Ne ekersen onu biçersin

Yazının başlığı olan meşhur atasözümüz, 'herkes yaptığının veya davranışlarının karşılığını görür' anlamında kullanılır.

Bu atasözü buğday ekenin buğday hasat edeceğini, yulaf ekenin yulaf elde edeceğini anlatırken, ekilen miktar ile hasat edilen arasındaki verim oranını ifade etmiyor. Ekonomik terimle anlatmaya çalışırsak, fayda/maliyet oranına bir atıf/gönderme yapmıyor.

Tarımın ilkel şartlarda yapıldığı çocukluk dönemlerimizde (hâlâ bazı yörelerde devam ediyor) tohumları toprağa serpen köylü 'bu yele, bu kurda/haşereye, bu kuşa, bu toprağa' diye ekerdi. Yani ektiklerinin küçük bir kısmı toprakla buluşur, tohum ürüne dönüşürmüş. Fakat toprakla hemhal olan tohum öyle bir bereketli mahsul verir ki yele, kuşa verilen yani görünüşte zayi olandan çok daha fazla ürün elde etmek, kendinin ve ailesinin rızkını temin etmek mümkün olabilirdi.

İnsanlar da bazen sosyal ilişkilerinde umutsuzluğa kapılıyor. 'Ben çevremdeki insanlara hep iyi davranışlarda bulunmama, çeşitli fedakârlıklarda bulunmama rağmen yeterince karşılık göremiyorum' şeklinde hayıflanmalar, karamsarlıklar içine düşebiliyor. Hatta daha karamsar tipler 'ben iyilik ekiyorum ama karşılığında kötülük görüyorum' düşüncesini dile getirirler.

Toplumda bu tarz yakınmaya içten inananın pek olmadığını düşünüyorum. Çünkü toplum vicdanı, gerçekten ne ekilirse onun biçileceğine dair köklü bir inanç içindedir. Topluma, çevresine iyilik içerisinde olan insanlar kıskanılabilir, çekememezliklere muhatap olabilir ama böyle kişilerden toplumun nefret ettiği görülmemiştir.

Yüce Yaratıcımız, dünyevi bir karşılık beklemeksizin sırf Allah rızası için yapılan iyiliklerin karşılığını kat kat vereceğini Kutsal Kitabımızda anlatıyor: "Mallarını Allah yolunda sarf edenlerin durumu, her başağında yüz tane olmak üzere yedi başak veren tanenin durumu gibidir. Allah dilediğine kat kat verir. Allah'ın lütfu geniştir, O her şeyi bilendir." (Bakara 261)

Hadis-i Şerifte ise şöyle bildiriliyor: "Rabbiniz Rahimdir. Bir iyilik yapmak isteyip de yapamayana, bir sevap verir. On mislinden yedi yüz misline kadar veya daha fazla sevap yazar. Kötülük yapmak isteyip de yapmayana bir sevap, yaparsa bir günah yazar." (Taberani)

* * * *

"Ne ekersen onu biçersin" atasözünün değişik halleri de var. Mesela güncel siyasette sıkça kullanılan "rüzgâr eken, fırtına biçer" sözünü anmamız için "siyasi gerilimin" iyice arttığı günümüzde yeterince sebebimiz olduğunu sanıyorum.

Camilerde hocalardan sıkça duyduğumuz "ne verirsen elinle, o gelir seninle" atasözü de yapılan iyiliğin mükâfatının mutlaka alınacağını gösterirken, "eden bulur" sözü ise yapılan kötülüğün karşılıksız kalmayacağını vurgulamakta.

Bu atasözlerinin hepsi farklı gerçekleri, değişik boyutlarıyla içimize nakşeden ve dünyaya bakış açımızı/ değerler dizimizi (paradigmamızı) oluşturan çok faydalı özlü sözler.

Yeter ki yerinde kullanmayı ve kendimiz için ders çıkarmayı bilelim.

*******************

ÇİN BAMBU AĞACININ YETİŞMESİ

StephenCovey'in "Etkili İnsanların 7 Alışkanlığı" kitabından yıllar önce okuduğum ve internette çok yaygın olarak paylaşılan Çin Bambu Ağacının yetişmesine dair örneği kendime ve sizlere hatırlatmak istiyorum.

Çin Bambu ağacının yetişmesi, kısa vadeli semerelerden ziyade, uzun vadeli başarılara odaklananlara cesaret verici, olumlu ısrar için güzel bir örnektir.

"Çinliler bu ağacı şöyle yetiştiriyorlar:

Önce ağacın tohumu ekilir, sulanır ve gübrelenir.

Birinci yıl tohumda herhangi bir değişiklik olmaz.

Tohum yeniden sulanıp gübrelenir.

Bambu ağacı ikinci yılda da toprağın dışına filiz vermez.

Üçüncü ve dördüncü yıllarda her yıl yapılan işlem tekrar edilerek bambu tohumu sulanır ve gübrelenir.

Fakat inatçı tohum bu yılda da filiz vermez.

Çinliler büyük bir sabırla beşinci yılda da bambuya su ve gübre vermeye devam ederler.

Ve nihayet beşinci yılın sonlarına doğru bambu yeşermeye başlar ve altı hafta gibi kısa bir sürede yaklaşık 27 metre boyuna ulaşır.

Akla gelen ilk soru şudur:

Çin bambu ağacı 27 metre boyuna altı hafta da mı? Yoksa beş yılda mı ulaşmıştır? Kuşkusuz ki beş yılda.

Büyük bir sabırla ve ısrarla beş yıl süresince, tohum sulanıp gübrelenmeseydi ağacın büyümesinden hatta var olmasından söz edilebilir miydi?"

NOT: 09 Mart 2010 tarihinde yayımlanan yazımdan alınmıştır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ruhittin Sönmez - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

01

Jeom Behzat Gönül - Bu yazıyı okuduğumda, Jeoloji Müh olarak deprem tespitimde kazandığım başarımı oluşturan süreci hatırladım. Bambu tohumunun ürün vermesi süreci, aynı deprem tespitinde arazide yapılan Saha Jeolojisi çalışmaları gibidir. Birçok insan, kendilerine deprem tespit işini on dakikada öğretmemi istemesi bende şaşkınlık ve beyin tusunamisi yapmaktadır. Alti yıllık bir üniversite süreci ve öncesinin nitelikli bilgi ile yapılan ar-ge 'si var. Bilgi ve emek zaman içinde mayalanıp, sabır ile ürün olur. (Jeoloji Müh. Behzat Gönül / Kocaeli).

Yanıtla . 2Beğen . 0Beğenme 22 Eylül 12:58
03

Jeom Behzat Gönül - @Jeom Behzat Gönül 01 nolu yoruma cevabı: Bir zahmet bunu Japonlara sorunuz, ben de merakla bilginizi bekliyorum. Japonlar 1978 y bir depremi 1,5 saat önceden bildirdiler ve her bildiklerini dünyaya açıklamak zorunda değiller. Jeoloji Müh. Behzat Gönül / Kocaeli).

Yanıtla . 2Beğen . 0Beğenme 29 Eylül 15:27
02

Tahmini - @Jeom Behzat Gönül 01 nolu yoruma cevabı: Dunyada deprem tahmini yapilamiyor yapsalar japonlar yapardi.. siz nasil yapiyorsunuz ki..

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 24 Eylül 12:23


Anket Kocaeli'de ulaşımı pahalı buluyor musunuz?