Reklamı Kapat

Kahvenin Ekonomi Politiği - 4

17. yüzyılın Avrupa'sında en büyük kahve tüketicilerinden birisi İngiltere'dir. Yaklaşık yarım yüzyıl sonra  kahve sadece çayın arkasından ikincil  bi...

17. yüzyılın Avrupa'sında en büyük kahve tüketicilerinden birisi İngiltere'dir. Yaklaşık yarım yüzyıl sonra  kahve sadece çayın arkasından ikincil  bir rol üstlenir. 18 yüzyılın başında Britanya'nın çay ithalatı toplam 90.000 kg iken 50 yıl sonra bu miktar 20 milyon Kg’a çıkar. Bu rakamların göreceli olduğu unutulmadan  bir de zamanın gümrük istatistiklerinde  yer almayan kaçak çayları da hesaba katmalıyız. Zira 18 yüzyıl kaçakçılığın  önemli bir toplumsal ve ekonomik parametre olduğu  bir yüzyıldır. Yönetici zümre  keyif verici  maddelerin üstüne ağır gümrük vergileri koyarken, toplumun bu maddelere ulaşmasını sağlayan sosyo ekonomik bir asi sayılabilecek kaçakçılar bir tür Robin Hood’dur. İngiltere'de  çayın kahvenin yerini alması bugün daha açıklanamamış  gizemli bir süreçtir.İktisat  ve kültür tarihinde anlaşılamamış esrarengiz bir problem olmayı hala sürdürür. 17. asırda  kahve içmeye başlayan tüm Avrupa ulusları gibi Britanyalılar da kahveyi önce Arabistan'dan ithal ederler.Aynı  şekilde yüksek kahve tüketen Fransız ve Hollandalılar  kahve için yüksek döviz harcadıklarından dolayı  kendi sömürgelerinde kahve yetiştirirler.

**

Oysa İngilizlerin kahve  almak için döviz sorununa buldukları çözüm  sömürgelerinde kahve yetiştirmektense  kahvenin yerine çayı koymalarıdır.İngiliz çay ticareti devlet içinde devlet olarak  nitelendirilen Doğu Hindistan Kumpanyası’nın tekeli altındadır. Oysa kahve ticareti bağımsız tüccarlar tarafından yapılıyordu. Bu ikisi arasındaki rekabet çok uluslu bir şirket ile  orta ölçekli bir şirket arasındaki rekabete benzetilebilir. Çayın İngiltere piyasasında bu kadar çok tutulup fazla tüketilmesinde Doğu Hindistan Kumpanyası'nın gücü ağırlıklı bir yer tutar.Çay ve kahve arasındaki fiyat farkı da başka bir unsurdur.Aynı ağırlıktaki kahve çaydan daha ucuz olsa da kahveden  çok daha az çay  kullanarak çay demlemek mümkün olduğundan son kertede çay ucuza gelir.

Çayın kahvenin yerini almasının esas nedenleri ne olursa olsun bu dönüşümün kritik bir önem taşıdığı söylenemez. Kahvenin yerini çayın alması  ortaçağın içeceklerinin yerini yeni sıcak içeceklerin almasıyla  kıyaslanamaz.19. yüzyılda da kimyasal olarak kahve ve çayın aynı uyarıcı maddeyi içerdiği 17. yüzyılda sezgisel bir biçimde hissedilmiştir.17. yüzyılın kafasına  taktığı nokta, yani merkezi sinir sisteminin uyarılması çayla da olabilmektedir.Görüldüğü üzere çayın özelliklerinin kahveden hiçbir farkı yoktur.Kahve ve çayın tatları  birbirinden  çok farklı olsa da, ikisi de bugün dahi aynı ailenin birer ferdidir.Bu iki içecekten hangisinin tercih edildiği aynı kulvarda yapılan bir tercihtir .

**

Avrupa'nın en gelişmiş ve yaygın sömürgeleri bulunan İngiltere, Fransa ve Hollanda'nın dışında kalan Almanya'nın konumu farklı özellikler içerdiğinden dolayı ayrıca ele alınmalıdır. Pek çok konuda olduğu gibi 18 yüzyıl Almanya’sındaki kahve kültürü de İngiltere ve Fransa'daki örneklerinin kötü bir kopyasıdır Alman burjuvazisinin alamet-i farikası olan taşralılık kahve içme biçimi ve kültüründe de kendini ele verir.18. yüzyıldaki Alman kahvehaneleri Londra ve Paris'tekilerin eline su dökemez. Kahvehanelerin Fransa ve İngiltere'de içirdiği kamusal evre Almanya'da hiç yaşanmadan hemen özel-evsel içecek evresine geçer.Almanların kahve ile ilişkisi gelişmiş Batı toplumları ile olan ilişkisine benzer. Eğer kahve Fransa ve İngiltere'nin Dünya egemenliğini simgeleyen bir içecek olmasaydı, Alman yönetici sınıfları arasında bu kadar önemli bir yere sahip olamazdı. Batı toplumlarında olan ama kendisinde bulunmayan bu modernliği Alman yönetici sınıfı kahveyle kıyısından köşesinden yakalamaya çalışır. Almanların Batı uygarlığının bazı sembolik şekillerine öykünerek dünya tarihine dahil olma  eğilimleri bu şekillerin değiştirilmesi,hatta tanınmayacak hale gelinceye dek Almanlaştırılması anlamına gelir.Böylece kamusallık, etkinlik ve  dinamizmin sembolü olan kahve, rehavet dolu aile hayatının ve yeknesak ev huzurunun sembolü haline gelir.

**

 Bundan başka siyasi ve ekonomik sorunlar nedeniyle Almanların kahve ile ilişkisi çok daha karmaşık bir hal alır. Ancak bu sorunlar Almanların Dünya tarihine  ve daha çok dünya ekonomisi de entegre olmamasıyla yakından ilgilidir. İngiltere Hollanda ve Fransa gibi büyük sömürgeciler için kahve temini hiç zor değildir. 17 yüzyılın sonuna dek kahveyi doğrudan doğruya Arabistan'dan temin ederler. Kahvenin geçici bir moda olmadığı ve geniş çevrelere gündelik içeceği haline geldiği netleşince kahveyi kendileri üretmeye başladılar. Fransızlar Antil adalarında, Hollandalılar ise özellikle Java'da  kahve yetiştirmeye koyuldular. Böylece mümkün olduğunca az sayıda mal ithal edilmesi fikrine dayanan merkantilizmin  (ticari kapitalizm) hakim prensibine  uyulmuş olur.

**

Almanya'nın sömürgesinin olmaması muazzam kahve ihtiyacını diğer ülkelerden ithal yoluyla karşılamasını zorunlu kılar. Büyük miktarlarda döviz yurt dışına akar. Alman parasının çoğu İngiliz ve Hollandalıların kasasına akar.Zira bu ülkelerin kahve üretimi sadece kendi ihtiyaçları için değil üçüncü ülkelere bilhassa  da Almanya’ya kahve ithal etmek için üretimde bulunulur..Bu durum 18. yüzyılın ilk yarısında Almanya’daki kahve tüketimini pek etkilemez.Fakat 1750 den sonra durum değişir.Kahve bir dizi başka ithal mal ile birlikte merkantilist ekonomi siyasetinin hedef tahtası haline gelir. Böylece Alman devletinin kahve tüketiminin kısıtlanmasına yönelik önlemler alınır: kahve vergisinin yükseltilmesi, devlete ait satış ve kavurma tekelleri sonunda ve kahve yasağı.

**

Gelgelelim  bu yeni siyasetin ekonomik ve politik bahaneleri halkı ikna etmez. Bu durumda ideolojik yurtsever bir kılıfa ihtiyaç vardır. Alman ekonomisinin kaldıramayacağı kadar pahalı olan kahve çekirdeklerinin acı olduğu iddia edilir. Kahve Almanlara özgü olmayan içecek ilan edilir, Bunun tek nedeni kahveyi akıtılan paranın ülkeyi yoksullaştırması değildir elbette, bir diğer neden de kahvenin gerçek bir Alman içeceği olan biranın pabucunu dama atmış olmasıdır. Bu klasik gerici  sava Alman kilisesi de destek verir. Piskoposluk açıklaması şöyledir:” Alman erkekleri sizin babalarınız şnaps içerlerdi ve bira içtiklerinde neşeli ve cesur olurlardı.Biz de bunu istiyoruz.Ulusumuzun zengin üvey kardeşlerine (Hollandalılar) tahta ve şarap için para verin ama kahve için vermeyin .Artık tüm ibrikler özellikle de fincanlar değirmenler ve kavurma makinaları kısaca önüne kahve sözcüğü eklenerek alınan her şey parçalanıp yok edilsin ki bunların anısı yoldaşlarımızın belleğinden kazansın”.

**

Yasaklar koyarak  kahveden biriyle dönülmesini sağlamaya çalışmak işe yaramaz Eninde sonunda bambaşka bir gelişme hem döviz sorunun çözülmesine hem de Almanlara özgü bir kahve zevkinin ortaya çıkmasına yol açar. Bu gelişim bir kahve yediğinin hindiba kahvesinin icadıdır. Hindiba ile kahve arasında tat ve renk benzerliği eskiden beri  bilinir. Yedek kahvenin ekonomik gerekliliğini düşük fiyatını belirtmek yeterli değildir sağlığa zararlı gerçek kahvenin karşısına sağlığa uygun yedek kahve konur. Yedek kahve daha sonraki adı ile yalancı kahve  başlıca tüketicisi olan Alman küçük burjuvaların gündelik psikolojisinde garip bir önemi olur. Batı uluslarının yaşam kültürüne hiç olmazsa sembolik bir biçimde dahil olmak yönündeki o eski arzu burada daha da yarım yamalak bir ifade bulur. Bu eski arzu  ötekinin  tezahürü olan Batı’nın şovenist bir biçimde  reddidir.

**

1760 yılına kadar içilen gerçek kahve ithal edilen kahvedir. Hindiba kahvesi yalnızca bir aldatmaca hatta bir kendini kandırmadır. bu içecek kahveye ne kadar benzese de, ne kadar sıcak ve siyah da  olsa orijinal değildir.Yedek kahve daima ikircikli bir bilinçle içilir. Bu tarihten itibaren Almanya'da saygıyla çekirdek kahve diye anılan gerçek kahve kahvenin soylusu ve pazar günleri içilen kahve olarak yalancı kahvenin üzerinde yükselir. Gerçek çekirdek kahvesi içen aile yalancı kahve içenden daha üstündür savaş sonrası refah gerçek kahvenin demokratikleşmesine yol açtığından beri eskiden büyük önem taşıyan çekirdek kahve sözcüğü günlük dilden kayboldu. Onunla birlikte de küçük burjuvazinin kahve ve onun yedek biçimleri konusunda geliştirdiği hassas koku duyusu da yitip gitti.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Gültekin Uzun - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Kocaeli Valiliği'nin aldığı koronavirüs tedbirlerini yeterli buluyor musunuz?