Aydınlıktan karanlığa savrulan Türkiye

Sevgili okurlarım, bugün 9’uncu gün.

Sizlere CHP’yi ve ülkemizin gerçeklerini anlatmaya çalışıyorum.

Neden “CHP” ve “ülke gerçekleri”?

Neden AKP değil de, MHP değil de, CHP?

CHP, çünkü CHP’nin hikâyesi, bir yerde Türkiye’nin hikâyesi…

Aynı yaştalar.

Hatta CHP’nin kuruluşunun Sivas Kongresi’ne (4 Eylül 1919) dayandığı iddiası kabul edilirse, CHP Cumhuriyet’ten 4 yaş daha büyük.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kuran parti…

Böylesine onurlu bir görevi yerine getirmiş.

Ülkemizde halen faal 83 siyasi parti var.

Bugüne kadar da 330 siyasi parti kurulmuş, bir süre faaliyet göstermiş, kapanmış, yok olup gitmiş.

Yakın zaman dilimindeki partileri hatırlayın.

Demokrat Parti…

Adalet Partisi…

Doğru Yol Partisi…

Anavatan Partisi…

Hiç yıkılmayacak gibi duruyorlardı, bugün isimleri bile unutulmaya başlandı.

Bunlar birer “konjonktür” partileriydi, belirli bir süre işlev yaptılar, sonra yok oldular.

CHP ise onca fırtınaya, onca “yok edilme gayretine” rağmen hâlâ ayakta.

Üstelik tam 70 yıldır (1950’den beri) sürekli hedefte!

Emperyalist devletlerin hedefinde…

Karşı devrimcilerin hedefinde…

Cumhuriyet’i tasfiye etmek isteyenlerin hedefinde…

Tarikatların ve cemaatlerin hedefinde…

Anadolu’da “İslami devlet” kurmak isteyenlerin hedefinde…

CHP, 70 yıldır neden hedefte?

“Neden” diye hiç düşündünüz mü?

Neden emperyalistler ve gericiler, 70 yıldır CHP’ye saldırıyor?

Nedeni açık.

Emperyalistler CHP’yi yok etmek istiyor, çünkü CHP, onların baş düşmanı Mustafa Kemal Atatürk tarafından kuruldu.

Emperyalist ülkelerin gizli not defterlerinde; “Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve CHP”, 100 yıldır “yok edilecekler” listesinde bulunuyor.

Bakın şöyle geriye…

Atatürk’e sürekli saldırtıyorlar, yok edemiyorlar.

CHP’yi sürekli kıskaçta tutuyorlar, bitiremiyorlar…

“TC”leri kaldırtmak istediler, başaramadılar…

“Türk” sözcüğünü resmi kurumlardan kaldırıp itibarsızlaştırmaya yeltendiler, hava aldılar…

Şimdi yerli işbirlikçileriyle Türkiye’yi rehin almaya çabalıyorlar, son bir gayret içindeler.

Gelelim tarikat ve cemaatlere…

Tarikat ve cemaatler, CHP’ye neden hınç duyuyorlar?

Nedeni açık…

Osmanlı’nın başına bela olan tarikat ve cemaatler, 1923’ten sonra da Cumhuriyet’e musallat olmaya başladılar.

Halkın dini duygularını sömürüp, siyasette ve ticarette “güç” elde etmeye kalkıştılar.

Cumhuriyet döneminde de “saltanat” sürmeye heveslendiler.

Yurdun dört bir tarafında isyan başlattılar, değişik kesimleri isyana teşvik ettiler.

1925 yılında başlayan “Şeyh Sait isyanı”, tekke ve zaviyelerin kapanma sürecini hızlandırdı.

İsyan devam ederken, kanun çıkarılıp “İstiklal Mahkemeleri” kuruldu.

25 Şubat 1925’te “Hıyaneti Vataniye Kanunu”nun 1.maddesine “dini siyasete alet edenlerin vatan haini sayılacakları” hükmü eklendi.

İsyan bastırıldıktan sonra isyancılar yargılanıp cezalandırıldı.

Yargılamalarda, tekkelerin “çağdaş Türkiye Cumhuriyeti” için büyük tehdit oldukları anlaşıldı.

Doğu İstiklal Mahkemesi, tekke ve zaviyelerin birer “kötülük ve fesat ocağı” oldukları gerekçesiyle, yargı bölgesindeki tüm tekke ve zaviyelerin kapatılmasına karar verdi.

Daha sonra Ankara İstiklal Mahkemesi, hükümete, ülkedeki tüm tekke ve zaviyelerin kapatılmasını önerdi.

Ve sonunda 30 Kasım 1925 tarihinde 677 sayılı “Tekke ve Zaviyelerle Türbelerin Kapatılmasına ve Türbedarlıklarla Bir Takım Unvanların Yasaklanmasına İlişkin” kanun çıkarıldı.

Bu kanun 13 Aralık 1925 yılında yürürlüğe girdi.

Çıkarılan kanun gereği, cami ve mescit dışındaki tekke, zaviye ve türbeler kapatıldı.

Şeyhlik, dervişlik, müritlik, dedelik, seyitlik, çelebilik, babalık, emirlik, nakiplik, halifelik, falcılık, büyücülük, üfürükçülük, muskacılık gibi sıfatların kullanılması yasaklandı. 

Atatürk, Türkiye’yi çağdaşlaştırmak için yola çıkmıştı, yolunu çizmişti.

Akıl, bilim temelli, laik, seküler, uygar Türkiye Cumhuriyeti’nde; Ortaçağ bağnazlığının temsilcisi tekke, zaviye ve türbelerin yeri yoktu.

Çıkarılan kanun harfiyen uygulandı, tarikat ve cemaatlere 1950’ye kadar soluk aldırılmadı.

Tarikat ve cemaatlerin CHP’ye öfkesi de bundan.

Demokrat Parti’nin iktidara gelmesiyle birlikte tekrar at oynatmaya başladılar, bazıları emperyalist ülkelerle işbirliği yapıp Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin rejimini değiştirmeye, devleti yıkmaya kalktılar.

Gördüğünüz gibi, emperyalist devletlerin ve tarikatların “CHP düşmanlığı” boşuna değil.

CHP 1950’den sonra tek başına iktidar olamamışsa, bunda emperyalist devletlerin ve tarikatların rolü büyük!

Emperyalist devletler ve tarikatlar, Türkiye’de hep “kullanabilecekleri iktidar” istediler.

Seçimlerde hep “kullanabilecekleri partileri” desteklediler.

Sağ partiler de tarikatları hep “blok oy deposu” olarak gördüler.

Tarikatlara milletvekili ve bakan kontenjanı ayırdılar.

Çoğu sağ hükümetler, “tarikatlar koalisyonu” şeklinde oluştu.

Türkiye’yi böyle böyle yiyip bitirdiler.

Devletin gücünü, devletin tüm olanaklarını paylaştılar.

Aralarında zaman zaman kavga da çıksa, diskalifiye olanların yerine bir başkasını alarak yola devam ettiler.

Ne amaçla yola çıkıldı, nereye gelindi?

Atatürk ve arkadaşları, uygar ve kalkınmış bir toplum yaratmak için yola çıkmışlardı.

Önce topraklarımızı düşmandan temizlediler, “Türkiye Cumhuriyeti” adı altında bir “ulus devlet” kurdular.

Elde avuçta bir şey yok.

Bir taraftan Osmanlı’dan kalma borçların ödenmesi, diğer taraftan ayakta kalma çabaları.

Eğitim, sağlık, sanayi ve tarım konularında “devrim niteliğinde” kararlar alındı.

Amaç, toplumu dönüştürmekti.

Çalışan, üreten, eğitimli, kültürlü, ortak akıl yaratabilen, bilimi rehber edinmiş bir toplum yaratmaktı.

Yepyeni bir toplum…

Bu amaçla yola çıkıldı.

Çok da güzel şeyler yapıldı.

Köylüyü eğitmek için “Köy Enstitüleri” kuruldu.

Kent halkını aydınlatmak için “Halkevleri” devreye sokuldu.

Sanayileşme hamlesi başlatıldı.

Tarımda öncü kuruluşlar kuruldu.

Planlı bir şekilde “aydınlanma dönemi” başlatıldı.

Biraz önce anlattım, Atatürk toplumun ayağına bağ olacak tarikatlar gibi bütün “gerici unsurları” etkisiz hale getirdi.

Ölümüne, yani 1938 yılına kadar her şey yolunda gidiyordu, çünkü kontrol elindeydi.

Ölümünden sonra devrim ilkelerinden sapmalar başladı.

2.Dünya Savaşı öncesi ve sonrası, dünya yeniden kurulurken, egemen ülkelerin Türkiye üzerindeki etkileri daha belirgin hale gelmişti.

Uzun hikâye…

1946’da Türkiye “çok partili demokrasiye” geçti veya geçmeye zorlandı, her neyse…

İşte ne olduysa, 1946’dan sonra oldu.

Hele 1950’den sonra ipin ucu iyice kaçtı.

Yeni partiler kuruldu, sandık ortaya konuldu, sandıktan çıkma pahasına verilmedik taviz kalmadı.

Ortada ne Cumhuriyet ilkeleri, ne de Atatürk ilkeleri kaldı.

Oysa “toplumsal dönüşüm” için en az iki nesillik süre geçmesi gerekiyordu.

Biz, birinci nesil daha doğru dürüst yol alamamışken “çok partili demokrasi” tuzağına düştük.

O tarihten buyana da o tuzaktan kendimizi kurtarabilmiş değiliz.

Türkiye, 70 yıldır “karşı devrimcilerin” kıskacında

70 yıldır yaşadıklarımıza bir bakalım.

Adnan Menderes dönemi…

Süleyman Demirel dönemi…

Turgut Özal dönemi…

Ve Recep Tayyip Erdoğan dönemi…

Arada kısa süreli dönemler var.

Tansu Çiller dönemi…

Mesut Yılmaz dönemi…

Bülent Ecevit dönemi…

Necmettin Erbakan dönemi…

Diyeceksiniz ki, “Bak, arada Bülent Ecevit de var.”

Var da, tek başına hükümet bile kurdurmadılar.

Kurulan koalisyon hükümetini, “yokluğa” ve “kuyruklara” mahkûm ettiler.

Türkiye 1950’de teslim alındı, bu tarihten sonra kurulan bütün hükümetler, emperyalist devletlerin ve işbirlikçisi tarikatların güdümünde çalıştı.

Tabii bu arada anlatılacak o kadar çok şey var ki.

Emperyalistlerin bitmek tükenmek bilmeyen ayak oyunları…

Ergenekon ve Balyoz’la Türk Silahlı Kuvvetleri’nin belinin kırılması…

Terör örgütü PKK ile “müzakereye” zorlanmamız…

Suriye, Irak, Libya ve Doğu Akdeniz olayları…

Her bir iktidar dönemi onlarca kitaba ancak sığar.

Oyun devam ediyor

Bu oyun, “Türkiye’yi teslim alma” oyunu.

Bu oyun, “Türkiye’de İslami devlet kurma” oyunu.

Bu oyun, “Emperyalist devletler ve tarikatların 100 yıllık intikamı” oyunu.

Bu oyun, son yıllarda en şiddetli şekilde oynanıyor.

Acımasızca…

Türkiye’de demokratik laik Cumhuriyet’i yıkıp “İslami devlet” kurma gayreti devam ediyor.

Devletin tüm kural ve kurumları yok edildi.

Eğitim, dinleştirildi.

Tarikatların koalisyonu sürüyor.

Cumhuriyet kanunları hiçe sayıldı, Ayasofya Osmanlı kanunlarına dayandırılarak açıldı.

Yıllardır ekonomik kriz içindeyiz.

Dış sorunlarımız zirve yaptı.

Dünyadan tamamen soyutlandık.

Ülkemizde artık “güçler ayrılığı” diye bir şey yok.

Her şey, ama her şey “tek kişiye” bağlı!

Türkiye, tam böyle bir noktada!

YARIN: Türkiye’nin bu haline CHP “ilaç” olabilir mi?  

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar M.Tanzer Ünal - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

01

Cennet - Birazda CHP de olanları yazsanız, Sanki CHP eski parti mi? Diğer partilerden ne farkımız kalmış! Herkes pasta peşine düşmüş Ülke hikaye olmuş. Hepimizi ayakta günlük saçma sapan tartışmalarla, uğraşlarla göz boyayıp onlar malı götürüyor.. En basiti geçen aylarda günlerce tartıştıkları bir konuyu hatırlayan var mı??

Yanıtla . 2Beğen . 0Beğenme 17 Eylül 23:11


Anket Kocaeli'de ulaşımı pahalı buluyor musunuz?