Reklamı Kapat

Çare Kapitalizm

Doğu Akdeniz meselesinde her geçen gün tansiyon biraz daha yükseliyor, daha çok ülke topa daha sert giriyor ve Türkiye’yi yalnızlaştırma politikası so...

Doğu Akdeniz meselesinde her geçen gün tansiyon biraz daha yükseliyor, daha çok ülke topa daha sert giriyor ve Türkiye’yi yalnızlaştırma politikası son sürat devam ediyor. Bu süreçte elbette ülkemizin de dış politikadaki bazı tutumlarının ve kararlarının da etkisi var ancak günün sonunda yapılanın 100 sene önceki Sevr’in deniz versiyonunun bize diretilmeye çalışıldığını görüyoruz.

Kurtuluş Savaşı yıllarında Mustafa Kemal önderliğinde askeri ve siyasi kurmay heyetlerin doğru bir strateji ve doğru taktiksel hamlelerle batı ittifakını çatlatmayı başarması neticesinde bağımsızlığımıza giden sürecin başarıya ulaştığını görebiliyoruz. Önce İtalyanlar sonra da Fransızlar, İngiltere’nin bencil dış politika hamleleri sebebiyle oluşan güvensizlik ortamına düştüklerinde; Ankara Hükümeti doğru hamleler yaparak karşısındaki cepheyi daraltmayı ve kısmi ittifaklar kurmayı başardı. Öte yandan Sovyetler Birliğiyle dengeli bir diplomasi yürütüldü ve Doğu güvenceye alındıktan sonra Batı harekatı başarıya ulaştı.

Bugün Doğu Akdeniz meselesinde geldiğimiz noktada en büyük handikabımız, süreçte paydaş olabileceğimiz ülkelerle diplomatik ilişkilerimizin kopuk olması. Suriye, İsrail ve Mısır üçlüsünü yanımıza alarak Avrupa’nın karşısına çıkabilsek esasen yüzde yüz haklı olduğumuz tezlerimizi hayata geçirebilmek için ciddi bir avantaj elde edebilirdik. Diplomaside hiçbir zaman geç kalınmış değildir ve bu yönde bazı adımların atılması, bize kurulan tuzağı bozmamızı sağlayabilir.

Geçen hafta bu köşedeki yazımda değindiğim ve geniş bir çerçevesini çizmeye çalıştığım tabloda, Doğu Akdeniz’e doğrudan müdahil olmak zorunda olan yaklaşık 40 devlet var. Bunların büyük bir kısmı Avrupa devletleri ve onların tarihsel sömürge bağları sebebiyle uydu gibi konumlandırdıkları Kuzey Afrika ülkeleri, Rusya ve onun Kafkasya – Karadeniz – Doğu Avrupa etki alanındaki ülkeler ve Ortadoğu devletleri.

EKONOMİK BUHRANI LEHİMİZE ÇEVİREBİLİRİZ

Doğu Akdeniz’deki doğal kaynakların bugün yarın ekonomik bir değer yaratması mümkün değil. Uzun vadeli bir süreç olacak. Üstelik buradaki kaynakların hacmi, kullanıma hazır hale getirilme maliyetleri, işlenme maliyetleri ve lojistik maliyetleri de henüz belli değil. Ancak şu bir gerçek ki Türkiye işin içine girmeden bu kaynakların ekonomik bir şekilde kullanılması teknolojik imkanlar gereğince mümkün değil. Yunanistan, uydusu Güney Kıbrıs ve onları pışpışlayan Avrupa devletleri de bunun farkındalar zira bu matematiği görmüyor olmaları mümkün değil. Peki neden Türkiye’ye yönelik bu derece düşmanca bir tutum içerisindeler?

Gördüğüm kadarıyla Avrupa bloğu süreci iki aşamalı bir şekilde kurgulamış ve oyunlarını bu şekilde kuruyorlar. Öncelikli olarak Doğu Akdeniz’in münhasır ekonomik bölgelerini ve kıta sahanlığı meselelerini Türkiye’yi çırak çıkaracak bir şekilde planlayarak doğal kaynakların hakimiyetini almayı amaçlıyorlar. Sonrasında da bu ranttan koparılmış Türkiye’yi lojistik konumuyla sürece bir yancı gibi dahil edip ekonomik olarak önümüze bir parça kemik atarcasına kendi planlarına angaje etmeyi düşünüyorlar. Nereden bakarsanız bakın hakkaniyetli bir kurgu değil. Ancak onlar da eşyanın tabiatı gereğince bizim iyiliğimizi değil, kendi ülkelerinin iyiliklerini düşünüyorlar. Bunun sürdürülebilir olup olmaması gündemlerinde yok çünkü Türkiye gibi ekonomik olarak her sene büyük cari açıklar vererek sıcak paraya bağımlı hale gelmiş ülkelere karşı ellerinde asla tükenmeyecek olan ekonomik güç kozuna güveniyorlar.

Türkiye bu noktada elindeki tek kartı olan askeri gücünü, zorlayıcı diplomasi öğesi olarak oynuyor ve şu ana kadar da karşısındakileri yeterli ölçüde zorlamış durumda. Yunanistan gibi küçük ülkelerin askeri olarak arkalarına bir dünya devi almadan Türkiye gibi ülkelerle sıcak çatışmalara girmesi mümkün değil. Bu noktada bizim haylaz komşu Fransa’ya ciddi anlamda güveniyor. Daha önce bu köşede birkaç kere “Batı’nın küçük adamları”ndan birisi olarak nitelediğim Macron da Atanamamış Napolyon olarak sürekli bol keseden ahkam kesmeye devam ediyor. Almanya’yı bu meselede kendi eksenine çekmesi, Rusya ve Amerika’yı da belirli ölçüde konsolide etmiş olması ciddi bir başarı ve kendi adına olumlu adımlar olsa da nihayetinde jeopolitik krizlerde hiçbir zaman bölgenin yerlilerini, uzaktan müdahil güçlerle son noktada hizaya çekmek tarih boyunca mümkün olmamıştır.

Koronavirüs salgını dünya ekonomisini ciddi biçimde yordu ve uzun bir süre daha yormaya devam edecek. Bu çerçevede Yunanistan da en az bizimkisi kadar ağır bir kriz içerisinde. İsrail deseniz aynı şekilde, Mısır’ın ahı gitmiş vahı kalmış. Suriye, Libya ve Lübnan ağır bir yıkım içerisinde ve toparlanmak için çok uzun yıllara ve çok büyük paralara muhtaç. Bu bağlamda Doğu Akdeniz havzasının önemli oyuncuları olan bu ülkelerin hepsinin ortak bir noktada buluşabilecekleri yegane unsur para. Yani kapitalist bir perspektifle bu meseleyi ele almak.

ULUSLARARASI BİR ŞİRKET KURULABİLİR

Türkiye, Yunanistan, Mısır, İsrail, Suriye, Lübnan ve Libya’nın nüfus, kıyı şeridi ve garanti edecekleri yatırım miktarlarına göre hisselerinin belirlendiği; OPEC tarzında bağlayıcılığı olan bir şirket kurularak Doğu Akdeniz’de bu ülkelerin hakim olacağı deniz ekonomik bölgelerinin tümünü kapsayan alanın enerji araştırmalarını yapacak bir şirket kurularak konu ekonomik bir çerçevede tatlıya bağlanabilir. Bu şirket, uzun vadede büyük getiriler sunacak olan bu enerji havzasının sondaj, arama ve üretim haklarını parsellere bölerek dünyanın büyük enerji şirketlerine kiralayabilir; hakları süreyle kısıtlı olmak üzere satabilir. Politik olarak tek sorun Filistin ve Kıbrıs kalıyor, orada da Türkiye ve Yunanistan adadaki iki devletin haklarını kendi üzerlerinde tutarak konuyu çözebilirler. Ne de olsa bağımsız söz hakkına sahip olmayan iki bağımlı devletçikten söz ediyoruz. Filistin’in de hakları İsrail gözetiminde birçok konuda olduğu gibi denetime tabi tutularak insanı kalkınma amacıyla bölgeye aktarılabilir ve Filistin’de yaşanan drama da gerçek bir tedavi mümkün olur.

Böyle bir formülle hem askeri harcamalara aktarılan paralar yatırıma kayabilir, hem stabil bir alan yaratılabilir, hem de uzun vadeli getirilerin nemaları şimdiden sıcak para bulmak için bu ülkeler tarafından kullanılabilir. Böyle bir durumda AB ülkeleri ve ABD’nin de siyasi ve jeopolitik istikrardan taraf olmamaları mümkün değil. Geriye sıkıntı olarak Rusya kalıyor ancak Suriye’nin sürece dahil olması Rusya açısından bir yumuşatıcı olabilir. Zira Suriye buradaki haklarını sıcak paraya elbette Rusya eliyle dönüştürecek.

Bugün dünyanın kanlı bıçaklı gördüğümüz devletleri uzay araştırmalarında birlikte hareket ediyorlar. Çin – Rusya – Amerika – AB birlikte uzay çalışmaları yürütüyorlar. Yani yer küre üzerindeki tartışmalar gökyüzünde peşine düşülen bir idealin peşinde geride kalabiliyor. Amaç bilimsel gelişmeyle ekonomiye sıçramalar yaratacak keşiflere ulaşmak. Bu perspektifle bakınca yerin altındaki ekonomik imkanlar için bölgenin ülkeleri olarak bizler de yerin üstündeki sorunları kenara koyarak ortak bir rotada çalışmalar yapabilir; herkesin haklarını hukuka dayandırarak hem para kazanabilir hem de siyasi riskleri karşılıklı bağlılık ilkesiyle minimize edebiliriz.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Arda Süar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Kocaeli Valiliği'nin aldığı koronavirüs tedbirlerini yeterli buluyor musunuz?