"Ahmet Abi" ile geçen neşe ve savaş dolu 40 yıl...

80’lerin başı… 12 Eylül askeri darbesi yeni olmuş… İzmit Lisesi’nde eğitimimiz de aksamış haliyle… Sonra açıkta kalmışız… Babamız elimizden tutmuş, sanayiye vermeye acımış ve doooğru Gül Mobilya’ya… Ahmet Akay’ın yanına vermişler beni çırak olarak… Mobilya ustası Ahmet ağabeyi, Fethiye Caddesi Mikro Taksi’nin ara sokağındaki mobilya mağazasında tanıdım…

İlk gün bana bütün mobilyaları tek tek sildirdi…

Nemli bezle siliyorduk ki, ıslaklık kalmasın ve mobilyalar kabarmasın…

Girdi ve her sabah içtima yapardı…

Tek tek bakardı mobilyalara…

Benim gibi rahat ve öyle titiz olmayan bir adamı yetiştirmeye çalışıyordu…

O zaman çok kızıyordu. Şimdi büyüdüğüm için anlıyorum…

Titizlik en önemli şeymiş…

Seneler seneleri kovaladı… 1986 yılında ben gazeteye başladım ve Ahmet ağabeyi de 4 yıl sonra, hafta sonları fahri muhabir olarak gazeteye aldım… Nereden bilebilirdik ki, uzun bir maceranın, müthiş görkemli hareketli bir hayatın başındaydık ikimiz de…

Sonradan anladım…

Kocaelispor’un 90’lı yıllarda efsane olduğu zamanlar Ahmet ağabey adeta eve uğramayı unuttu…

Kendisi zaten benim anne tarafım gibi Yunanistan muhaciri olduğu için oraları az çok biliyordu…

Ama bu kez farklıydı… Kocaelispor zaferden zafere koşuyor, Avrupa’yı titretiyor, en yakın tanığı da o oluyordu…

Paris…

Moskova…

Portekiz…

İspanya…

Sayısını benim bile unuttuğum kez Avusturya, Alman, Bulgaristan, Romanya, Polonya, o zamanki Yugoslavya ve daha nereleri…

Dünyayı gezdi gazetecilik mesleği aşkına…

Daha birçok ülke gördü…

Ama o gezmek yerine dakika dakika haber vermek için canını dişine taktı…

O zaman öyle mail, face, youtube falan yok…

Cep telefonu hak getire…

En ilkel yöntemlerle, her zaman meslektaşlarını atlatırdı…

Şanslıydım…

Çünkü hayatımda gördüğüm en heyecanlı ve mesleğini en çok seven gazeteciydi…

Yeşil Siyahlı kulüple tanışıklığı ise 70’lerin ortasına kadar geriliyordu aslında…

Ama muhabir olarak 90’dan sonra tüm zaferlere, üzüntülere, ihanetlere tanık oldu…

Omuz omuza mücadele verdik onunla…

Zaman zaman kavga ettik, sürekli fikir ayrılığı yaşadık, ama ben ona hiç saygısızlık yapmadım…

Başkasına kızar hıncını benden alırdı…

Alışmıştım…

Gazetecilikte öylesine titizdi ki, herkesi mum gibi yapardı…

İstediğini mutlaka elde eder ya da yaptırırdı…

‘İnat için adam öldürürüm’ derdi ve gerçekten de inanıyordum buna…

Benim ağabeyim ve amcam hiç olmadı…

O benim ağabeyimdi…

Kendini çok yoruyordu ve ben sürekli ikaz ediyordum…

Düşünün müdür ‘Her habere gitme’ diyor, muhabir hayır gideceğim diye tutturuyor, kavga çıkıyor… Bunu gözüyle görmeyenler inanmaz…

Ama ben bunu hep yaşadım onunla…

Çünkü hastalığını hissediyordum…

Hele hele son 4 aydır rengi hayli değişmişti…

Söyledim ona kaç kere…

Ama tabii ki, yine dinlemedi beni…

SAKARYA’DA KAFASI YARILDI… İNÖNÜ’DE KÖPEK SALDIRDI…

Ahmet ağabeyin gazetecilik mesleğindeki başarıları saymakla bitmez… Hele hele Sakarya’da başına gelenler ise pişmiş tavuğun başına gelmemiştir…

Sözde değil, gerçekten de başına lavabo parçası geldi ve alnı yarıldı…

Bizim dışımızda tüm gazeteler onun fotoğrafını çekerken, makine onda olduğu için ben elindeki makineyi alıp fotoğraf çekemiyordum…

Adeta kilitlenmişti ve onun korkunç kuvvetini o zaman anladım…

Makineyi elinden zor kopardım ve fotoğraflarını çektim…

Önlüğü kıpkırmızı olmuştu…

Sakarya Valisi ertesi gün bizzat kendisini arayıp özür dilemişti…

Bunu unutamam…

Bir de İnönü Stadı’nda dev polis köpeğinin sahibinin elinden kurtulup onun kolunu ısırmasını unutmuyorum…

Ucuz atlatmıştı…

Sonra sayısız lig maçında sayısız kez ölümden dönmelerimiz, yaşadığımız olaylar…

Benim onunla o kadar anılarım var ki, ciltlerce kitap olur…

Benim çocuğum onun elinde, onun çocukları adeta benim elimde büyüdüler…

Öylesine bir aileydik biz…

Onun adı Kocaelispor ile özdeşleşmişti…

Amatör küme ve okul sporlarında yaptığı haberlerin haddi hesabı yoktur…

Hatta sıkışık anlarımda bile en büyük yardımcılarımdan biri o olmuştur…

Kocaelispor ona çok şey borçludur…

Kocaeli sporu da…

Adeta ömrünü verdi gazeteciliğe ve spora…

ACI HABER TEZ DUYULUR…

Annemi, milli maçı izlerken kaybetmiştim. Saat 22.00 civarıydı ve 21 Haziran 1986 Salı günüydü… doktor Yakup Balaban aradı ve gözyaşı içinde annemi kaybettiğimizi söyledi…

40 yıl konuşamayan ve yarım felç olan anneme doktorlar bile hayran olmuştu… 15 günde yüreklerini fethetmişti…

Yine bir Salı günüydü…

Önceki akşam yani telefonumda kayıtlı ‘Ahmet abi’ ismi çalmaya başlayınca, dur dedim şununla bir hasret gidereyim. Kolay değil 45 gündür görmüyorduk birbirimizi… Ancak, karşımdaki sesle irkildim… Telefona çıkan damadı Engin idi… Hemen anladım kötü bir şey olduğunu, kesin acile kaldırılmıştı yine…

Ama bu kez daha da kötüsüydü…

“Babam öldü” dedi damat Engin…

Elim ayağım titredi…

Koltuk gitti geldi…

Bilgisayar ve TV ekranı karardı gözümün önünde…

Şok oldum…

Babamda da annemde de böyle şok haber almıştım…

Bu üçüncü şok oldu benim için…

Ağabeyim gitmişti…

Ve sonra art arda yağdı telefonlar…

Ona ulaşamayan beni arıyordu…

Önceki gece 22.00’den itibaren dün bu yazı yazılana kadar arayanın haddi hesabı yoktu…

Birçoğuna bakamadım bile…

Yüreğim yandı…

Hanım ve oğlum hemen geldiler ve onlar da şok oldular…

Onların da çok sevdiği ağabeyleri gitmişti…

Apar topar Topçular’daki evine koştuk…

Cenaze kaldırılmıştı… Çocuklarımdan ayırt etmediğim Özgen ve Özlem yıkılmışlardı…

“Babam babam” diye çığlıkları ortalığı inletiyordu…

Her ölüm acıdır elbette…

Ama bana bu ölüm çok çok acı ve yakın geldi…

Ve Gülten yenge…

Onun can yoldaşı…

Yıkılmıştı “Hakan, Hakan” diye bana sarıldı ve ağladı…

Çaresizdim ve elimden bir şey gelmiyordu…

Yıkılmıştık hepimiz…

Tabii ki ateş düştüğü yeri yakar…

Eşi ve çocukları, kardeşi kadar kim üzülebilir ki…

Bizimki üzüntüye tuz biber…

Ben de ana baba acısı yaşadım…

Çocuklarını biraz anlıyordum…

Ama, Ahmet abimin hayat yoldaşı yengemin acısını nasıl hissedebilirdim ki…

Düşünün ben onu yengemden de, çocuklarından da önce tanıyordum…

Hayat ne garip…

AYAKLARIM TUTMADI…

Cenazelere pek katılamıyorum…

Ayaklarım tutmadı…

Güneş alerjim olduğu için bir ağacın altında gölgelik yerine bir mezar taşına oturdum…

Duamı da okuyarak elbette…

Sora gasilhaneye gittim ve istemeye istemeye Ahmet abimin yüzünü son kez görmek istedim…

Çünkü görmek istemiyordum o kadar canlı ve neşeli bir adamın, bir şeyden habersiz boş bakışına…

Boğazım düğümlendi…

Sadece 10 saniye bakabildim yüzüne ve o 10 saniyede onunla yaşadıklarım film şeridi gibi gözümün önünden geçti…

Son kez bakmak tutkusu ağır bastı…

Ve şu anda bu yazıyı yazarken de öylesine zorlanıyorum ki…

Nasıl bitireceğimi, nasıl bağlayacağımı bilemiyorum…

İçim çok sıkılıyor…

Gözümün buğulanmasını bile istemiyorum…

O kadar neşeli ve ölümüyle dalga geçen bir adamın ölmesi…

Bu kadar savaşçı bir adamın artık aramızda olmayacak olması…

Hâlâ şoktayız…

Herkesin ağzındaki sözcük “İnanamıyorum”…

Her an sıkı adımlarla ve kesinlikle de tam saatinde servisten içeriye girecek ve hemen oturur oturmaz haberleri anlatmaya başlayacak gibi hissediyorum…

Neyse şimdilik burada keseyim…

Herkes acısını yaşasın…

Bu yazı ve fotoğraflarla da 40 yılını yaşayalım beraber…

Onu severek anın, gülümseyerek anın, öyle isterdi inanın bana…

Ölenleri haberleştirirken çok üzülürdü, ama kendisi için de “Ölüp gideceğiz ya, ne olacak, ölen ölüyor’ derdi, alay ederdi ölümle…

Yunanistan’dan gelişinin öyle bir öyküsü var ki, o başka bir yazıya konu olur ancak…

Küçük yaşta kardeş acısı yaşamış, yıllarca anasını babasını görememiş Ahmet ağabeyim, adeta veda eder gibi son 10 yılını rahmetli anne babasına adamıştı adeta…

Onları zorla İzmit’e getirmiş ve şu an kendi yattığı mezarlığın yanındaki alandaki mezara vermişti…

Ama eşi ve çocukları onun için her şeyden her zaman çok çok önemli oldu…

Allah rahmet eylesin…

Ailesine sabırlar versin…

Hepimizin başı sağ olsun…

5 Mayıs 2020 de kara bir tarih olarak anılarıma kazındı…

Yazıyı bitirirken Ahmet Kaya’nın ‘Toprak olmak ne garip şey anne’ dizelerini dinliyorum…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hakan Yağcıoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

03

Hakan Yaz - 16 yıl beraber çalıştık,Çok çalışkan ve dürüst birisiydi.Başta Eşine .çocuklarına ve Kocaeli Gazetesi ailesine başsağlığı diliyorum , Allah Mekanını cennet etsin .

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 07 Mayıs 11:59
02

Hasan Ağır - Allah rahmet eylesin.Mekanı cennet olsun.Amin.Hakan kardeşim başın sağ olsun.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 07 Mayıs 01:41
01

Yüksel Misirlioğlu - Allah Rahmet Eylesin Kederli Aileslne Sabırlar diliyorum.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 06 Mayıs 17:47


Anket Fethiye Caddesi için hangi projeyi beğendiniz?