Kırk(bir) Ambar - Kahvenin Tarihsel Ekonomi-Politiği-2

16 yüzyıla kadar mevcut koşullar halkın neredeyse tamamının alkol tüketimini zorunlu kılmış ve bu yaygın alkolizme kilise içki şeytanı adını koyarak savaş açmıştır. Ortaçağa özgü yaşam sevinci ve yeni gelişen kapitalizmin çalışmayı kutsayan Protestan etiği 16. Yüzyılda henüz birbirinden ayrılmamıştır. İçki şeytanının lanetlenmesi için Protestan ideolojisinden ziyade bunu mümkün kılacak maddi bir temel gerekiyordu. Maddi temel öncelikle kalkınmış bir toplum ve ekonomi, davranışların değiştirilmesini dayatan olay ve durumlar, daha fazla çalışma disiplini, ayrıca eskilerin yerini alacak yeni içeceklerdi. Zira eski şeyler yerine yeni bir şeyler konulmadığı sürece değiştirilemez. Fakat eskinin yerine geçecek yeninin yepyeni bir cazibesinin olması, yani yeni gereksinimleri karşılaması gerekir. Aksi takdirde kabul görmez. 17. yüzyılda Avrupa'ya gelen yeni sıcak içecekler özellikle de kahve işte bu gereksinimleri karşılar.

17 yüzyılda İngiltere'de kahvenin anti-erotik bir içecek olduğu düşüncesi çok yaygın bir inanıştı. Kahve cinsel enerjiyi iktidarsızlığa yol açacak ölçüde azaltan bir madde olarak görülür, cinsel ilişkide bulunması yasak olan rahip sınıfına tavsiye edilirdi. Bu zamanlarda Londra'da kadınların dağıttığı bir bildiri büyük bir sansasyona yol açmıştır: "Kahveye karşı olan kadınlar, kurutan ve zayıflatan bu içeceğin aşırı kullanımı sonucunda insan soyunun ne tür sıkıntılarla karşılaşacağını halka açıklamaktadır." Yazıda kahvenin "erkekleri bu talihsiz meyvenin yetiştiği çöller gibi kısırlaştırdığı" endişesi açıkça dile getirilir. Bu endişenin ardında yatan siyasal ve toplumsal sebepler açıktır. O dönemin İngiliz kahvehaneleri kadınları dışlar; kadınlarda toplumun giderek ataerkil değişmesine karşı çıkarak bildirileri ile buna bayrak açar. İsyanın kahvenin iktidarsızlığa yol açtığı gibi bir savdan yola çıkması o dönemde bu kanaatin ne kadar güçlü olduğunun yanı sıra kadınların da hiç ama hiç püriten (sofu) olmadığını gösterir.

İngiliz Puritanizmi ya da genel olarak Protestan etiği kahveyi ayıklık ve iffetlilik hedefine ulaşılması için baş tacı eder. Kahvenin Avrupa uygarlığının 17. yüzyıldan sonra gösterdiği girişimlere uygun niteliklere sahip olduğu yadsınamaz. Bunu modern tıpta onaylar. Kahve içerdiği kafein nedeniyle merkezi sinir sistemini etkileyip zihni açar, algılama süreçlerini hızlandırır, düşünceleri berraklaştırır ve sonunda depresyona yol açmadan düşünsel faaliyeti uyarır. Tam yeniçağ burjuvazisinin gönlüne göre bir içecek olması işte bu özelliklerinden kaynaklanır. Kahve ideolojik anlamlarla yüklü bir içecektir. 17. yüzyıl akılcılığı yalnızca felsefede değil günlük yaşamın birçok alanında da hakimdir. Bu dönemde ortaya çıkan mutlakiyetçi bürokratik devlet akılcılığına dayanan ülkeler kurulmuştur. Yeni yeni oluşmakta olan imalathanelerin işi akılcı bir biçimde örgütlenmek zorundadır. Bütün bunların ardındaki burjuva ruhunun karakteristik özellikleri akılcılık ve hesapçılıktır.

17. yüzyıl burjuvazisi daha önceki yüzyıllarda yaşamış olan insanlardan hem tinsel hem de fiziksel olarak farklıdır. Ortaçağ insanı genelde açık havada bedenen çalışır Burjuva ise giderek beyin işçisine dönüşür, işyeri yazı masasıdır, bedeni oturma pozisyonundadır. İdeali bir saat gibi düzenli işlemektir. Bu yeni çalışma ve yaşama biçiminin bütün organizmayı etkileyeceği ortadadır. Bu noktada kahve tarihsel olarak önemli bir uyarıcı madde işlevi görür. Kahve bedenin içine işleyerek akılcılık ve Protestan etiğinin ideolojik tinsel açıdan yaptığını kimyasal ve farmakolojik açıdan gerçekleştirir. Akılcı ilke insan fizyolojisine kahve yolu ile gelerek bu fizyolojiyi kendi taleplerine göre değiştirir. Sonuç yeni taleplere uygun işleyen akılcı ve burjuva ilerlemeci bir bedendir.

İlerlemeye olumlu bakan burjuvalar kahvenin zihin açan ve yapay yollardan ayıltan özelliklerini yerlere kadar eğilerek selamlarlar. Zira bu, çalışmaya ayrılan zamanın uzaması ve yoğunlaşması anlamına gelir. Bu zaman paraya karşılık geldiği için kahve bir numaralı üretim gücü ya da bugünkü ifade ile akılcılaştırma faktörüdür. Bu anlamda kahve içmemek püriten vatandaş için zamanını boşa harcamak kadar günahtır neredeyse. Kahve sadece kahve değildir.

Ortaçağa ait tıp düşüncesinde hümoral tıp kuramı geçerlidir. Adını Latince sıvı ya da öz demek olan humor (Mizah anlamına gelen humour kelimesi buradan gelir) sözcüğünden alır. Humor sözcüğünün modern anlamının kökeni de budur; genel olarak mizaç demektir. Bu kurama göre bir insanın içinde bulunduğu ruh hali vücut sıvılarının bir sonucudur ve dörtlü şema biçiminde formüle edilir. Bu şemaya göre dört ayrı mizaca ve özelliğe karşılık gelen dört vücut sıvısı vardır. Bu dört vücut sıvısı şunlardır: kan, safra, kara, safra balgam. Mizaçlar: neşeli, öfkeli, melankolik, uyuşuk. Özellikler: sıcak ve nemli, sıcak ve kuru, soğuk ve kuru, soğuk ve nemli. Özetle bu her bir beden sıvısı mizaç ve özellik için şu anlama gelir: Kanın özelliği sıcak ve nemli olmasıdır, neşeli mizacı yaratır. Safra sıcak ve kurudur, öfkeli mizacı yaratır. Kara safranın özelliği soğuk ve kuru olmasıdır ve melankolik bir mizaca neden olur. Balgam soğuk ve nemli olma özelliğine sahiptir, bunun sonucu uyuşuk bir mizaçtır.

17 yüzyılın tıbbı bu şemaya kahveyi de yerleştirir elbette. Ancak bu birtakım zorluklara yol açar. Kahvenin soğuk ya da sıcak, kuru ya da nemli bir madde mi olduğu konusunda görüş ayrılıkları vardır. Ayıltıcı ve uyarıcı etkisi her türlü mizaçta gözlemlenmiştir. Sonunda kahve yandaşları kahvenin dörtlü şemanın tüm özelliklerine sahip olduğu konusunda birleşirler; işte tam da bu özelliklerinden dolayı kahve çeşitli mizaçlar üzerinde şifalı bir etki yaratmaktadır: melankoliyi canlandırmakta, öfkeliyi yatıştırmakta, uyuşuğu harekete geçirmektedir. Neşeli mizaç "normal" sağlıklı bir mizaç sayılıyormuş. Ayrıca kahvenin vücut sıvılarından biriyle yani uyuşuk mizacı temsil eden balgam ile özel bir ilişkisi vardır. Bu çağda hakim olan görüş kahvenin vücuttaki balgamı kuruttuğu ve uyuşuk mizacın nedenini ortadan kaldırdığı yönündedir. Hatta bazı metinlerde "zayıf, safralı kişileri" olumsuz etkileyen kahvenin "şişman vücutlu, tombul ve bol balgamlı kişiler" üzerindeki olumlu etkileri vurgulanır. Özetle kahve son derece kuru ve kurutucu bir madde olarak görülür. Belli ki bu tasavvur kahve çekirdeklerinin tabii tutulduğu ve çekirdeklerin doğal sıvısını yok eden kavurma işlemi ile ilgili bir çağrışımdır. Vücudun kahve tüketiminden ötürü kuruması kah olumlu, kah olumsuz bir etki olarak değerlendirilirse de bu yargıların ardında belirli bir ideolojik tavrın olduğu tahmin edilebilir. Şunu da belirtmek gerekir ki burjuva ilerlemeci yazarlar bedenin kurumasını savunurken, muhafazakar yazarlar bunu olumsuz bir süreç olarak değerlendirir. Elbette bu basit denklemin bir açıklaması vardır.

17. yüzyılda sağlıklı ve "doğru" bir vücudun bol balgamlı bir vücut olduğunu düşünenler için Tanrı vergisi doğal mizaç ağırkanlılıktır. Unutmayalım ki yeni sıcak içecekler tüketilmeye başlamadan önce en önemli temel gıda maddesi ve içecek biraydı. Bira vücutta çok fazla yağ birikmesine neden olduğundan halk arasında bira ve ağırkanlılık bir tutulur. Bu zamanlarda kahvenin ağırkanlılığı yok eden bir uyarıcı madde olduğunun düşünülmesinin temelinde besin tarihi ile ilgili reel bir süreç yatar. Biranın yerine az kalorili yani yağ üretmeyen bir içecek alıyordur. Bu tarihi "metabolizma"süreci belirli bir tıbbi tasarımda ifadesini bulmuştur. 17. yüzyılda bol balgamlı, yağlı vücudu pek doğru olarak gören ve her türlü kuruma belirtisini tehlikeli bulan yazarların muhafazakar olarak nitelendirilmesi gerekir. Zira onlar için tek doğal beslenme ortaçağın beslenme tarzıdır.Kuruma tasavvuru o dönemde olduğu gibi bugün de soyutlama, sinirlilik gibi  çağrışımlar yapar ve muhafazakar bilince aykırıdır.Ama kuru olan modern bir ilkedir. Kuruluk ve ayıklık eşanlamlıdır. Bugün bile günlük konuşma dilinde ıslak olan alkoldür ,sıcak içecekler değil. Bir şey kutlamak için "ıslatılır". Duyusal dişil ilkenin aksine eril,ataerkil, münzevi  ve duyulara düşman  olan ilke kurudur. Bu anlamda kahve modernizmin eşiğinde büyük bir kurutucudur.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Gültekin Uzun - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Kocaeli'de su fiyatını pahalı buluyor musunuz?