Turfanda erik, turfanda kiraza aman dikkat!

Bugünler tam zamanı.

Turfanda erik…

Turfanda kiraz…

Turfanda kayısı…

Yaz meyvelerinin turfandası…

Hasat başlamadan, tam olgunlaşmadan pazara getirip yüksek fiyatla satıyorlar.

Piyasaya ilk giren voleyi vuruyor.

Ali Ekber Yıldırım’ın “Üretme Tüket” adlı son kitabında okudum.

Meyvelerin zamanından önce olgunlaşması için ilaç kullanılıyormuş.

Yasakmış, ama önlenemiyormuş.

Bir de, atılan ilacın bekleme süresine uyulmadığı için, turfanda meyveler diğerlerine göre daha zararlıymış.

Turfanda meraklılarını uyarıyorum.

“İlaç” niyetine yenilen turfandaların, çoğu zaman “zehir” olduğunu unutmasınlar.

Başka ülkelere el açmaktan kurtulmanın yolu

Virüs bizi çok fena yakaladı.

Devletin kasası, tam takır kuru bakırken…

Ekonomik krizle boğuşurken kapımızı bir de salgın hastalık çaldı.

Kambur üstüne kambur!

Ülkemizi yönetenler toz kondurmuyorlar, ama durum ortada.

Hem Türk Lirası’na, hem dolara ihtiyacımız var.

Türk Lirası’nı hallediyoruz.

Merkez Bankası, gereğini yapıyor.

Parasal genişlemeyi kontrollü götürebilirsek…

İpin ucunu kaçırmazsak…

Sorun yok, TL sorununu çözeriz.

Ya döviz?

Bu yılın sonuna kadar 170 milyar dolar zorunlu dış borç ödememiz var.

Sıkıntı burada!

Turizmden her yıl 35-40 milyar dolar gelirdi.

Bu yıl bu kalem sıfır.

İhracatımız da salgın nedeniyle tepetaklak.

Ne olacak, bu borcumuzu çevirmemiz gerekiyor.

Hoş her defasında “borcu borçla” kapatıyorduk, ama bunu yaparken turizm ve ihracat girdilerinden de destek alıyorduk.

Bu defa bunlar yok.

Mecburen dışarıdan bulacağız.

Dış kredi kaynaklarından…

Burada da “kredi notu” sıkıntımız var.

Notumuz iyi değil, “riskli ülkeler” arasındayız, bu nedenle de para bulmakta sıkıntı çekiyoruz.

Ancak “yüksek faizli” para bulabiliyoruz.

“Tefeci faizi” uyguluyorlar bize.

Yüzde 7-8…

İstersen…

Peki, Türkiye İMF’ye neden gitmiyor?

İMF’yi neden “tu kaka” ilan ettik?

Oysa taa 1947’den beri İMF’ye üyeyiz.

İMF ile 73 yıllık ortaklığımız var.

1961’den 2013 yılına kadar borç aldık, ödedik.

Şimdi kafadan reddediyoruz…

“İMF’nin kapısına uğramayız” diye noktayı koyduk.

Tamam, uğrama…

Tamam, “İlla İMF’den borç alınsın” diyen de yok…

Tamam, İMF emperyalist ülkelerin dünyayı kontrol etmek için kullandıkları bir örgüt…

Ama sen “ekonomisini sürekli borçla çeviren” bir ülke haline gelmişsin, dış borç almadan yaşayamıyorsun, ama “Ben İMF’nin kapısına gitmem” diyorsun.

İMF’de faiz oranı yüzde 1 civarlarında, başka kaynaklardan bulacağın paranın faizi ise yüzde 7-8…

Ama İMF parayı verirken kural koyuyor, bu parayı şuralara şuralara şöyle şöyle harcayabilirsin diyor.

Senin keyfine bırakmıyor.

Şunu kabul ediyorum.

En iyisi, ülkemizin kendi kendine yetebilmesidir.

Bir başka ülkeye, uluslararası bir para fonuna el açmamasıdır.

Ama biz onlarca yıldır ülkemizi “borç ekonomisiyle” yönetiyoruz.

Borç veren, kuralını da koyuyor.

Senden istiyor da istiyor…

O alıp güçleniyor…

Sen verip güç kaybediyorsun.

Türkiye, böyle böyle bugünlere geldi.

Çalışmayı üretmeyi bıraktık…

Borç alıp keyfimize baktık…

Şimdi para bitti para lazım, ben İMF’nin kapısına gitmem!

Tamam, gitme de, bir tarafta “uygun faizli” İMF kredisi, diğer tarafta “tefeci faizli” piyasa kredisi!

İçine düştüğümüz sıkıntıyı görebiliyor musunuz?

Bence bu yolun sonu İMF’ye çıkar.

Peki, çözüm mü?

Değil.

“Son kez” deyip gidelim… 

Sonra da aklımızı başımıza toplayıp, çalışalım, üretelim; Türkiye’mizi başka ülkelere el açmaktan kurtaralım.

Küresel soruna, küresel çözüm

Salgın hastalıkların “küresel” olduğunu artık kabul edelim.

Hastalık küreselse, çözümün de “küresel” olması gerektiğini anlayalım.

Dünya Sağlık Örgütü, bu son salgında kamuoyu vicdanından “çizik” yedi.

Ya yeniden yapılandırılmalı, ya da salt salgın hastalıklarla mücadele için yeni bir örgüt kurulmalı.

Koronavirüs Çin’de başladığında, bütün dünya dalga geçiyordu.

“Minnacık bir virüs devasa ülkeyi ne hale getirdi” diye…

ABD Başkanı Trump da “Çin virüsü” diyerek tiye almıştı.

Ne oldu?

Daha beter duruma düştü, dalga geçtiği Çin’den yardım istemek zorunda kaldı.

Bundan sonra böyle!

Hiçbir ülke, sınırlarının gerisine saklanıp, “Dünya yanarsa yansın, bana ne” diyemez.

Ya bütün ülkeler yangının çıkmaması için çalışacaklar, ya da çıkan yangın bütün ülkeleri yakacak.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar M.Tanzer Ünal - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.



Anket Cumhurbaşkanı'nın açıkladığı normalleşme sürecini nasıl karşılıyorsunuz