Başımızın belası bir komşu

Ülkemizin sınır komşularına bakınca hiçbirinin komşu olmak için pek de matah memleketler olduğunu söylemek mümkün değil. Doğu tarafımız zaten çok uzun yıllardır yangın yeri ve bu yangınlardan evimize sürekli olarak ateş sıçrıyor. Batı tarafındaysa AB üyesi iki ülke olan Yunanistan ve Bulgaristan’la yer yer bahar havası yer yer kara kış biçiminde günlerimiz geçip gidiyor. Tabi nihayetinde komşularımız bu iki devletten öte AB olduğu için ilişkiler çok katmanlı bir şekilde şekilleniyor.

Yunanistan ne yazık ki bundan yüzlerce ve hatta neredeyse bin sene öncesinden kalmış emperyalist hayallerinden kendisini kurtaramıyor. Ülkemizde de bir kesimin aynı hastalıktan mustarip olduğu muhakkak lakin bizim şu anki etimiz budumuz ve kapasitemiz bir şekilde bizi tatmin edebiliyor. Yunanistan içinse durum böyle değil. Nüfusu az, toprakları küçük, ekonomisi zayıf, askeri gücü kısıtlı bir ülke olarak; emperyalist hayalleri nüksettiği zaman “kurbağa atı görmüş, ben de nal isterim demiş” misali bir kıvranmaya sürükleniyor.

Türkiye – Yunanistan ilişkilerini tarihsel bir açıdan ele almak gerekiyor. Üstelik sadece iki ülkenin değil, Avrupa devletlerinin ve ABD’nin de bu iki ülkeyle olan tarihi geçmişlerine de odaklanmak gerekiyor. Yani mesele sadece iki sıkıntılı komşu, iki düşman kardeş meselesi değil. Bundan 100 seneden biraz daha önceye gidersek dönemin Türkiye’si olan Osmanlı Devleti Almanya’yla birlikte karşısında Yunanistan ve Fransa olan bir savaştaydı. Gerçi İngiltere’nin Fransa’yı kandırması ve Atatürk’ün diplomasi dehasıyla Fransa’yı bu denklemden çıkartmayı başarmıştık. Bugün Doğu Akdeniz özelinde yeniden parlayan Türk – Yunan geriliminde ülkelerin aldıkları pozisyonlar bu tarihi perspektife uygun devam ediyor.

Her ne kadar son krizde arabuluculuğa savunan Almanya’nın Yunanistan’ı destekleyen açıklamaları olsa da bunun Yunanistan’ı AB çerçevesinde masaya çekmek adına olduğu ve Fransa’nın Almanya’ya “AB öncelikli bir politika yürütmek zorundasın” baskısı neticesinde gerçekleştiğini dış politikayı asıl kaynaklarından takip eden herkes net şekilde gördü.

AB’den ayrılan İngiltere, her zaman için Türkiye’nin yanında olmayı tercih etmiş bir diplomatik ve askeri geleneğe sahiptir. Cumhuriyet öncesinde bile Türk – Yunan savaşı sürerken, İngiliz yüksek komuta kademesinin; İngiliz hükümetinin Yunanlılara verdiği desteği yadırgadığı ve Anadolu’da birçok konuda kendileri inisiyatif alarak Türk – İngiliz savaşını engelledikleri belgelerle de sabittir. Bu çerçevede görülüyor ki, Yunanistan’ın elinde AB kozu var ancak Türkiye son dönemde diplomatik olarak yalnızlaşmış durumda olsa da tezlerinde haklı olduğu için oyunu tersine çevirebilir.

ABD FAKTÖRÜ

ABD Kongresi geçtiğimiz hafta Güney Kıbrıs Rum Yönetimine yönelik silah ambargosunu gevşetti. GKRY aynı zamanda Fransa’dan savaş uçağı alacağını açıkladı. Üstelik Fransa GKRY’de askeri bir hava bir de deniz üssü kuruyor. Fransa Cumhurbaşkanı Macron “Batı’nın küçük zihinli bir adamı” olarak dünyayı halen daha zihinsel kodlarındaki aşağılamalarla tanımlayan bir adam. Ancak yürüttüğü dış politikada Almanya, Rusya, İngiltere, Yunanistan, Orta Doğu ve ABD ekseninde aldığı mesafe çok ciddi. AB’yi ABD karşısında bir güç olarak konumlandırabilmek adına hem ekonomik hem de askeri atılımlara birliği sokmaya çalışıyor. NATO’nun yaşadığı krizleri açıkça gündeme getiriyor ve bir AB Ordusu ekseninde politika için taşları döşüyor.

**

ABD’nin kim ne derse desin bugün hala dünyada ülkelerin iç politikalarında olmasa da küresel ölçekten bakınca dış politikaları üzerindeki hakimiyeti ve oyun kurma kapasitesi; dünyanın geri kalan devletlerinin toplam gücünden bile daha fazla. GKRY konusunda ABD’nin attığı adımı silah satışı, Doğu Akdeniz’de Türkiye aleyhine bir girişim. F-35 savaş uçaklarını Yunanistan aldıktan sonra ne yazık ki hava üstünlüğümüzü Ege’de Yunanistan’a kaybetme ihtimalimiz var. Bir NATO ülkesi olarak Rusya’dan aldığımız S-400’ler ya da almamız olası Rus savaş uçaklarını nasıl bir konsept içerisinde envanterimizde konumlandıracağız; bunlar kocaman soru işaretleri.

**

ABD NATO’nun sahibi olarak; Rus silahlarıyla ilişkili her adımımızda üzerimize bir karabasan gibi çökmek üzere hazır bekliyor. Aynı ABD GKRY ve Yunanistan’ı askeri yönden donatma konusunda da adımlarından geri duramıyor çünkü Fransa’ya bu alanı kaptırmak istemiyor. Almanya’da askeri gücü olmayan ve ekonomi odaklı bir devlet olarak tüm bu sistematik şekilde tırmandırılan gerilimi durdurabilmek için çabalıyor ancak hür dünya fikrinin bugün yegane lideri olan Merkel’in görev süresi sona ermeye doğru yaklaşıyor ve siyasetten ayrılacak. Sonrasında Almanya’nın nasıl bir düzleme gireceği belirsiz.

ÇÖZÜM HEM ZOR HEM KOLAY

Doğu Akdeniz denilince bizim ülkemizde maalesef biraz cehalet biraz da medya ve siyasetin halka üstünkörü hamaset yapması sebebiyle herkesin aklına Kıbrıs civarları geliyor. Oysa ki Doğu Akdeniz İtalya’nın çizmesinden Suriye’ye kadar uzanan bölgedir.

Yani bu bölgede yer alan devletler İtalya, Yunanistan, Türkiye, Kıbrıs, Suriye, İsrail, Lübnan, Filistin, Mısır, Libya ve Tunus.

Konuyla doğal olarak doğrudan ilgilenen Batı Akdeniz ülkeleri Fransa, İspanya, Fas ve Cezayir’dir. Akdeniz üç kapalı deniz olan Adriyatik, Ege ve Karadeniz’in de dünyaya bağlantısı olduğu için; Doğu Akdeniz’e müdahil diğer devletler Hırvatistan, Karadağ, Arnavutluk, Bulgaristan, Romanya, Moldova, Ukrayna, Rusya, Gürcistan.

Avrupa’ya deniz yoluyla ulaşımı Akdeniz aracılığıyla olan kara ülkelerine bakarsak da İran, Irak, Suudi Arabistan, Katar, Kuveyt, BAE, Bahreyn, Azerbaycan ve koskoca eski Fransız sömürgesi Orta Afrika.

Deniz ticaret yollarına komşu ülkeleri üzerinden en kısa mesafede Akdeniz’den ulaşabilen Avrupa ülkeleri de Makedonya, Sırbistan, Kosova, Bosna Hersek, Slovenya, Macaristan, Avusturya ve İsviçre.

Şu listeye baktığınız zaman bir de Kıbrıs’ta askeri üssü olan İngiltere ve NATO’nun güney kanadı olması sebebiyle ABD’yi de eklerseniz iş tam bir cümbüşe dönüyor.

**

Bugün büyük devletler kendi çıkarları için Yunanistan’ın saçma sapan deniz yetki bölgesi tezlerini destekleyerek Türkiye’ye Sevr’den 100 yıl sonra bir deniz Sevr’i dayatıyorlar. 3 mil, 6 mil, 12 mil meselesi, münhasır ekonomik bölge haritaları, silah satışları, kalkan ambargolar, politik baskılar… Adeta 1. Dünya Savaşına benzer bir pozisyondayız. Yunanistan’ın aklını başına alması ve bu dolduruşlara gelmemesi gerekiyor. Meis adasına tüm anlaşmaları çiğneyerek asker çıkartılması ve Ege’de yer alan bir sürü adanın askeri yığınak merkezine dönüştürülmüş olması maalesef Yunan faşistlerinin ve popülistlerinin tarihten hiç ders çıkarmadıklarını gösteriyor.

**

Türkiye hukuki olarak tezlerinde haklı ancak diplomatik olarak yalnız. Bu sebeple Yunanistan’ı teke tek karşımıza alma şansımız ne askeri ne de diplomatik olarak yok. Yunanistan savaş alanına da, müzakere masasına da abileriyle gelecek. Ve bu abileri bizim bulundukları pozisyondan geri çekme şansımız yok. Bu durumda bizim yapmamız gereken askeri anlamda sistemi olabildiğince zorlayarak karşı tarafı masaya farklı bir bağlamda çekmektir. Örneğin KKTC’nin Türkiye’ye bağlanması süreci teoride başlatılabilir ve silahlandırılmış adaların ablukaya alınması gibi zorlayıcı diplomasi adımları atılabilir. Bunların ekonomik yansımaları çok ağır olabilir ancak bir ölüm kalım meselesine doğru sürükleniyoruz.

**

FETÖ’nün TSK’nın kozmik odasından ABD’ye taşıdığı belgelerde ortaya çıkan olası bir Yunanistan savaşında acil durum planı vardı. Bu plan sonrasında zaten Doğu Akdeniz meselesinin şekillenmesi başladı ancak bu hep ihmal edilen bir olay. Türkiye’nin planı Yunanistan’ın sandığının aksine adalara müdahale değil, Edirne’den Selanik’e kadar bir yıldırım operasyonu yapmakmış. Bu sebeple tüm yığınağını adalara yapan Yunanistan yediği şok darbe sonrasında bu bölgeye takviye ulaştırınca Türkiye’nin Ege adalarını işgal etmesi ikinci adımmış.

**

Bu plan ortaya çıktıktan sonra ABD, Türkiye – Yunanistan sınırındaki Dedeağaç’a 1.200 kişilik bir askeri birlik kurdu. Çok bilmişler bunun Türkiye’yi askeri olarak kuşatmak için olduğunu söylediler ve ABD’nin Türkiye’yi işgal planlarından bahsettiler. Halbuki bu birliğin tek amacı Türkiye’nin Selanik’e giden askeri yolunu kapatmaktı. Gördüğümüz üzere ABD ve AB ülkeleri Türkiye’nin olası askeri planlarından çekiniyorlar çünkü bölgemizin açık ara en güçlü ordusuyuz. Bu gücü, karşı tarafı diplomasi masasına itmek için kullanabilirsek başarı oluruz. Yok sadece sıcak çatışma için kullanırsak, bu güç bizi daha büyük ve kazanmamız mümkün olmayan savaşlara sürükleyecek bir yola da itebilir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Arda Süar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Kocaeli'de ulaşımı pahalı buluyor musunuz?