Salgında Muhasebe

Geçtiğimiz haftanın son günü ABD’de yaşanan bir olay ülkemizde pek yankı bulmasa da insanlık adına çok tarihi bir rezillikti. Detroit’te bir bakım evinde yaşanan olayda; 20 yaşında yine aynı yerde kalan melez birisi, 75 yaşında beyaz bir yaşlıyı ağzını burnunu kanlar içinde bırakana kadar yatakta dövüyor. Olay 15 Mayıs’ta yaşanıyor ve video sosyal ağlarda günlerce yayında kalıyor. Hiçbir yetkili bu konu hakkında kılını kıpırdatmıyor. Ta ki 21 Mayıs gününe kadar videoyu gören bölge insanlarından gelen şikayetlere kayıtsız kalamayacak duruma gelene kadar. Tutuklanan kişi kısa süre önce bu yerde geçici olarak yaşamaya başlıyor ve sürekli orada ikamet etmek için başvuru sürecinde birisi.

Tutuklama sonrasında konu ABD’nin ulusal haber gündemlerine kadar tırmandı ve Başkan Trump bile Twitter’da topa girdi. Burada etnik kökenlerine değinme sebebim, ABD’nin bu fay hattının hala geçmişteki kadar derin olduğunu haberlerde ve yorumlarda konu ele alınırken görmüş olmamızdır. Üstelik Detroit salgın sürecinde zaten on senedir iflas seviyesinde olan ekonomik durumu iyice göçmüş; anarşi ve kaosun bir anda nasıl günümüz dünyasında tezahür edebileceğine dair ibretlik örnekler çıkarma potansiyeli ABD’de belki de en yüksek eyalettir.

ABD’de bizdeki gibi huzurevleri olmakla beraber; evi olmayan her yaştan insanın bir şekilde barınabileceği bu tip kompleksler var. Buralarda her yaştan insan belirli prosedürler çerçevesinde yaşayabiliyor. Saldırganın babası ismini açıklamadan bir basın kuruluşuna yaptığı açıklamada çocuğunun orada serbestçe yaşamasını gerektiren şartlarda olmadığını, otizmli olduğunu ve bir süredir yoğun bir anksiyeteyle birlikte şiddet eğilimi içinde olduğunu dile getirdi. Saldırının sonuçlarından kurtarmak için mi bu tip engellilik bahanesi ortaya atılıyor bunu bilmek mümkün değil ama zaman gösterecektir; Amerikan yargısı bu tip konularda genellikle gerçekleri ortaya çıkarma konusunda maharetlidir.

Bu saldırganın kendisine ait YouTube kanalında yüzlerce boks ve dövüş videosu, sözde sert eşek şakaları gibi içerikler mevcut. Şiddet eğilimi bu denli ortada olan ve eğer söylenenler doğruysa zihin muhakemesi yerinde olmayan birisinin sıkı bir gözlem altında tutulması gerekirken; kendisini korumaktan aciz insanlarla aynı ortamda kontrolsüz bir şekilde bırakılmaması gerekirdi. Bu konuda da Amerikan sisteminin ne derece yeteneksiz olduğu da tüm dünyanın malumudur. Eğer bir hak sermayeyi ya da bireysel özgürlüğü korumuyorsa, oralarda bu hakkın üzerine pek düşülmez ve hatta haktan bile sayılmaz. Sosyal devlet ilkelerini savunanlara “komünist” denilen bir zihin coğrafyasından bahsediyoruz.

Batı ve Doğu Arasında Değerlerimiz

Bugün bayram, bizim kültürümüzde yaşlılara duyulan saygı ve hürmetin en canlı şekilde ortaya çıktığı günler. Üstelik Koronavirüs salgını sebebiyle yaşlılarımızı korumak için devlet ve millet olarak azami hassasiyeti gösterdiğimiz bir sürecin içerisindeyiz. Dünyada bu salgın sürecinde yaşlı nüfusunu korumak için en sıkı tedbirleri alan tek ülkeyiz bildiğim kadarıyla. Batı memleketlerinde salgın sebebiyle yaşlılar patır patır ölürken “bunun sosyal güvenlik sistemindeki yükü hafifletmesi” gibi insanlık dışı görüşleri sözde felsefi ve kuramsal tartışmalar havalarda uçuşuyor.

Gerçi 65 yaşa sokağa çıkma yasağının açıklandığı ilk günlerde bir kısım zevzek gencin de sosyal medyada etkileşim adına yaşlılara yönelik rezil tavırlarına şahit olmuştuk ve bütün ülke ciddi manada ayağa kalkmıştı. Hatta o dönem İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun “65 yaş ve üstü risk grubunda olan büyüklerimiz evde kalarak sadece Koronavirüsten değil, elinde telefonla dolaşıp onları kaydeden etkileşim hastalarından da korunacaklardır” açıklaması kişisel kanaatimce kendisinin siyasi hayatı boyunca yaptığı en doğru, en mesnetli ve en yerinde açıklamasıydı. İleride çocuklarına ve torunlarına politik bir miras bırakacağı zaman, baş köşeye bunu koyması gerektiğini düşünüyorum.

Bugünün dijital yerli dediğimiz, yani gözünü mobil internet ve akıllı telefonlar çağında açan gençlerin bir kısmının çok büyük bir dejenerasyon içinde olduğunu görebiliyoruz. Bunu muhafazakar ya da başka herhangi bir tutucu saikle değil; tamamen rasyonel bir çerçevede değerlendiriyorum. Açın TikTok, Snapchat, Twitter ve Instagram’ı görün. Bu mecralar bu kuşağı yozlaştırmıyor, yozlaşmanın görünür olmasını sağlıyor bunu da hemen not olarak yazayım ki sosyal medya sansürcülerine bir zemin veriyor gibi olmayayım.

Her nesil, bir değişimi temsil eder. Her yeni kuşak, geçmiş kuşakların birikimlerinden kendi yaşadıkları çağa uygun olmayanlarını geride bırakarak; koruduğu değerlere yenilerini ekleyerek sonrakine devreder. Ha bu bizim ülkemizde ne derece doğru bir akışla süregelmiştir bir tartışma konusu ancak bu mesele tüm dünya için aynı derecede köklü ve derin bir tartışma konusudur. Bu noktada yitip giden çok güzel değerlerimize bakıp üzülüyoruz ancak koruduklarımız da Batı toplumuna ve Doğu toplumlarına göre bizi insan yapan ve diğerlerinden ayıran çok kıymetli hasletler.

Bugün yaşlılara saygı, imkanı olmayanlara ve özellikle de okuma çabası içinde olan gençlere yardım etmek, aileyle dayanışma kültürü içerisinde olmak gibi hala daha yaşayan; yaşatılmaya çalışılan değerlerimiz bizlerin en büyük ortak kültürel paydamızdır. Bu kültürel tutumlar etrafında inşa edilecek bir değerler manzumesini korumak muhafazakarlık değil; aslında en doğru tanımıyla vatanseverliktir. Zira bir toprak parçasını vatan yapan ortak geçmiş olduğu kadar ortak geleceğe olan inanç ve güvendir. Ortak bir gelecek de ancak güzellikler etrafında kenetlenerek, dünün ve bugünün değerlerini koruyarak yarına aktarmak motivasyonuyla olabilir. Bir toprak parçasını vatan yapan, mezarlıklarda yatan büyüklerimizin ebediyen orada istirahat edeceğine güvenebilmektir.

Koronavirüs salgını günlerinde evde kalabilen insanların büyük bir kısmı ciddi manada kişisel sorgulamalara girdiler. Hayatı, geçmişlerini, kararlarını, değerlerini sorgulayarak bir iç muhasebe sürecinde ister istemez kendilerini buldular. Çünkü görünmeyen ve öldürücü bir düşman karşısındaki çaresizlik; gözümüzü bürümüş tüketiciliği, kavgacılığı, çıkarcılığı bir anda yok ediverdi. Eli kolu tutan, parası pulu olan 70 yaşında bir insan “kimseye muhtaç değilim” noktasından; “maaşımı komşunun oğlu çeker” noktasına bir anda sürükleniverdi.

İnsanlık bireycilik felsefesini her şeyi yaptığı gibi sömürüp hırslarına alet edip bugün “hiper-bireycilik” denilen bir psikopatolojiye çevirdi. Ülkemizde de var olmakla beraber; özellikle pür kapitalist toplumlarda bu eğilim giderek güçleniyor. Bunu sadece Batı toplumları için değil, Doğu toplumları olan Rusya, Çin, Japonya gibi yerlerde de görüyoruz. Körfez ülkelerinin yozlaşmış yaşamlarında da görüyoruz. Üstelik Doğuya gittikçe işin içine bir de her anlamda gaddar idareciler, baskı ve dikta giriyor. Bugün her ne olursa olsun, her ne iyi ya da kötü giderse gitsin; biz ne Batılı ne Doğulu; kendi normları ve değerleriyle üçüncü bir yolu temsil ediyoruz, etmek zorundayız. Batının insan haklarını özümseme yolunda yüz elli yıllık mücadelemizi bırakmamalı, Doğunun bizi çekmeye çalıştığı girdaptan kendimizi korumalı; ama Anadolu çıpasını da asla elden bırakmamalıyız.

Dünyadaki tüm dinlerin, tüm coğrafyalardaki yaşanış türevleri içerisinde tarih boyunca Anadolu Müslümanlığı kadar insandan, doğadan, imandan ve sevgiden yana bir inanış versiyonu var olmamıştır.

Dünyada hiçbir milletin geçmişinde mutlakıyet rejimine karşı çıkan hareketin gerçek manada halkçılığa odaklanmış bir versiyonu görülmemiştir, sınıf kavgalarının popülizmine, sermaye pışpışçılığına, ruhban yalakalığına zerre kadar yüz vermeyen bir Cumhuriyetçi düşünce doğmamıştır.

Bugün hem dini hem milli birikimlerimiz onlarca yıldır erozyona uğrayarak, diğer ülkelerdeki karşıtlarına göre çok geride kalmış olsa da insanımızın zihin köklerinde bu değerler manzumesi hala bulunmaktadır. En sevdiğiniz siyasetçiden en sevmediğiniz siyasetçiye kadar aslında hepsi kişisel olarak ele alsanız yüzde yetmiş seksen oranında aynı insanlardır. Farklı yöreler, mezhepler, etnisiteler ve kültürlerden geliyor olsalar dahi Anadolu Çanağında yoğrulmuş her insan özünde birbirine çok benzemektedir. İlla ki “kahramanı kadar gafili de haini de çok olan bir millet” olsak da, ortalama seviyeye baktığınız zaman temel değerlerdeki ortaklık çok büyüktür.

Aslolan küçük farklar üzerinden kurulmuş tezgahların oluşturduğu cephelerden birbirine saldırmak değil; meydanın ortasında sarılıp kucaklaşmaktır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Arda Süar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.



Anket Cumhurbaşkanı'nın açıkladığı normalleşme sürecini nasıl karşılıyorsunuz