Pandeminin Görünmeyen Mağdurları

Yaklaşık iki hafta kadar önce yayınlanan bir raporu incelerken, televizyonda ve sosyal mecralarda bizlerin pandemi sürecini ele alırken her zaman olduğu gibi yine odağımızı ana akıma kilitlediğimizi gördüm. Bu iş medyada her zaman böyledir. Ana haber bültenlerinde İstanbul’da yağan aşırı bir yağmur bültenin neredeyse yarısını kaplar, hayat felç oldu su baskınları yaşandı haberleri sanki tüm ülkenin gündemi gibi sunulur.

Bunun iki temel sebebi var, birincisi ve aslında haklı olan bir sebep nüfusun %20’si İstanbul’da yaşıyor ve ülkenin %70’inin İstanbul’da yaşayan birinci ya da ikinci derece bir yakını var. Ancak diğer sebep biraz tembellik ve ben merkezcilik. Ulusal medyanın merkezinin İstanbul olması. Anadolu genelinde operasyonlar yürütmek pahalı ve zahmetli olduğu için haberlerin ekseni siyaset – ekonomi – İstanbul üçgeninde şekilleniyor.

Ülkemizde 2002 yılında kurulmuş ve yaklaşık 20 senedir diğerlerinin hayatları üzerine incelemeler yapan, raporlar hazırlayan, devlet kurumlarına ve uluslararası insani örgütlere coğrafyamızda ışık tutan bir kurum var. Kalkınma Atölyesi. 2002’de faaliyetlerine başlayan ve bugünkü tüzel kişiliğine 2004 yılında kavuşan bu yapı; çocuk işçiliği başta olmak üzere birçok alanda çalışmalar yürütüyor. Bu alanda çalışacak kişi ve kurumlara yol gösterici rehberler hazırlıyor, ekolojik sistemi merkeze alan fikri takipler yaparak taahhüt edilen çalışmaları yerinde izliyor inceliyor raporluyor, mevsimlik tarım işçilerinin hayatlarını inceleyerek yaşadıkları sorunları kayıt altına alıyor ve en önemlisi çocuk işçiliğiyle mücadele konusunda ülkemizde yapılan ender mesnetli verileri derleyip raporlaştırıyor. Büyük yatırım projelerinin sosyal etkilerini yerinde inceliyor, kırsal kalkınma için çalışan STK’lara danışmanlık yapıyor. Bütün çalışmalarını akademik ve yarı akademik metinler olarak yayınlıyor ve kamunun kullanımına sunuyor. Yani özünde ana akımın gündeminde olmayan konularda takdire şayan faaliyetler ortaya koyuyor.

2020 Faaliyetleri

Bu yıl ülkemiz ve tüm dünya için akıl almaz sayabileceğimiz olayların artarda yaşandığı bir sene oldu. Küresel iklim felaketleri artık görünür oldu ve Koronavirüs pandemisiyle birlikte iş iyice çığırından çıktı. Ülkemizin uzun yıllardır süren ve çok ama çok uzun bir süre daha devam edecek olan Arap, Afgan, Pakistanlı sığınmacı meselesi yazının başında değindiğimiz gibi ancak büyükşehirlerde yaşanan sıkıntılar neticesinde haber oluyor. Kriminal bir olay yaşandığı zaman konu kabarıyor ve tekrar hızlı gündemin içerisinde sönümlenip gidiyor ta ki yeniden bir toplumsal infial tetikleyicisi durum baş gösterene kadar. Ancak Kalkınma Atölyesinin yaptığı bir çalışma, sinek avlamak yerine bataklığı kurutmak isteyenlere ciddi yol gösterici nitelikte.

Adana, Gaziantep ve Şanlıurfa’da yaşayan Suriyeli yarı göçebe ve göçebe grupları ve Adana Ovasında yaşayan Suriyeli mevsimlik gezici tarım işçilerinin ihtiyaç analizlerine yönelik yaptıkları çalışma başta olmak üzere fındık toplayan gezici tarım işçilerine yönelik yayınladıkları raporlar gıda arz güvenliğinin sağlanması ve bu tedarik zincirinde çalışanların pandemiden korunmalarına yönelik çok önemli bilgiler içeriyor. Çadırlarda yaşayan ve bir nevi konar – göçer yaşam tarzıyla hayatlarına devam eden bu insanlar hiçbir şekilde medyanın gündemine gelmiyor.

Ancak raporları incelediğiniz zaman devletin ilgili kurumlarının, yerel yönetimlerin, uluslararası kuruluşların ve ülkemizde faaliyet gösteren birçok STK’nın bu konuya eğildiğini görmek insanı mutlu ediyor. Gerçi içinden geçtiğimiz sıkıntılı ekonomik süreç ve pandemi koşulları sebebiyle öncelikler elbette büyükşehirlere, nüfusun yoğun olduğu alanlara, sanayi üretimine ve sağlık sektörüne kayıyor ama öte yandan şartların iyimser tahminlere göre gelişmediği bir durumda yaşanması muhtemel gıda arzı güvenliği sorunuyla karşılaşırsak; emin olun bugün üzerine saatlerce konuştuğumuz konuların gündemimizde zerre kadar yeri kalmaz.

Bu bağlamda Kalkınma Atölyesinin yayınladığı raporlar bizlerin gündeminde olmayan bu insanların yaşadıkları sorunları, içinde bulundukları imkansızlıkları ve açmazları görmemizi sağlıyor. Çözümleri aslında çok basit olan bu meselelerde bu tip kurumların yaptıkları çalışmalar devletlere, insanlığa ve geleceğe kıymetli bilgiler sunarak dertlere derman olmaya ışık tutuyor.

Çocuk İşçiliği

Çocuk işçiliği meselesi Batının medeni memleketlerinin kendi topraklarında çözülmüş ancak tarihten gelen sömürü alışkanlığı sebebiyle üretimlerini kaydırdıkları Asya ve Afrika ülkelerinde sistematik bir şekilde sürdürülmesine örtülü şekilde destek verdikleri bir insanlık suçu. Her çocuğun oyun oynama, eğitim alma, sağlık hizmetlerinden faydalanma ve mutlu bir ailede yaşama haklarının sözde küresel değerler olduğu günümüz düzeninde kazın ayağının öyle olmadığı da işin acı gerçek tarafı. Görünürde bu konuda tedarik zincirlerinde denetimler yaptıran kapitalizmin büyük oyuncusu küresel şirketler, madalyonun öbür yüzünde Güneydoğu Asya ve Afrika başta olmak üzere her yerde çocuk emeğinin sömürüsü üzerine kurulu fason üretim ekonomilerinin en büyük müşterileri.

Ülkemizde de sanayi siteleri, küçük esnaflar ve tarımsal üretimde çocuk emeğinin sömürüsü yaygın bir şekilde sürüyor. Öte yandan kırsalda yaşayan ve konar – göçer yaşam tarzına devam eden ailelerin bir kısmında devam eden “aile işçiliği” meselesinin düzgün bir çerçeveye alınması gerekliliğini de bu çalışmaları detaylı incelediğiniz zaman görüyorsunuz.

Bu noktada resmi kurumlara düşen tarlada çalışan bir çocuğun içinde bulunduğu durumu doğru bir açıdan konuya yaklaşarak tespit etmek zorunda. Bu çocuk çalıştırılırken sömürülüyor mu? Yoksa kırsal yaşamın doğası gereğince imece kültürüyle üretim sürecine bir katkı sunarken eğitim, oyun ve sağlık haklarına ulaşabiliyor mu? Ailesiyle beraber çalışırken topraktan soğan toplaması, hasat edilen ürünleri çuvallara koyması ya da tavukları yemlemesinin bir emek sömürüsü olmadığı açık.

Tıpkı büyükşehirde lüks bir villada babası çim biçerken ona yardım eden ya da annesi yemek yaparken ona yardım eden bir çocuğun emeğinin sömürülmediği gibi. Ancak burada bıçak sırtı bir durum var ve bu konunun yakından izlenmesi devletin sorumluluğunda. Bu tip nüansları görmek, öğrenmek ve yakından takip etmek adına Kalkınma Atölyesinin yaptığı çalışmaların çıktısı olan raporlar gerçekten eğitici nitelikte. Kamu kurumlarının ve yerel yönetimlerin de bu çalışmaları takip ediyor ve incelemeler için bu kıymetli STK’lardan destek alıyor olması güzel; daha da güzel olması için acil eylem planlarıyla çözülmesi birkaç temel yaklaşım değişimine bakan konularda ciddi adımların atılması gerekiyor.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Arda Süar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Kocaeli'de ulaşımı pahalı buluyor musunuz?