Reklamı Kapat

Salgın ve hastalık farkı

İki haftadır yeniden normalleşme sürecine giren ülkemizde yasaklar gevşedikçe vaka sayıları giderek artıyor. Her ne kadar vaka ve entübe edilen hasta...

İki haftadır yeniden normalleşme sürecine giren ülkemizde yasaklar gevşedikçe vaka sayıları giderek artıyor. Her ne kadar vaka ve entübe edilen hasta sayısı, ölen hasta sayısı oranı salgının ilk dönemine göre azalıyor olsa da salgının yeniden yayılma eğiliminde olduğunu Sağlık Bakanının her akşam yayınladığı verilerden görebiliyoruz.

Ölen hasta sayısının azalmasını virüsün mutasyona uğradığı ve öncekine göre daha az öldürücü bir şekilde sürdüğü yönünde analiz eden uzmanlar var. Bu konuda henüz bir bilimsel kanıt yok, Dünya Sağlık Örgütü de aynı şekilde; virüsün daha az öldürücü olduğu yönünde ellerinde bir veri olmadığını söylüyor. Gerçi Dünya Sağlık Örgütü sicili artık ortada olan ve güvenilmez bir kurum.

Ölü oranlarının azalması insanlarda bir rehavet uyandırıyor ancak kazın ayağı pek de öyle değil. Virüs hala aynı seviyede bulaşıcı ve delillere göre aynı seviyede öldürücü ancak tedavi konusunda elde edilmiş bir bilgi var. Yanılmıyorsam üç tür ilaçla tedavi uygulanıyor ve hastaları ölmeden önce kurtarmak salgının ilk günlerine göre daha mümkün. Bu çerçevede salgın sürüyor ama hastalıkla mücadele konusunda artık daha bilgiliyiz.

Öte yandan filyasyon ekipleri, yani hasta birisi gelince onunla temas etmiş kişileri tespit edip kontrol altına alma konusunda çalışanlar da oldukça başarılı işler çıkartıyorlar. Koronavirüs’ün dokuz farklı mutasyon geçirmiş türevinin şu anda yayılmakta olduğu, kimisinin daha bulaşıcı, kimisinin daha öldürücü, kimisinin semptomları gizleyen türde olduğuna dair uluslararası birkaç makale inceledim. Bu çerçevede düşünüldüğü zaman; filyasyon ekiplerinin hastalarla temas etmiş kişileri tespit edil izole hale getirmeleri; öldürücü türdeki mutasyon geçirmiş virüsün pandemik yayılımının önlendiğini tespit etmemizi sağlayabilir. Tabi ortada bilimsel araştırmalar olmadığı için bu söylediklerim evrim, pandemi ve filyasyon konularında yaptığım okumalardan çıkartılmış kendimce bir analiz.

Normalleşmeyi Beceremedik

Yeni Normal tanımı sürekli dillere pelesenk olmuş durumda ve genellikle üzerine yapılan konuşmaların, yazıların, yorumların yüzde doksanı boş muhabbetten ibaret. Bu ülkemizde değil, dünyada da böyle. Oldukça mesnetli, ufuk açıcı ve bilgilendirici yayınlar olmakla beraber; salgın sürecindeki yaşam pratiklerinin yeni normal olarak anlatılması akıl karı değil. Yeni Normal denilen süreçte hepimiz maske takmayacağız. Aşı geliştikten ve dünya çapında kitlesel bağışıklık kazanıldıktan sonra maskelerle, siperliklerle yaşamaya devam etmeyeceğiz.

Yeni Normal kavramı biraz daha felsefi bir çerçevede ele alınmalı. Misal salgın öncesi kadar çok seyahatin, kocaman ofislerin, fiziken bir araya gelerek iş yapmanın artık eskisi kadar önemli olmadığını anlamak gerekiyor. Sağlık ekipmanları konusunda devletlerin stok kapasitelerini yükseltecek olmaları ve bunun birçok endüstriyi iyi ve kötü yönde etkileyecek olması gibi uzun vadeli ve günlük hayata bir anda etki etmeyecek yönelimler ortaya çıkartacağı gibi başlıklar Yeni Normal olacak.

Ancak normalleşme sürecini ülke olarak, diğer tüm devletler gibi ekonomik gerekçelerle bir noktadan sonra hayata geçirmemiz neticesinde maalesef halk olarak büyük ölçüde sınıfta kaldık. Bu noktada devlete yönelik eleştirileri ben mantıklı ve sağlıklı bulmuyorum. ABD, Almanya, İngiltere, Fransa, İtalya, İspanya, Yeni Zelanda, Kanada gibi dünyanın gelişmiş ve medeni memleketlerinin hepsi salgını tamamen bitirmeden hayatı normalleştirme yönünde mecburen adımlar attılar zira işin ekonomik etkilerinin daha da büyümesi; salgından daha büyük ve onarılmaz yaralar açacak. Türkiye de bu ülkelere göre ekonomik olarak çok daha handikaplı olduğu için bu adımın atılması gerekiyordu.

Normalleşme süreci için koyulan kriterler üç başlıkta özetleniyor. Sosyal mesafe, maske ve el hijyeni. Ancak ne yazık ki ülkemizde çok ama çok büyük bir kitle bunlara dönüp bakmıyor. Kıç kıça oturmaya ve dolaşmaya, maske takmamaya, ellerim yıpranıyor diye dezenfektan kullanmamaya hemen ilk hafta başlamış durumdayız. İnsanlar kendi hayatları konusunda bu derece ciddi bir konuyu dikkate almıyorsa, devletin herkesi zorla evlerine uzunca bir süre kapatıp sonrasında da çökmüş bir ekonomi sonucunu önünde bulmasını beklemek saçma bir görüş.

Bu salgın özünde ulusal ve küresel bir mesele olmakla beraber; esasen dünya üzerindeki her bir bireyin hayatını doğrudan etkilediği için bu çerçevede tanımlanıyor. Bütün insanlarımız tehlike altında olduğu için konu ulusal bir mesele. Bu tüm dünya ülkeleri için geçerli olduğu için konu küresel bir mesele. Bütün devletler ellerinden gelen tüm imkanlarla halkı bilgilendirmek ve bilinçlendirmek için çabalıyor. Ülkemizde her televizyonda, her internet sitesinde, günde beş kere cami hoparlörlerinde, her yerel siyasetçinin her açıklamasında, her ulusal siyasetçinin her açıklamasında bu konu bas bas bağırılıyor ama halkın büyük bir kısmı hala kişisel tedbirlerini almıyor. Bu noktadan sonra oluşacak sonuçtan sorumlu olan devlet değil toplumdur.

Akılsızlar Yüzünden Akıllılar Heba Olmasın

Tüm kurallara uyan, hijyenini sağlamaya çalışan, maskesini takan, sosyal mesafeyi korumaya çabalayan bir insan; toplumun büyük kısmı bunlara uymadığı zaman ister istemez salgından etkilenme riskiyle karşı karşıya. Zaten toplumsal yaşamın günümüzde hala çözülememiş en büyük handikabı da bu; sorumsuz insanlar yüzünden sorumluluk sahibi olanların bedel ödemekte olması.

Yapılan bazı araştırmalar gösteriyor ki dünyada ve ülkemizde birçok erkek, maske takmayı zayıflık göstergesi olarak görüyor. Sokağa çıkma yasağı olan günlerde sokağa çıkmak bir cengaverlik, bir aykırılık, bir duruş gibi algılanıyor. Bunlar akılla mantıkla ömürleri boyu zerre kadar ilişkisi olmamış bir kütle olarak; aklı başında insanları tehlikeye atıyorlar.

Bu süreçte maske takmayanlara, sosyal mesafeye uymayanlara ciddi cezalar verilmesi, hatta cezaların miktarlarının ocak söndürecek seviyede olması uygulamasına derhal geçilmesi bence aklı başında insanları korumak için devletin atması gereken çok önemli bir adım. Maskeyi takarken burnunu açık bırakarak daha tarz bir hava kazandığını zannedenler sebebiyle, dışarıda geçen her dakikasında yoğun bir gerginlik içinde kendisini korumaya çalışan makul insanları ayırmak gerekiyor.

İşin bir de toplu taşıma ve işyerlerindeki sosyal mesafe kuralı gibi doğrudan devlet eliyle düzenlenmesi gereken alanları da var ve bu konuda yeniden normalleşme sürecinde atılan adımlar kanımca çok erken oldu. Otobüslerdeki kişi kısıtlaması, işyerlerinde insanlar arasındaki mesafelerin belirlenmesi gibi konularda devlet çok daha sert ve aktif bir politika izlemeli. Aksi halde gözünü para hırsı bürümüş çağımız insanı için birilerinin kendisi yüzünden hayatının tehlikeye girmesi maalesef çok kolay göz ardı edilebiliyor. Maskesini takmaktan imtina eden birisine herhangi bir konuda fikir beyan etmek bile çokken, insanların hayatlarını etkileyecek alanlarda bir inisiyatif bırakmamak gerekiyor.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Arda Süar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Kocaeli Valiliği'nin aldığı koronavirüs tedbirlerini yeterli buluyor musunuz?