Reklamı Kapat

Okuduğunu anlamak ya da anlamamak, işte bütün mesele bu

İki gün önce cuma akşamı elime telefonu alıp Twitter’a şöyle bir bakınayım diye girdiğimde, gündem listesinde Ferhan Şensoy adını görünce elim ayağım...

İki gün önce cuma akşamı elime telefonu alıp Twitter’a şöyle bir bakınayım diye girdiğimde, gündem listesinde Ferhan Şensoy adını görünce elim ayağım buz kesti. Ben ne zaman sevdiğim bir sanatçının adını o listede görsem korkarım; çünkü ölmüş olabilir. Başka türlü memleketimizin gündemine bir sanatçı pek gelmez. Ha gündemden düşmeyen sanatçı kod adlı popçikolar, zıplangoçlar, totişkolar, adammmmlar var ama onları sanatçıdan saymak… Neyse, onları sanatçı kabul eden yığınla insan kod adlı tek hücreliyi ve o tek hücrelileri akvaryumdaki balık gibi besleyen koca koca medya ağalarına kadar uzar iş. Değmez. Değer aslında ama ittirin onları bir kenara. Önünüzde durmasınlar, ittirin.

Gündem listesine girdikten sonra Ferhan Şensoy’un ölmediğine sevindim. Sonrasında da gündem olma sebebine bakınca tekrar üzüldüm. Sonra sinirlendim, sonra belleğimin en ücra köşelerine kadar gün yüzü görmemiş ne kadar küfür, hakaret, galiz sövmece varsa nizami bir tek sıraya dizerek beynimden ağzıma kadar dillere destan bir geçit töreni yaptım. Her biri ağzımdan öyle güzel döküldüler ki adeta resmi geçitlerini yaptılar. Muhataplarının gıyaplarında görevlerini yerlerine getirip asaletli bir şekilde yeniden yerlerine geçtiler.

Geçtiğimiz hafta içi M.D. isimli birinin yazdığı çocuk kitabındaki hikaye sebebiyle ortalık karıştı. Kitapta bir tilki ve ayının arasında geçen polemik neticesinde tilki, ayıyı rezil etmek için ona tecavüz ediyor. Sonrasında da ayı “ben rezil oldum, nasıl insan içine çıkarım” diyerek feryatlar ediyor. Tekrar belirtiyorum, bir çocuk kitabı. Ve tecavüz eden değil, edilen durumdan utanıyor. Ne kadar tanıdık değil mi?

Bu kitabı yazan adamın sözde muhafazakar bir dünya görüşüne sahip olması sebebiyle de yapılan eleştirilerin akabinde kendi mahallesinden gördüğü sapığına yüklenilirken; “benim mahallemin sapığı bile çiçek gibidir aslında” görüşündeki bir kütle ne yapıyor ediyor karşı mahalleden bir hedef arıyor. O hedefi bulacaklar, mahalle maçı yapan 5 yaşında çocuk gibi “adamın gol diyor olummm” diye anıracaklar. Oysa sapığa sapık deyip geçmek gibi doğru, kolay ve makul bir yöntem de var.

Derken Ferhan Şensoy’un 2005 yılında yayınlanmış Elveda SSK romanında yer alan, Ferhan Şensoy’un deyimiyle “denyo Şükrü” karakterinin dişi bir kediye tecavüz etme düşüncesinin yer aldığı sayfayı hemen mal bulmuş Mağribi gibi sahipleniyorlar. Bir de mütareke aydını tipli eleştiricibaşılar var, onlara yazının sonunda kısaca değineceğim. Konuya derinlemesine girmeden hemen belirteyim, Elveda SSK mükemmel bir güldürü romanıdır. Okumayan çok şey kaybeder.

Biraz da ciddiyetle yazmaya devam edelim.

Bu eleştirilere girişenlerin karşısındaki kitabın bir çocuk kitabı olmasıyla, bir roman olması arasındaki farkı anlayamayacaklarını sanmıyorum. Burada amaç muhalif bir sanatçı üzerinden; tüm muhalif kesime yüklenmek. İki gün önce yedikleri golü çıkartmaya çalışmak. Oysa “sapık sapıktır kardeşim, benim dünya görüşümle ne alakası var” demek gibi makul, kolay ve insanca bir tutum ortaya koymak varken iliklerimize kadar işlemiş kutuplaşma, kamplaşma, kavga etme ve karşısındakini yok etmek isteme hastalığı yüzünden iş saçma sapan bir şeye geliyor. İsimlerini vermeyeyim gazete kod adlı rezil matbuat yayınları da hemen Ferhan Şensoy linçine başlıyorlar zira adam sahneye her çıktığında bu aşağılık sözde kanaat önderlerine öyle güzel “bilezik gibi geçiriyor” ki adamlar sinirden kendi kendileriyle cima edecek hale geliyorlar.

Bu kütlenin kafa yapısına göre Suç ve Ceza romanını yasaklamak lazım. Zira Dostoyevski o romanda Raskolnikov karakteriyle cinayeti övüyor olabilir. Ya da Rilke’nin Kral Bohusch hikayeler serisinde cinayet, tecavüz, aşağılama bunların hepsinin propagandası yapılıyor. Grange ve Dan Brown romanlarının her biri suçu ve suçluyu övme kapsamında yargılanmalı manası çıkıyor. Ve hatta Kafka’nın Dava romanı devlet karşıtlığı propagandası yaptığı için terörle mücadele kapsamına alınması gereken bir eser oluyor. Öte yandan Orhan Kemal’in Müfettişler Müfettişi serisi resmen dolandırcılığı methediyor. Aziz Nesin’in Zübük’üne hiç girmiyorum resmen son elli yılın bütün devlet büyüklerine hakaret. Kemal Tahir’in Devlet Ana’sıysa daha ilk cümlesinde konuşan Bizanslı komutanın sözleri sebebiyle Türklüğü aşağılama kapsamında en ağır cezaları alabilir…

Nasıl ki bu saydığımız eserler bu gerekçelerle yargılanamayacak, eleştirilemeyecekse; Ferhan Şensoy’un Elveda SSK romanı da aynı şekilde hayvana tecavüzün methedildiği gibi angutça bir yaklaşımla eleştirilemez. Ha oluyor mu oluyor. Bu ülkede Yaşar Kemal, Sabahattin Ali, Nazım Hikmet, Aziz Nesin, Zülfü Livaneli, Necip Fazıl Kısakürek, Kemal Tahir, Orhan Kemal, Ahmed Arif, Reha Oğuz Türkkan, Osman Yüksel Serdengeçti, Attila İlhan… Bu isimler yazdıkları sebebiyle ülkemiz tarihinde hapse girmiş farklı görüşlerden insanlar. Farklı dönemlerde hapis yatmışlar. Darbe yönetimi, tek parti rejimi yılları, sağ koalisyon dönemleri, askeri vesayet yılları. Bu ülkede yazı yazan bir insanın görüşünden ve söylediklerin dolayı ketmedilmesi bir milli spor gibidir. Burada söz konusu olan yazılanlara değil, adama gıcıklıktır.

Ölüm Pornosu

2011 yılında ülkemizde Ölüm Pornosu adlı dünya çapında ses getiren bir kitabı Türkçeleştiren çevirmen yargılandı. Porno endüstrisinin ne kadar rezil, iğrenç ve pislik bir şey olduğunu anlatan kitapta geçen cinsel uzuvları tanımlayan kelimeler sebebiyle kitaba +18 muzır neşriyat etiketi konmak istendi. Bunu isteyenler, bu kitabın +18 olması durumunda, ne kadar 18 yaş altı çocuk ve genç varsa isminden dolayı bu kitabı okumaya hücum edeceğini idrak edebilme kapasitesinden yoksun insanlardı.

Aslında bu kadar uzun uzadıya anlatmak için çabalamak da gerekli değil. Cem Yılmaz’ın gösterisinde yer alan meşhur bir anekdot var. “Argo ve küfürlü konuşan karakterleri canlandırdım filmlerde. Bizim sinemamızda pek öyle karakterler olmadığı için öyle olsun diye istediğimden kaynaklanan bir şeydi… Benim Vizontele’de canlandırdığım adam pis dolandırıcı bir adamdı. Kılığı kıyafeti öyleydi, dili de öyleydi. Alışmamışız tabi, bizim eski filmlerimizde böyle bir dil yok ya. Halbuki o daha sakıncalı bir şey. Adam mesela eroin kaçakçısını canlandırıyor. Eski Türk filmini hatırla. Adam o kadar düzgün bir Türkçeyle konuşuyor ki sanırsın Türk Dil Kurumu eroin kaçırıyor. – Mal geldi mi? – Geldi efendim. Filhakika malımız kantara girdi. Buna mukabil mallarımızın beher hacmindeki kokain miktarı ne olsa beğenirsin… Bu ne lan? Bunu izleyen bir genç diyebilir ki; ben bu adamların yanına işe girsem Türkçem düzelir. Halbuki bu adamları gerçek canlandırırsan – Mal geldi mi? – Geldi a..k.. akbaba sevkte malın a..k... diye canlandırsan izleyen çocuk diyecek ki ‘bunlar iğrenç adamlar’. Sen çocuğa küfür etmekle etmemek arasındaki farkı öğretmediysen onu ben bilemem.”

Bu ülkede yıllarca Erol Taş oynadığı karakterler yüzünden film galalarında yuhalandı, sokaklarda saldırıya uğradı. Bir sanat eserinde yer alan kötü karakterlerin yaptıklarını yazarın düşüncesi gibi mal ederek o yazara yüklenmek, nereden baksanız buram buram cehalet kokuyor.

Bundan bir ay kadar önce yayınlanan 10 bölümlük Ferhan Şensoy’un soru – cevap yayınlarında da bu konuya aslında kendisi değinmişti. “Otobiyografik romanlar yazdığım için öteki romanlardaki karakterleri benimle karıştıranlar oldu. Elveda SSK romanında Şükrü diye pis bir karakter var. Kediye tecavüz etmeyi düşünüyor. Tiyatroya mektup yağıyor. Ayıp değil mi Ferhan Bey size hiç yakıştıramadık diye. Şükrü ile Ferhan’ı aynı yere koyuyor. Şükrü denyosunun bir roman karakteri olduğunu algılayamıyor”

Ferhangi Şeyler’de Ferhan Şensoy “cinsel evrimini tamamlayamamış bir toplumuz, en basit ihtiyaçlara bile ayıp – günah diyoruz. Olan damacanaya oluyor” diyerek aslında ülkemizde işin içinde cinsellik geçen hemen her konuda neden abuk subuk tepkiler verdiğini de özetlemiştir.

Bir romanda cinayet anlatılacaksa katili nasıl betimleyeceğiz? Bir yeri bombalayan teröristi nasıl anlatacağız? Bir tecavüzcüyü nasıl betimleyeceğiz? Hayvana tecavüz etmeyi düşünen bir adamı okuyucuya nasıl aktaracağız? Bunların hepsi hayatın içinde var olan ve dolayısıyla edebiyatta, tiyatroda, sinemada yer alması gereken şeyler. Hint filmlerindeki gibi her şeyin inadına yüzeysel ve sürekli coşkuyla dans edilen şeylerden ibaret mi olacak sanat eserleri? Bu saçma eleştirileri yapanlar gerçek hayatta cinayet, tecavüz olunca neden aynı dozda tepki vermiyorlar? Çünkü o gerçek hayat, oralarda eleştiri yapmak riskli…

Türlü Türlü Yobazlar

Okuduğunu anlamayan, sanata ve sanatçıya mesafeli bir tutucu kesim var dünyanın her yerinde olduğu gibi ülkemizde de. Bunlar yan yana gelmiş harflerin ifade ettikleri sesleri çıkartarak yani sözlük anlamıyla “sesletim” yaparak okuduklarını sanıyorlar (bu yazıyı yazacağımı söylediğimde sesletim ayrımını bana aktaran çeviribilim hocası hanımefendiye de teşekkür ediyorum). Beyinleri o kadar düz ki, kıvrımlar arasından geçerek süzülmesine ve işlenmesine imkan yok okuduklarının izlediklerinin duyduklarının. Dümdüz bir tepsi üzerinde akan su gibi kayıveriyor.

Ancak konunun benim gözümde en sıkıntılı noktası, ortadan karpuz gibi ikiye yarılmayı her konuda başaran bir toplum olmamız. Ferhan Şensoy’a, hadi bir kısım sözde muhafazakar; kendi mahallelerinden çıkan bir sapığın utancını bastırmak için karşı tarafta olduğunu düşündüklerinden saldırıyorlar. Ferhangi Şeyler oyununu bir kere izleseler iktidara yapılan eleştirinin bir o kadarını da muhalefete yapan bir sanatçıyla karşı karşıya olduklarını görecekler. Yani karşı mahallede sandığınız adam aslında sizin mahallelerinizin kurulu olduğu vadinin tepesine çıkmış aşağı doğru bakarken “yok birbirinizden farkınız” diyor. Hepinizin birden kafasına çişini yapıyor.

Peki sözde eğitimli, sözde kültürlü “veganist lpgci” mütareke entelleri takımını ne yapacağız? “Onu eleştirdiysem bunu da eleştireyim. Her şeyi eleştireyim, aman eleştirmediğim kimse kalmasın, her görüşten insanı eleştireyim ki ne kadar entel olduğumu göstereyimci” tipler maalesef bu ülkede en büyük kültürel faşizmlerden birinin hamileri olarak hayatlarını sürdürüyorlar. Bunlara göre örneğin “transseksüel birisiyle cinsel ilişki yaşamam” demek transfobi oluyor. “Veganlık bence makul değil” derseniz katil bir doğa düşmanı oluyorsunuz. Bir tarikat şeyhini ya da ekran televaizini eleştirince size dinsiz diyenler, iktidarın bir icraatını olumlu görünce size yandaş diyenler gibi bunlar da sizi hemen bir kalıba sokuyorlar.

30 Ağustos

Bugün milli bağımsızlığımızı elimize aldığımız büyük savaşın yıldönümü. Dünyada eşine az rastlanır askeri bir stratejik dehayı; 400 kilometrelik savaş hattı boyunca adım adım uygulayan büyük komutanlarımızın ve ölüme koşarak giden askerlerimizin ruhları şad olsun. Bu yazı boyunca eleştirdiğim insanların dedelerinin o savaş sürerken işgal komutanlarına yalakalık yapan mütareke aydınlarından, cepheden korkup kaçan karaktersizlerden zerrece bir farkı olmadığını da günün anlam ve önemine binaen belirtmeden de geçmek istemedim. Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır ve sonrasında bir toprak parçasını vatan yapanların başında yer alanlar da o topraklardan çıkan sanatçıları ve bilim insanlarıdır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Arda Süar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Kocaeli Valiliği'nin aldığı koronavirüs tedbirlerini yeterli buluyor musunuz?