Normalleşmenin Tehlikesi

Salgının ülkemizde belirli bir ölçüde kontrol altına alınması, sağlık sisteminin ve yoğun bakım kapasitesinin çökme noktasına gelmesinin önlenmesi; ilk günlerde alınan bazı hayati tedbirlerin sıkı şekilde uygulanması sayesinde Avrupa ve Amerikaların düştüğü kötü durumlara düşmeden bugünlere kadar gelebildik. Ancak neredeyse iki ayı geçkin süredir insanları evde tutmaya çalışmanın çok ciddi psikolojik yansımaları ortaya yavaş yavaş çıkmaya başlıyor.

Uzun vadede 1999 Depreminin açtığı ruhsal ve algısal yaralar gibi bu salgın dünya genelinde hemen herkeste bir kısım yaralar açacak. Ancak bu kadar uzun vadeli projeksiyondan önce içinde yaşadığımız şu günlerde oluşan ve salgınla mücadeleye ciddi zararlar veren psikolojik yanılsamaları ve kitlesel eğilimleri ciddi bir şekilde inceleyerek önlemler almak gerekiyor.

Havalar ısındıkça, güneş açtıkça birçok insan evde kalma çağrılarına direnmeye ve kendilerini sokaklara atmaya başladılar. Hava güzelleşince, bahar gelince insanlarda her zaman bir gevşeme ve rahatlama hissi oluşur. Buna bir de normalleşme sürecine dair atılan adımlar eklendikçe, iki aydır Sağlık Bakanı ve Bilim Kurulunun, doktorların, hemşirelerin, eczacıların, güvenlik güçlerinin, belediyelerin ve bu süreçte insanüstü bir gayretle çalışan herkesin emekleri bir çırpıda ziyan olabilir.

İnsanları sonsuza kadar ya da en az bir sene sonra hayata geçme ihtimali olan aşı bulunana kadar sürekli olarak evlerde tutma imkanımız yok. Ekonomik olarak da bunu ne bir ülke ne de o ülkenin insanları kaldırabilir, psikolojik olarak da yaratacağı hasarları taşıyabilir. Hayatın olağan akışına yönelik kademeli adımlar elbette atılmalı ancak bunu normalleşme olarak adlandırmak; insanların zihinlerinde “her şey bitmiş” gibi bir yanlış anlaşılmaya yol açıyor. Unutulmaması gerekir ki her ne kadar sağlıklı olmadığını bilsek de kitleler nezdinde algı gerçekliktir.

Örneğin Batı Avrupa ülkelerinde hayatı yeniden kontrollü bir şekilde akışına bırakma konusunda kullanılan kavram normalleşme değil, yeniden dışarı çıkma. Bu isimlendirme tercihi bile kitleler nezdinde tehlikenin geçmediğinin ve sokaklara çıkmanın eskisi günlere dönmek olmadığının mesajını veriyor.

Dili Korumadık, İnsanları Koruyamayacağız

Yeni Normal kavramı sürekli olarak herkes tarafından kullanılır hale geldi. Herkes kendi iş alanıyla ilgili olarak yeni normal hakkında konuşuyor, öngörüler dile getiriyor. Ancak ülkemizde çok çok uzun yıllardır dilin uğradığı erozyon esasen hemen her konuda yaşadığımız kafa karışıklığının bir sebebi olduğu gibi; bugün de yaşanan kafa karışıklığının birincil sebebi.

Bir şeyin normal diye adlandırılması için herkes tarafından hemen hemen aynı şekilde tanımlanan, aynı şeyi çağrıştıran bir çerçeveye oturması gerekiyor. Ancak “yeni normal” kavramı sadece ülkemizde değil, tüm dünyada da “new normal” olarak uzmanları üzerinde oturum ahkam yumurtlayanlar tarafından öngörüler ve görüşler silsilesine üst başlık yapılıyor. Bu konuşmaların ve tartışmaların kitle iletişim araçları eliyle de korku pazarlamasının medya etkileşimine faydası sebebiyle her yere saçılıyor.

Normal kelimesi salgın süreci ve sonrasına dair her kullanıldığında, salgınla mücadele zihinlerde sakatlanıyor. Bugün itibariyle ülkemizde berberler, kuaförler, alışveriş merkezleri açıldı. Çok büyük bir hata olduğunu düşünüyorum. Turizm sektörünün de önümüzdeki haftalarda açılacak olması ikinci büyük bir hata olarak önümüzde duruyor. Yeniden dışarı çıkma sürecinde insanların temel yaşamsal ihtiyaçlarına dokunmayan hiçbir işletmenin açılmaması gerekiyor. Ancak bu kararlar alındı, oldukça ciddi tedbirler ve önlemler listesiyle birlikte hizmet verecek olan işletmelerin salgının ikinci dalgasına sebep olup olmayacağını bilmiyoruz.

“Ekonomi mi sağlık mı?” sorusu bugün dünyadaki tüm iktidarların önünde duran kırk katır mı kırk satır mı tercihi. Refah seviyesi en yüksek ülkeler bile kitlesel olarak ülkelerini durdurma süreçlerinden olabildiğince kaçınmaya, kaçınamadıkları noktada da bunu en kısa sürede bitirmeye gayret edecek çalışmaları uygulamaya çalışıyorlar. Vicdani olarak konuyu ele alınca sağlık dememek elde değil ama rasyonel bir şekilde bakınca da ekonomiden feragat etmenin orta vadede daha büyük kayıplara ve sosyal yaralara sebep olacağı da aşikar.

DOĞAYA TESLİM OLMAK ZORUNDAYIZ

İnsanlık olarak maalesef çok büyük bir sınav veriyoruz. Doğanın bize verdiği bu ders aslında hiçbir hesabın öte tarafa kalmadığını, her hakkın burada peşinen görüldüğünü de gösteriyor. Doğanın canına okuyan, kendimiz dışındaki tüm canlıları yok sayan son yüz elli senelik iktisadi yaklaşımlarımızın faturasını bugün kitleler halinde ölerek, evlere kapanarak ve ruh sağlığımızı kaybederek ödüyoruz ve bu kafayı değiştirmezsek ödemeye devam edeceğiz.

Öte yandan zenginin fakiri, eğitimlinin cahili, Batılının Doğuluyu, Kuzeylinin Güneyliyi insandan saymadığı; tam tersi açıdan da kendi doğuştan gelen dezavantajlarını bir öfke mekanizması içinde yoğurmaktan başka bir yaklaşıma sahip olmayanların üzerinde yaşadığı bir dünyanın bizlere verebileceği tek şeyin kahır kanseri olmak olduğunu da görüyoruz.

Ama yine de denizlerde yunuslar geziyor, geyikler kasabalara iniyor, şehirlerin betonlarının içinden çiçekler hayata tutunuyor. Leylekler göç ediyor, ağaçlar meyve veriyor…

Yani yerkürenin asıl virüsü olan insan elini ayağını bu düzenin normal akışından çektikçe doğa kendi ritmini bir şekilde bulup yaşamaya devam ediyor. İnsanlar artık bu dünyanın efendisi değil, bütün habitatın içinde yer alan canlılardan sadece ama sadece biri olduğunu ve diğer hiçbir canlıdan hiçbir konuda üstün olmadığını anlamak zorunda. Kaybedeceğimiz kesin olan doğayla girilen savaşta beyaz bayrak çekmeli ve bükemediğimiz bileği öpmek zorundayız.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Arda Süar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.



Anket Cumhurbaşkanı'nın açıkladığı normalleşme sürecini nasıl karşılıyorsunuz