Milli birlik ve beraberlik

Ne zaman kritik bir olay baş gösterse, ne  zaman bir takım olayların önlenmesi veya üzerine    yoğunlukla gidilmesi gerekli olsa; iktidardakilerin  sarıldıkları mukaddes  kavram;  MİLLİ BİRLİK VE  BERABERLİK!

Bu zor günlerde her zamankinden Milli Birlik ve beraberliğe ihtiyacımız vardır, nutukları gündeme  gelir. Nutuklar atılmasına atılır da bakalım öyle mi?

 Bu çağrıyı genellikle iktidarda olanlar yapar. Bunun altında yatan, bu çağrıyı yapmaya zorlayan esasında nedir acaba?

 Bu büyük ölçüde meşruiyet arayışıdır. Yaptıklarını yada yapmak istediklerini halka onaylattırmak; Sorumluluğu azaltmak veya sorumluluk korkusundan kurtulmak amacını, yerinde kalabilmek için mazeret üretmek anlamını taşır.

 İktidar Milli Birlik ve beraberlik çağrısı yaparken alında şunu söylemektedir. Birlik olalım, ama siz bir şey söylemeyin, her hangi bir şey yapmayın, biz ne diyorsak onu onaylayın ve onu yapın. Ne demek lazım, hay hay, başka bir emriniz ?...  Onun için, bu düşünceyle  yapılmış bir çağrı,  asla ve asla samimi bir çağrı olarak kabul edilemez; olsa olsa  kavramın kötüye  kullanılmasıdır !

Aslında yüce ulusumuz halkı ve ülkemizi ilgilendiren konularda en büyük hassasiyeti, kimsenin çağrısına gerek olmadan olağan üstü bir Milli Birlik ve beraberlik oluşturur. Bunu tarihin her döneminde yapmıştır. Kuşkusu olanlar kafasını kaldırıp,  gözünü açıp, İstiklal savaşımızdan bu yana baksın…

Güzel yurdumuzun çeşitli yörelerinde yerleşik bulunan insanlarımızın yerele dayalı yaşayış ve kültürel mirasın getirdiği farklı anlayışları olabilir. Bu denli zengin bir kültür hazinesinin olmasının en doğal sonucu olarak kabulü zorunludur.  Tarih sürecinde oluşmuş, atalarımızın sürdürüp bu günlere ulaştırdığı bu zengin kültürü ve farklı kültürel anlayışları özenle korumak ve gelecek nesillere  aynı sadeliği ile  ulaştırmak boynumuza borçtur.

Sanırım olayı karikatürize ederek yansıtan  şu fıkra ile   bu durumu daha  yalın bir şekilde anlatabiliriz.

Karadenizlinin birisine,  hakkında yapılan yargılama  sonucunda   idam kararı verilmezden önce, Mahkeme   son  diyeceğinin  olup olmadığını  sormuş .

Laz uşağı Şöyle bir düşündükten sonra,  bu bağa eyi bi ders olsun demiş.

Doğu ya da Güneydoğu bölgemizden bir vatandaşımız,  aynı durumda  aynı soruya; Urganım kırmızı olsun, beni kırmızı iplen asın, diye  cevap vermiş.

Trakyalı Hüsmen agaya da  aynı soru  yöneltilmiş,  Ağa da çıt  yok, hiçbir cevap  vermemiş. Alıp götürmüşler ceza evine, İnfaz günü sabahı din hocası hücreye inmiş, gerekli konuşmalardan sonra, yukarıdan soruyorlar  son bir diyeceği var mı ? Hüsmen Aga da  yine  tık yok.

Darağacına çıkartıyorlar, halkayı boynuna geçiriyorlar, Cellat soruyor; aşağıdan soruyorlar son bir diyeceğin var mı?  Hüsmen aga da yine   tık yok.  Cellat,  sandalyeye tekmeyi vurunca Hüsmen aga   bir eliyle boğazındaki ipe  sarılırken  öbür elinin  baş parmağı ile de  bir şey söyleyecekmiş gibi işaret  yapıyor.  İnfazı   durdurup, aga ya  sormuşlar ne diyorsun?

Aganın  cevabı , abe  ben buğuluyum be yaa…

Aziz  Milletimiz, yurdumuzun neresinden olursa  olsun belki bir çok  şeyin farkına  varamayabilir veya  farklı şekilde ifade  edebilir  ammaaa ; Günü geldiğinde kendisine  hizmet edenlerle zarar verenleri çok iyi ayıklar. Getirdiği sandığa  koyar geri postalar, yenisini getirir.

Onun için Milli Birlik ve  beraberlik  çağrısı her babayiğidin harcı değildir !

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Raif Kandemir - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.



Anket Cumhurbaşkanı'nın açıkladığı normalleşme sürecini nasıl karşılıyorsunuz