Doğu Akdeniz’in önemi

Son dönemlerde, Türkiye’nin Doğu Akdeniz politikasında adını sıkça duyduğumuz Tümamiral Cihat Yaycı’nın ani bir kararla görevinden alınması ve arkasından kendisinin istifa etmesi, bizlere Doğu Akdeniz’in önemini tekrar hatırlamak gereğini hissettiriyor.

20. yüzyıla kadar küresel güçler için Doğu Akdeniz’in önemi, dünyanın ticaret merkezi olması hasebiyledir.

Ancak I. Dünya Savaşı’yla birlikte bölge, enerji kaynakları bakımından önem arz eden stratejik bir alan haline gelmiş ve artık küresel güçlerin çıkar savaşlarının yaşandığı bir döneme girmiştir.

Soğuk Savaş döneminde NATO ve ABD’nin etkinliğinin yanı sıra Sovyetler Birliği’nin bölgeye yönelerek Suriye, Mısır, Cezayir gibi bazı ülkelerde nüfuz oluşturma gayreti, bölgeyi uluslararası sorunların temeline taşımaya başlamıştır.

Doğu Akdeniz, günümüzde ABD, Rusya, AB ve Çin’nin çıkarlarının çatıştığı bölge olmasının yanında uluslararası sorunların temelinde de isminden sıkça bahsedilen bir bölge haline gelmiştir.

Barış ve istikrardan uzak, etnik çatışmaların yanı başında cereyan ettiği, göçmen akınları ve insan ticaretine ev sahipliği yapan, uyuşturucu ticaretinin yoğun olarak yapıldığı, kitle imha silahları ve terör gruplarının faaliyetlerine sahne olan Doğu Akdeniz, güvenlik risklerinin mevcut olduğu, bölgesel kaosların yoğun biçimde hissedildiği, suların iyice ısındığı bir coğrafya konumundadır.

Özellikle 2000’lerin başından itibaren Doğu Akdeniz’de keşfedilen enerji sahalarının kıyıdaş ülkeler arasında deniz alanlarına ilişkin anlaşmazlıklara sebep olması, Doğu Akdeniz’i, politik olarak “enerji savaşlarının” yaşandığı bir coğrafya haline dönüştürmüştür. 

Kıbrıs adası civarında keşfedilen yeni enerji sahalarının işletilmesi meselesinde uluslararası hukuka aykırı davranan Güney Kıbrıs yönetimi, bölgesel enerji denklemlerinde çatışmanın ana sebebi olmuştur.

Bu bağlamda en büyük anlaşmazlık Güney Kıbrıs ve Türkiye arasında yaşanmıştır.

Güney Kıbrıs’ın kendisini bölgede tek hakim ilan etmeye yönelik MEB adı verilen Münhasır Ekonomik Bölge anlaşmasını ilan etmesi, buna tepki olarak Türkiye’nin KKTC ve sonrasında Libya ile “kıta sahanlığı sınırlandırma anlaşması” imzalaması, Güney Kıbrıs’ın bölgedeki politikalarını sekteye uğratmıştır.

Türkiye’nin bölgedeki en büyük handikabı, bölgesel enerji işbirliğindeki yalnızlığıdır. Libya dışında diğer kıyı devletlerle, özellikle Mısır ve İsrail ile sorunlar, bölgede elimizi zayıflatan en önemli hususların başında gelmektedir.

Sonuç olarak bölgede ülkemizin çıkarlarını korumak ve hakimiyet alanını güçlendirmek için stratejik adımların önemi büyüktür.

Hal böyle iken, Türkiye’nin bölgedeki stratejisini belirlemede etkin rol oynayan bir kişinin apar topar görevden alınmasının sonuçları da iyi düşünülmelidir.

Saygılarımla…

 

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Nihal Özgirgin - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.



Anket Cumhurbaşkanı'nın açıkladığı normalleşme sürecini nasıl karşılıyorsunuz