Amerikan seçimleri ve bölgemiz

Her dört senede bir Amerika Birleşik Devletleri Başkanlık seçimleri yaklaşırken tüm dünyanın gözü kulağı orada olur. Küreselleşmenin neticesi mi dersiniz, kapitalizmin zorlaması mı dersiniz bilmem ama dünya siyasetindeki kısa ve orta vadeli dengelerin tümü her zaman Amerikan Seçimlerine göre şekillenir.

Kasım ayında yapılacak seçimler öncesinde ABD tarihinde görülmemiş, hatta bırakın görülmeyi akıllara gelmesi bile imkansız kabul edilecek şeyler oluyor. Ülkede ciddi ciddi Trump’ın seçimi kaybederse görevi bırakmayabileceğine dair iddialar ve senaryolar konuşuluyor. Ben bunun çok mümkün olduğunu düşünmüyorum ancak bu senaryolar ciddi ciddi konuşuluyor ve gerçekleşmesi durumunda neler olabileceğine dair öngörüleri çok nitelikli uzmanlar sıralıyorsa, konunun bizim bilmediğimiz bir ayağı olması muhtemel.

Demokratların bir önceki seçimde ve bu seçimde önemli aday adaylarından olan ve insanı merkeze alan söylemleriyle gelecek 50 yılın siyaset felsefesine çok net bir şekilde fikirleriyle damga vuracağı belli olan Bernie Sanders hem dört sene önce hem de bu yılki ön seçimlerde gerekli desteği alamayarak Demokratların adayı olamadı. Kökeni itibariyle bağımsız bir siyasetçi olarak uzun yıllardır Senato’da görev alıyor olması zaten iki partinin domine ettiği bir siyasi düzlemi olan ABD tarihine geçmiş bir kariyer. Sanders siyasete veda ediyor ancak fikirleri hem ABD hem de dünya genelinde entelektüel olarak çok büyük destek buldu. Onun ekolünden gelen genç Amerikalı siyasetçilerin de yıldızları parlamaya devam ediyor. Demokratik sosyalizm dediği görüşleri esasen bizim literatürümüzde sosyal demokrasi denen çerçeveye oturuyor. ABD’de bir sosyal demokratın ciddi anlamda taban bulmuş olması, küresel ölçekte dünya siyasetinin ileride kayabileceği çizgi olarak bize fikir veriyor.

Kırk Katır mı Kırk Satır mı?

Mevcut iki başkan adayı olan Trump ve Biden’ın iç politikadan ekonomiye, ırkçılık meselesinden dış politikaya kadar hemen her konuda birbirine en zıt noktalarda durmaları sebebiyle tüm dünya açısından çok ciddi kırılmaları yaratması muhtemel bir süreci getiriyor.

Ülkemiz açısından da durum pek farklı değil. Her iki adayın seçilmesinin de bize küresel siyasette getireceği çok büyük handikaplar var. Trump’ın dengesiz, diplomasiden uzak ve alenen tehdit ederek iş yapar tutumu; bizim gibi cari açığını finanse etmek için sıcak paraya ihtiyacı olan ülkeler açısından tam bir felaket. Her politik meseleyi ekonomik şantajları masaya alenen koyarak, tüm dünya nezdinde karşısındakini rezil etmeyi bir diplomasi yöntemi olarak uygulayarak Trump, tüm dünya için olduğu gibi bizim için de büyük bir tehdit. Öte yandan Asya merkezli tedarik zincirlerini kırmak istemesi de bizim için büyük bir avantaj olabilir ancak bu süreçten nemalanabilmek için bize çok ödev düşüyor.

Biden ise diplomasiye alan açacak ve yumuşak güç odaklı bir şekilde dünya siyasetinin şekillenmesine yol vereceği için özellikle Doğu Akdeniz başta olmak üzere mevcut krizlerin çözümünde diplomasi merkezli süreçlerin yürütülmesinin önünü açabilir ve bu bizim için kıymetli bir alan olabilir. Ancak Suriye meselesinde Biden’ın ve Demokratların görüşlerinin merkezinde YPG olması, bölgeye dair politikalarını şekillendirirken PKK ve FETÖ eksenlilobilerin görüşlerini dikkate almaları bizim açımızdan zorlu süreçleri önümüze getirebilir.

İşin özü Türkiye açısından bu seçim sonuçları “kırk katır mı kırk satır mı” gibi bir durum ve bahtımıza piyangodan ne çıkarsa ona göre pozisyon almak zorunda kalacağız. Ancak işin bir de iç politikaya yansımaları var ki insan bazen utanıyor bazen ne diyeceğini bilemiyor. Bir kısım muhalifin Biden’ın başkan olmasını istemelerinin ve temenni etmelerinin sebebi; mevcut iktidara karşı demokratik baskı araçlarının güçleneceğine yönelik beklentilerinin olması. İşin utanç tarafı dışarıdan bir destek aramak, işin insanı hayrete düşüren tarafıysa Biden’ın başkanlığının uzun vadede Türkiye’nin toprak bütünlüğünü tehdit edecek süreçleri tetiklemesi ihtimalinin yok sayılması.

Bölgesel İşbirlikleri Bizi Kurtarabilir

Hem Trump Hem de Biden ülkemize yönelik ağır cümleler kurmaktan çekinmiyorlar. Türkiye’yi dizayn etmeye yönelik söylemlerden tutun da hakaretamiz cümlelerle dolu mektuplara kadar işin vardığı noktalar gerçekten akıl alır gibi değil. Gerek iktidar gerekse muhalefet bu densizliklere gereken tonda cevabı veremiyor. Çünkü para alan emir alır, şantaja açık hale gelir. Her sene yüz milyarlarca Dolar cari açık veren bir ülke olmamız sebebiyle, AB’ye çıkarabildiğimiz tonda bir ses ABD’ye ne yazık ki tarihteki birkaç istisnai olay dışında çıkaramıyoruz. Suriye’de angaje olduğumuz süreçler neticesinde Rusya’ya karşı da aynı durumdayız. İki süper gücün dehşet dengesi arasında sıkışmış ve adeta mini bir Soğuk Savaş simülasyonu yaşıyoruz.

Dış politikaya değindiğim yazılarımda sürekli belirttiğim üzere Türkiye’nin tek çıkış yolu bölgesindeki aktörlerle hızlı bir normalleşme sürecine girmektir. Son bir haftadır Mısır’a yönelik verilen eski sert tutuma göre daha ılımlı mesajlar bu yönde atılacak adımların bir işaretçisi sanki. Öte yandan İsrail’in Arap ülkeleriyle girdiği normalleşme sürecine verdiğimiz sert tepkilerin de anlamsız olduğu kanaatindeyim. Zira bu ülkelerle İsrail’in ilişkileri zaten kağıt üzerinde kopuk olsa da arka planda gayet normal ve hatta maşallahları var. Bundan dolayı malumun ilamı bir süreç ABD gibi bir aktörün devreye girmesiyle hayata geçtiği için verdiğimiz tepkilerin bir karşılığı yok.

Türkiye küresel bir kuşatma altına alınıyor. Tarihin tekerrürden ibaret olduğunu bir kez daha görüyoruz. Bir yanda ABD’nin sıcak para şantajları ve terör örgütleriyle ilişkisi, öte yanda Rusya’nın bizi Suriye’de kilitlediği durum ve terör örgütlerine alenen arka çıkması, NATO – S400 açmazına NATO eliyle itilmiş olmamız, Fransa’nın Yunanistan eliyle bizi Antalya ve İzmir Körfezlerine hapsetme çabaları, Almanya’nın ikircikli tutumu derken gelinen son nokta Balkan Harbi sonrası 1. Dünya Savaşı öncesi durumdan farksız. Türkiye, 1922’de yaptığı gibi kendisi için yapılmış olan tabutu, onu gömmek isteyenlerin kafasına geçirmek için yine tarihe bakara ders almalıdır. Diplomasiyi kullanarak Batı ittifakında çatlaklar açmaya gayret etmek, küresel nizamın yerleşik uluslar üstü yapılarıyla didişmemek ve üretmeye, çalışmaya, çağı yakalamaya gayret etmek zorundayız.

Bunu yapabilmek için de başımızdaki belaları sırasıyla defetmek gerekir ki işimize gücümüze dönebilelim ve bizi şantaja açık bırakan gediklerimizi kapatabilelim. Mısır, İsrail ve Suriye yönetimleriyle anlaşarak hem Doğu Akdeniz’deki haklarımızı garanti altına alabilir hem de AB ve Yunanistan’ı bölgede yalnızlığa itebiliriz. Bunlar elbette yazması çizmesi kolay ama uygulamada binlerce arka planı olan konular; ancak böyle bir çerçeve çizilirse, yolda karşımıza çıkan sorunları ortadan kaldıracak devlet ve diplomasi geleneğine sahip bir ülke ve üretme kapasitesi yüksek bir Batılı devlet olarak daha ferah bir atmosfere ulaşabiliriz.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Arda Süar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Kocaeli'de ulaşımı pahalı buluyor musunuz?