Çok ilaç kullanmak ve çok hastane yapmakla övünmeli miyiz?

Koronavirüs salgını sürecinde bir kez daha gördük.

Ülkemizdeki sağlık hizmetlerine methiyeler düzdüler.

Sağlıkta devrimmiş…

Şehir Hastaneleri’ymiş…

Ücretsiz ilaçmış…

O, bu… Hepsi hikâye!

Benim gördüğüm şu:

Sadece bizim ülkemiz değil, bizim gibi az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler, sağlık yoluyla sömürülüyorlar.

Hastalık yaratılıyor…

Yaratılan hastalıklar markalaştırılıyor ve piyasaya sürülüyor.

Her geçen gün daha fazla insan, “hasta” sınıfına sokuluyor.

Yaşam, tıplaştırıldı.

İlaç, “günlük ihtiyaç” haline getirildi.

Temel gıda ürünleri kadar günlük ihtiyaç…

Herkesin cebinde ilaç kutusu!

Arkadaşlarla yemeğe gidiyoruz, yemeğin bir yerinde ilaç kutuları açılıyor, başlıyorlar sırayla içmeye.

Bu, şu hastalık için…

Bu, bu hastalık için…

İnanılır gibi değil!

Bir doktor arkadaşa, “Tıp fakültelerinde sağlıklı beslenme dersi var mı?” diye sordum.

Yokmuş.

Hep “hastalık” okutuluyormuş.

Her şey, “insanların hasta olması” üzerine kurgulanmış.

Durum bu olduğuna göre…

İlgili bakanlık, “insanın sağlıklı yaşamasıyla” ilgilenmediğine göre…

Bakanlığın adını değiştirelim.

“Sağlık Bakanlığı” tabelasını kaldıralım, “Hasta Tedavi Bakanlığı” tabelasını asalım!

Bakın çevrenize, benim ne demek istediğimi anlarsınız.

Her taraf, hastane…

Her taraf, eczane…

Bir evde, bir işyerinde “hasta” olmayan kimse yok!

Sağlıkta devrimmiş…

Ne sağlığı, ne devrimi?

Sağlıklı besin, sağlıklı hava, sağlıklı su, sağlıklı toprak mı kaldı da; “sağlıkta devrim” olsun?

Modern hastaneler, ücretsiz tedavi ve bedava ilaç; “sağlıkta devrim yapıldığı” anlamına gelmez.

Önemli olan; insanların hastaneye gitmeden, doktora ve ilaca gereksinim duymadan sağlıklı yaşayabilmesidir.

Eğer ülkemizde her geçen gün “hasta” sayısı artıyorsa, bu olup bitenin adı, “sağlıkta devrim” olabilir mi?

Eğer ülkemizde her geçen gün kullanılan ilaç miktarı artıyorsa, bir kişi yılda ortalama 28 kutu ilaç kullanıyorsa, bu yaşananlara “sağlıkta devrim” denebilir mi?

Türkiye dahil pek çok ülke, “sağlık emperyalizmi”nin kıskacında.

İliklerimize kadar sömürülüyoruz.

Bunu artık görelim.

İlaçta ilk 15 pazar içindeyiz

Geçen hafta açıklandı.

İlaç sektörü, tüm dünyada 1.2 trilyon dolarlık büyüklüğe ulaşmış.

Türkiye, bu pazarda yıllık 40.7 milyar Lira hacimle ilk 15 ülke arasında yer alıyor.

Ülkemizde yılda 2.37 milyar birimlik satış yapılıyormuş.

Şu rakamlara bakın, vatandaş her gün ekmek peynir gibi ilaç tüketiyor.

Araştırın, bütün evler ilaç dolu.

Hastayız biz, hasta!

Çok ilaç kullanmayı ve çok sayıda hastane yapmayı, “sağlıkta devrim” olarak kabul ediyoruz.

Çok sayıda hastane yapmakla ve vatandaşlara çok ilaç kullandırmakla övünüyoruz.

Oysa toplumun “çok sayıda hastane” ve “çok ilaca” ihtiyaç duyması, utanılacak bir durumdur.

İnsanların, “sağlıklı” yaşaması önemlidir.

İnsanların, “ilaç ve hastaneye fazla ihtiyaç duymadan” yaşaması önemlidir.

Sağlık politikamız bu olmalı!

Nedir bu Filistin aşkı?

Birisi çıksın, “Türkiye’nin Filistin aşkı”nı topluma bir anlatsın.

Nedir bu arkadaş?

Aşk, karşılıklıdır.

Sevgi, karşılıklıdır.

Sen beni sevmiyorsun, ama ben seni seviyorum…

Yok, böyle bir şey!

Ülkemiz 5 dolara muhtaç, en son yine bizim vergilerimizden 5 milyon dolar “hibe” olarak gönderildi.

Kime gönderildi, neden gönderildi, bilen yok!

Madem “hibe” edecek kadar çok paramız var, nedir bu ek vergiler?

10 lira alabilmek için neden SMS gönderilmesi isteniyor?

Sonra senin Filistin dediğin, Türk ve Türkiye düşmanı bir ülke!

Açık seçik.

*Sözde Ermeni soykırımını tanıdı mı? Tanıdı…

*Türkiye’nin terör tehdidini ortadan kaldırmak için Suriye’nin kuzeyine başlattığı operasyonu kınadı mı? Kınadı…

*Libya ile yaptığımız anlaşmaya karşı çıktı mı? Çıktı…

*Birleşmiş Milletler’de tek bir kez lehimize oy kullandı mı? Kullanmadı…

*Doğu Akdeniz doğalgazları için ortaklık teklif etmemize karşın, gitti Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi ile anlaşma imzaladı mı? İmzaladı…

Daha ne?

Bir tek olayda yanımızda yer almadı.

Ama bizim “Filistin aşkımız” devam ediyor.

Yerlere göklere sığdıramıyoruz.

Biz yemiyoruz, onlara yediriyoruz.

Bütün şimşekleri çekme pahasına, en zor zamanlarında yanlarında oluyoruz.

Onlar ne yapıyor?

Gidiyor, onlar için düşman olduğumuz ülkelerle işbirliği yapıyor.

Sadece bugün değil, Filistin dün de Türk düşmanıydı.

Bayrağındaki “kırmızı üçgen”e bakın.

Arapların Türklere karşı gerçekleştirdiği isyanın ve akıtılan kanların sembolü!

İşte bu nedenle soruyorum; bizim karşılıksız Filistin aşkımızın sebebi ne?

Yönetenlerin Filistin aşkı, halkta da bilinçsizce “Filistin hayranlığı” yarattı.

“Filistin’e neden hayransın?” diye sorsan, alacağın cevap belli.

“Onlar bizim Müslüman kardeşlerimiz…”

Tamam da, onlar bizi “kardeş” olarak görmediklerine göre, bizim onlara sürekli ve körü körüne “kardeşlik” yapmamızın anlamı var mı?

Biri çıksın, şunları bir anlatsın Allah aşkına!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar M.Tanzer Ünal - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

02

İzmi̇tli̇ - AYNEN ABİ,FİLİSTİLİLERE GİDEN PARA HARAM ZIKKIM OLSUN.HER HALDE VERGİ VERDİĞİMİZE GÖRE BENDENDE GİTMİŞTİR.

Yanıtla . 0Beğen . 2Beğenme 13 Temmuz 00:34
01

Siyaset - Aldırma cambaza bak cambaza...Bindik bir ak doğana,doğan yolu şaşırdı kaf dağıldan aşırdı..Allah sonumuzu hayra getirsin...

Yanıtla . 0Beğen . 1Beğenme 12 Temmuz 22:57


Anket Büyükşehir Belediyesi'nin hizmetlerinden memnun musunuz?