemi bitecek. Vatandaş bu zor zamanları gördükten sonra eskisi gibi duygusal hareket etmeyecektir. Başkan Erdoğan’ın dediği gibi, “artık eski dünya olmayacaktır”… Şu sıra herkes evinde kalarak sadece kendi muhasebesini yapmıyor, kendisini yönetecek kişilerin profilini de gözden geçiriyor muhakkak. Bundan sonra her alanda değişim kaçınılmaz…

İçinden geçtiğimiz dönem bizlere; “Allah size, mutlaka emanetleri [işleri] ehli olanlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle davranmanızı emreder” ayetini tekrar hatırlattı. O yüzden akıldan, bilimden, mantıktan, istişareden uzak bir anlayışı süratle terketmemiz gerekiyor. Şu da unutulmamalıdır ki, yalakalık ve biat üzerine kurulan hiçbir oluşumun bir karşılığı olmayacaktır.

Her gün televizyon ekranlarına Fahrettin Koca’nın değil de, alışılagelmiş siyasetçilerin çıktığını düşünsenize… Her şey daha net değil mi?

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hasan Altınkaya - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.



Anket Cumhurbaşkanı'nın açıkladığı normalleşme sürecini nasıl karşılıyorsunuz