Reklamı Kapat

Fikirden zikre ve eyleme

Yıllar önce, doktora derslerinden birinde konu bağlamında çevre bilincinden, günümüz Müslümanlarının büyük bir kısmının bu husustaki duyarsızlığından bahsederken, öğrencilerimden biri yaşadığı bir hadiseyi şöyle aktarmıştı:

“Hocam, Cuma vaazı esnasında çevre bilinci ile ilgili hususlara temas ediyordum ki cemaatten, biraz yaşı da olan biri, şöyle seslendi:

-Hoca bırak bunları, sen bize daha önemli meselelerden, siyasetten bahset!”

Şaşırtıcı geldi mi?

Yoksa tanıdık mı geldi?

Bugün içinde bulunduğumuz durum göz önüne alındığında zannediyorum şaşırmadınız.

Zira dinin etki alanının kamuoyu gündemi açısından belki de en fazla olduğu yer siyaset mecrası.

Siyaseten din üzerinden yapılan tartışmalar, dinin bireysel ve sosyal hayatımızdaki rolünü tartışmayı adeta ikinci plana bırakıyor.

Hal böyle olunca, sanki siyasete adeta “malzeme” edilen konularla dinle ilgili meselelerin çözümünün de mümkün olacağı gibi bir algı ortaya çıkıyor.

En azından benim gözlemlerim bu şekilde.

Öyle olmasa, siyaseten bir şeylerin düzgün gitmesi için önce bireysel ve sosyal hayatımızda “düzgün” olmamız gerektiğini, aksi halde siyasilerin işlerini düzgün yapmaları için gerekli kamuoyu baskısının kurulamayacağını idrak etmemiz gerekmez miydi?

Mesela yukarıdaki örnekten hareket edelim:

Biz bir Müslüman olarak, dinin çevreye karşı göstermemizi istediği özeni hayatımıza yansıtmazsak, toplumun ve hatta gelecek nesillerin sağlıklı yaşam hakkını, maddi menfaat uğruna gasp etmenin vebalini taşımanın çok ağır bir yük olduğunu idrak edebilir miyiz?

Gördüğü yeşili betona çevirmek alışkanlığı geliştirenler gibi, doğal dengenin bozulmasına yol açan faaliyetlerde bulunanlara tepki göstermenin gerekliliğinin farkına varabilir miyiz?

Aslında çevre ile birlikte ruhlarımızı da betonlaştırdığımızı düşünüp, tedbir alabilir miyiz?

Bu tedbiri almaları için gerekli kamuoyu baskısını oluşturabilir miyiz?

Zor elbette…

Zira “fikrimiz ne ise zikrimizin de o olduğu” düşünüldüğünde, fikrimizi işgal etmeyen düşüncelerin zikrimizde olmasını beklemek de pek mümkün değil.

Tıpkı halihazırda yaşadığımız korona sıkıntısında olduğu gibi.

Korona salgını sürecinde meselenin bizzat hastalığa yakalanmak olmadığını, başkalarına da bulaştırma riskinin bulunduğunu, bu nedenle kendimizi düşünmüyorsak bile başkalarının “hastalanmasına” ve hatta “ölümüne” sebep olmamak için tedbirlere uymanın zorunlu olduğunu idrak edemeyenlerimizin gittikçe artması gibi.

“Sıkıntıya” gelemeyip tedbir almadığı için insanların hayatına mal olanlarımızın bir nevi “katil” durumuna düştüklerinin farkında olmamaları ya da bunu umursamamaları gibi.

Buna bağlı olarak birçok sağlık çalışanını zor durumda bıraktığını düşünemeyenlerimizin mevcudiyeti gibi.

Dolayısıyla “bana bir şey olmaz” diyerek, başkasına ne yaptığının ya da yapabileceğinin farkında olmayanlarımızın bu “rahatlıklarının” vebalini düşünmemeleri gibi.

Aksi halde mesela maskenin kola, çeneye veya boyuna değil ağız ve burnu kapatacak şekilde takılması gerektiğini herkes bilir ve uygulardı.

Evde sıkılmanın hastanede sıkılmadan çok daha iyi olduğunu düşünüp hem kendi hayatımızı hem de başkalarının hayatını riske atmazdık.

Bu topluma sadece “kul hakkını” düzgün anlatabilseydik, bugün kendi üzerine düşeni yapmadan başkalarından “tedbir” bekleme hadsizliğine düşenlerimiz bu kadar çok olmazdı…

Kısacası, aslında “önemsiz” sandığımız birçok şeyin aslında “önemli” sandığımız şeyleri şekillendirdiğini görür ve gerekeni yaparak yapmayanda da hesabını gerektiği gibi sorardık…

Peki, “öldük de ağlayanımız mı yok” demek istiyorum?

Elbette hayır.

Nefes aldığımız sürece umut var demektir.

Yeter ki hayatın düzgün ve sağlıklı ilerlemesine dair hiçbir şeyi hafife almadan “fikirlerimizi” doğru oluşturalım ki “zikirlerimiz” de doğru olsun…

Zira “fikirler” düzelirse “zikirler” ve “eylemler” de düzelecektir…

İnsanlık buna şahit…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Banu Gürer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Kocaeli Valiliği'nin aldığı koronavirüs tedbirlerini yeterli buluyor musunuz?