Türkiye’nin bu haline CHP “ilaç” olabilir mi?

Geldik yazı dizisinin sonuna.

Aslında yazılacak daha çok şey var, ben özet geçtim.

Türkiye’nin gerçeklerini ve CHP’nin durumunu 10 gün boyunca anlatmaya çalıştım.

Dün yazdığım gibi; aslında CHP’nin hikâyesi, Türkiye’nin hikâyesi…

Yaşları aynı.

Bir asra yaklaşan süredir beraberler.

Türkiye’de CHP dışında “cumhuriyetle yaşıt” başka bir parti yok.

Ve dünyada aynı dönemlerde kurulan devletlerin çoğu çöktü, Türkiye Cumhuriyeti Devleti ayakta.

Demek her ikisinin de kökleri sağlam, dirençleri fazla.

100 yıldır beraberler, ama CHP 70 yıldır devlet yönetmeye hasret.

1950’de devlet yönetiminden uzaklaştırıldı, kısa süreli koalisyon dönemleri hariç, bir daha da buluşturulmuyor.

Karşı devrimciler, Demokrat Parti iktidarıyla birlikte devlet yönetimini ele geçirdiler, bırakmıyorlar.

Emperyalist devletler ve tarikatlar, CHP ve CHP’nin kurduğu Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne karşı intikam peşindeler.

100 yıllık intikam

Basit ifadelerle anlatayım.

Tekrar olacak, ama olsun…

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kim kurdu?

CHP…

CHP’nin kurucusu kim?

Mustafa Kemal Atatürk…

Atatürk, ne yapmış?

Emperyalist devletleri Anadolu topraklarından kovmuş, Sevr’i yırtıp Lozan Antlaşmasını dayatmış, yepyeni bir ulus devlet kurmuş.

İşte emperyalist devletler o tarihten beri Mustafa Kemal Atatürk’e ve CHP’ye karşı kin, nefret ve intikam duyguları içindeler.

Bunu bir tarafa yazdılar ve Atatürk’ün ölümünden sonra bunun hesabını bir bir sormaya başladılar.

Özellikle 2.Dünya Savaşı’ndan sonra ipleri tamamen ellerine aldılar.

Otur otur, kalk kalk!

İkili anlaşmalarla eğitimimize de karıştılar, sağlığımıza da…

Tarım ve sanayimizi onlar yönlendirdiler.

Bugünkü sıkıntılarımızın ve köşeye sıkışmışlığımızın temelinde, o günün ayak izleri var.

Elimizi verdik, kolumuzu kaptırdık, geri alamıyoruz.

Tarikatlar da intikam peşinde

Tarikatlar da Atatürk’e ve kurduğu parti CHP’ye karşı “intikam” peşindeler.

Çünkü Cumhuriyet kurulduktan sonra faaliyetlerine Atatürk tarafından son verildi.

Zaten çoğu emperyalist devletlerle işbirliği içinde…

Onların dümen suyunda…

Amaçları, “İslami devlet” kurup, Türk insanını “köle toplum” haline getirmek!

Türkiye’yi diğer İslam ülkelerine benzetmek…

İşte emperyalist devletler ile tarikatların intikam duyguları ve dayatmaları, CHP’yi 70 yıl önce devlet yönetiminden uzaklaştırdı.

CHP’nin seçim kazanmaması ve iktidar olmaması için ellerinden geleni yapmaya devam ediyorlar.

Türkiye, artık yol ayrımında

Hani “deniz bitti” derler ya, inanın deniz bitti.

Koskoca devlet, “tek kişilik yönetime” dönüştü.

“Kural” ve “kurum” kalmadı.

Ekonomi çöktü.

“Dostumuz” diyebileceğimiz, “ilişki kurabileceğimiz” bir tek ülke kalmadı.

Toplum olarak çalışma ve üretimden koptuk.

Çalışmayan, üretmeyen, artı değer yaratmayan, sürekli borçla yaşayan bir ülke haline geldik.

Cumhuriyet döneminin bütün ekonomik işletmelerini “özelleştirme” adı altında sattık, onları da yedik, elde avuçta bir şey kalmadı.

Sanki kendi insanımıza dört dörtlük bakabiliyormuşuz gibi, üstümüzde bir de çoğu Suriyeli 7 milyon mültecinin yükü var.

Borç alıyoruz, aldığımız borcun bir kısmını da onlara harcıyoruz.

Böylesine savruk, böylesine anlaşılmaz, garip bir durumdayız.

500 milyar dolara yaklaşan dış borcumuz var.

Borç alıyoruz, borç aldığımız ülkelere bir de efelenmeye kalkıyoruz.

Güç gösterecek devletin kasanının dolu olması gerekir.

Bu gerçeği hep göz ardı ediyoruz.

Dahası artık borcu çevirmemiz de güçleşti.

“Tefeci faiziyle dahi borç bulamayan devlet” haline geldik.

Bilimsel eğitimden tamamen uzaklaştık, eğitim sistemimiz artık “dindar ve kindar nesil” yetiştirmeye yönelik.

Bilimsel eğitimden uzaklaşınca, teknoloji geliştirmek mümkün mü?

Mahkemelerimiz artık Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kanunlarını bir tarafa bıraktılar, Osmanlı döneminin kanunlarına dayanarak kararlar alıyorlar.

Ayasofya’nın tamamının ibadete açılması böyle olmadı mı?

Öyle bir iklim yaratıldı ki, Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş kendinde, devletimizin kurucusu Atatürk’e “lanet okuma” cesaretini bulabiliyor.

Tarikatlar, tam gaz işbaşında.

Bakanlıklar tarikatlar arasında paylaşılmış, yönetimde adeta “tarikatlar koalisyonu” yaşanıyor.

Daha hangi birini yazayım?

Özetle Türkiye Cumhuriyeti Devleti, tarihinin en zor günlerini yaşıyor.

İşin üzücü tarafı, içinde bulunduğumuz gerçekler ve sorunlarımızın derinliği halka anlatılmıyor.

Saklanıyor, gizleniyor…

Bir hastalık teşhis edilmezse, o hastalık tedavi edilebilir mi?

Sorunların çözümü konusunda en küçük bir adım atılmıyor.

Aksine, sorun yokmuş gibi gösteriliyor.

Sık sık “Ekonomimiz pik yaptı” denilerek milletle adeta dalga geçiliyor.

İyi de bu işin sonu nereye varacak?

Kaygı duymamız gereken bu!

Bu sorunların üstesinden nasıl geleceğiz?

Türkiye, yol ayrımında.

Ekonomik yönden de yol ayrımında, rejim yönünden de…

Kuruluşunun 100’üncü yılı yaklaşırken karar verme noktasında.

Ya doğru kararlarla doğru yöne gidecek ve sorunlarını çözecek…

Ya da emperyalist devletler ve işbirlikçisi tarikatlar, Türkiye’yi tamamen teslim alacaklar.

Türkiye’yi; “İslami devlet” yapısına dönüştürüp, köle olarak kullandıkları diğer İslam ülkeleri arasına koyacaklar.

Bunun için de Türkiye’nin önünde fazla zaman yok.

Önümüzdeki ilk seçimin niteliği

Sevgili okurlarım, önümüzdeki ilk seçim (tabii eğer yapılırsa) “partiler arası seçim” olmayacak.

Bir parti kazanıp, diğer parti kaybetmeyecek.

“Türkiye’nin seçimini” yapacağız.

Türkiye ya kazanacak, ya kaybedecek!

Bu nedenle bu seçimin adına “Türkiye’yi kurtarma” seçimi denecek.

Bir tarafta “demokratik, laik, kalkınmış, çağdaş Türkiye” isteyenler bulunacak…

Diğer tarafta ise “İslami devlet yanlıları” yer alacak.

Yani emperyalist devletlerle ve tarikatlarla işbirliği yapmak isteyenler… 

Yapılacak ilk seçimin niteliği bu nedenle çok önemli.

İlk seçimde CHP’nin üstleneceği görev

Eğer bir ülkede devlet zor durumdaysa, o devleti kuran misyona büyük görev düşer.

Pek çok ülkeye nasip olmaz, ama Türkiye’de devleti kuran parti CHP hayatta ve ayakta.

CHP, ilk seçimde nasıl bir görev üstlenebilir?

CHP’nin “Türkiye’yi kurtaracak” gücü var mı?

CHP, Türkiye’nin sorunlarına “ilaç” olabilir mi?

Her şeyi açık açık konuşmakta yarar var.

50 yılı aşkın süredir bu partiyi gözlerim.

Tespit ettiğim hastalıkları daha önce de sizlerle paylaşmıştım.

Bir kez daha yazayım, birlikte gözden geçirelim.

İşte CHP’de gördüğüm hastalıklar:

*”Başarısızlık için” dışarıdan müdahaleye ihtiyacı olmayan bir parti. Bu konuda kendi kendilerine yetiyorlar.

*Aralarında sürekli bir “yer kapma” yarışı var.

*”Ayağını kaydırmak” ve “çelme takmak” hiç vazgeçmedikleri iki yöntem.

*Parti için mücadele ediyor gibi görünüp, hep kişisel çıkarlarını ön planda tutuyorlar.

*Hep “ben merkezli” siyaset yapıyorlar.

*Herkes kendini “vazgeçilmez” görüyor.

*Motivasyon kaynakları, hep kişisel çıkarları!

*Sadece kendi yerleşik seçmen kitlesine önem verir, diğer kesimi hor görür.

*Kendilerini okumuş ve elit görürler, başkalarını hep küçümserler.

*Empati yoksunudurlar.

*Rakip olur diye kapılarını hep kapalı tutarlar.

*İktidarı eleştirir, ama kendilerine bakmazlar.

*Sevgisiz ve vefasızdırlar.

*Başarısızlığın hesabı sorulmaz.

*Diğerleri bir belediyeyi kaybetmeyi “başarısızlık” kabul ederken, bir belediye seçimini kazanmak burada “zafer” olarak kutlanır.

*Yenilenemiyor, değişemiyor, çoğalamıyor…

*Her seçimde aday listesinde olmayı, kendilerine hak görüyorlar.

*Partilerinin seçim kazanması için değil, kendilerinin seçilmesi için siyaset yapıyorlar.

*Delege yapısı, ahbap-çavuş ilişkisinden ileri gitmiyor.

*Planlı ve disiplinli çalışmayı sevmiyorlar, ne yapacaklarını bilmiyorlar.

*Toplumu tanımıyorlar, insan ilişkileri zayıf.

*Seçim zamanı ortadalar, diğer zamanlarda kayıplar.

*Örgüt yapıları çok zayıf!

CHP’de benim bir çırpıda tespit edebildiklerim bunlar.

Tabii, CHP bu hastalıkları durup dururken kapmadı.

Devlet yönetiminden uzaklaştırıldıkları yıllarda kaptı bu hastalıkları.

Devleti yönetmeyen partide ne olur?

“İç çekişme” başlar.

 “Yer kapma yarışı” başlar.

“Dedikodu” başlar.

“Halktan kopma” başlar.

“Kadrolarında körelme” başlar.

Nasıl olsa iktidar olamıyor diye “partiye ilgisizlik” başlar.

Bütün bunlar hastalıksa, ki öyle, bu hastalıklar ancak CHP’nin iktidara taşınmasıyla tedavi edilebilir.

Bu nedenle CHP hızla kendini tedavi etmeli.

Eğer 100 yıl sonra “Türkiye’nin kurtarılmasında” söz sahibi olmak istiyorsa, bunu başarmalı.

CHP, temmuz ayındaki son kurultayında “iktidar” vurgusu yaptı.

Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu, buradaki konuşmasında üstüne basa basa “Dostlarımızla iktidar olacağız” dedi.

Doğru bir yaklaşım…

CHP, tek başına “Türkiye’yi kurtarma” misyonunu üstlenemez.

“Dostlarımız” dediği, ilkelerde anlaştıkları diğer partiler…

Birlikte çalışırlarsa, bu ağır tarihi görevin üstesinden gelebilirler, ülkemizi tekrar düzlüğe çıkarabilirler.

Ama tekrar söylüyorum, CHP’nin kendini hızla tedavi etmesi ve yeni hastalıklardan uzak durması şart!

CHP, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ikinci 100 yılına da damga vurmak istiyorsa bu süreci başarıyla yönetmeli.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar M.Tanzer Ünal - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

02

Cenk Cemil - İlaç da ne demek, yegane kurtuluş simidi kurtuluş !

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 19 Eylül 14:36


Anket Kocaeli'de su fiyatını pahalı buluyor musunuz?