Reklamı Kapat

Kafkasya Açmazından Çıkış

Bölgemizin donmuş sorunlarından birisinde daha silahlar çekildi ve Azerbaycan – Ermenistan arasında yer yer oluşan sıcak çatışmalar bu sefer kocaman bir savaşa dönüştü. Rus kaynaklarına göre Azerbaycan’ın, Avrupa kaynaklarına göre Ermenistan’ın ilk kurşunu attığı 27 Eylül sabahından bu yana Azerbaycan ordusu ondan fazla bölgeyi işgalden kurtardı ve savaş şu anda askeri unsurların tahribatına odaklanmış bir şekilde sürüyor.

Dağlık Karabağ meselesi yirmi senedir işgal altında tutulan Azerbaycan topraklarının işgalden kurtarılmasıyla sonuçlanabilir mi sorusuna verilebilecek net bir yanıt yok. Zira adı üzerinde Dağlık Karabağ denilen bölgedeki Ermenistan unsurları topografik bir üstünlüğe sahip. Azerbaycan ordusunun ilk iki günde kurtardığı bölgeler kendi sınır hattında bulunan ve askeri operasyonlar açısından stratejik öneme sahip yerler olsa da bir süpürme savaşı ve genel bir taarruzun temel parçaları değiller.

Ermenistan askerlerinin yüksekte olması, alçak bir bölgeden yapılacak taarruzun ne kadar askeri üstünlük olursa olsun ciddi riskler barındırması sonucunu doğuruyor. Bu sebeple insansız hava uçaklarıyla Azerbaycan’ın düzenli olarak düşman unsurlarını tahrip etmesi kendi stratejileri açısından oldukça değerli ama zafere ulaşabilmeleri adına tek başına yeterli değil.

Büyüklerin Tutumu

Bölgemizdeki her çatışmada olduğu gibi yine karşı karşıya gelen iki ülkeden öte gözler küresel ve bölgesel aktörlere çevriliyor. ABD şu sıralar kendi seçim sürecine odaklanmış durumda ve konuya derinlemesine bir şekilde müdahil olamıyor. Rusya klasik pozisyonu olan Ermenistan destekçiliğini koruyor olmasına rağmen beklenenden çok daha pasif kaldı. Esasen içinde bulunulan sürecin en dikkat çekici noktası olduğunu düşünüyorum. Hatta “Putin’in şefi” olarak da tanınan ülkenin önemli işadamlarından Yevgeny Prigozhin’in “kişisel görüşüm Karabağ Azerbaycan’ın toprağıdır” açıklaması altı çizilmesi gereken ve dikkat çekici bir çıkıştı.

Fransa ve İran’ın Azerbaycan üzerinden Türkiye’ye yönelik suçlamaları da bizi doğrudan ilgilendiren bir durum. Zira iki ülke bizim Suriye’de savaşan cihatçıları Azerbaycan’a sevk ettiğimizi iddia ediyorlar. Bu iddia sadece Karabağ çatışmaları özelinde bir hasmane tutum değil. Doğu Akdeniz meselesinde Fransa’yla neredeyse gırtlak gırtlağa gelmemiz, Rusya’yla aramızın her geçen gün açılmasının İran’ın bölgesel çıkarlarını tehdit etmesi ve küresel kamuoyu nezdinde Türkiye’yi cihatçı teröristlerin hamisi gibi göstermek gibi farklı sorunları beslemeyi amaçlayan saçma bir iddia. Zira hiçbir cihatçı savaşçı, velev ki parasını siz ödüyor bile olsanız gidip Şii bir ülke için savaşmaz. Hele ki Azerbaycan gibi laikliği sisteminin en temel taşlarından birisi olarak konumlandırmış ve buna sımsıkı sarılmış bir ülke topraklarına cihatçıları sokmayı aklından bile geçirmez.

Özünde burada yine aynı küresel yalan dolaşıma sokulmaya çalışıyor ve ne yazık ki ülkemizde de gözünü kim bürümüş birileri çıkıp bu tezleri savunuyor. Bu tiplere merhum İsmet Paşa’nın Büyük Taarruz’dan altı ay kadar önce Büyük Millet Meclisinde Mustafa Kemal Paşa’nın başkomutanlığının ayak oyunlarıyla uzatılmasının engellenmesi üzerine Halide Edip’le dertleşirken kurduğu “vatan pahasına siyaset olmaz” cümlesini iyice okumalarını salık veriyorum. Bu kepazelikten bir an önce uzaklaşsınlar, bu olayı da tarihe gömelim kimse de bir daha işitmesin.

Türkiye’nin Safı Bellidir

Bu çatışma sürecinde ülkemizde hemen herkes Azerbaycan’ın haklı savaşını destekleyen tutumda buluştu. Azerbaycan’ın Karabağ meselesini askeri yöntemlerle çözmek zorunda kalması, içine itildiği bir durumdur. Bu olayın Kıbrıs, Tayvan ve Filistin gibi donmuş bir sorun olarak mevcut statükonun devamının tüm dünya için tercih edilecek seçenek olmasının önüne geçmek adına doğru bir adım atıldı. Üstelik Ermenistan’ın, sınır boyundaki Azerbaycan’ın sivil yerleşim yerlerine yönelik bitmek bilmez taciz saldırıları da işin cabası.

Bu soruna müdahil olan birincil küresel aktörler olan Rusya, Fransa, ABD ve AB’nin “silahlı çatışmalar sona ermeli” açıklamaları özünde “hadi itiştiniz şimdi yerlerinize geçin oturun” diyen küstahça bir tutum. Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünün ihlal ediliyor olmasını zerre kadar önemsemeyen, etnik ve dini bir pencereden konuya yaklaşan dünyanın iki yüzlü süper güçlerinin bu tutumuna alışığız. Ancak Azerbaycan dünyanın ve bölgenin içinden geçtiği olağanüstü sağlık, ekonomik, siyasi ve askeri süreçlerin kesişim noktasında bir hareket alanı yakaladığı anda; Ermenistan’ın provokatif tutumu karşısında bu sefer sessiz kalmadı ve geniş çaplı bir askeri operasyonu başlattı. Yarın öbür gün bir çözüm masası kurulursa düne göre eli daha güçlü olacak.

Türkiye dışında bu süreçte hakkaniyetli olanı savunan üç ülke daha var. Bunlar İsrail, Pakistan ve Ukrayna. Pakistan’ın son dönemde Türkiye’ye yönelik artan ilgisi ve kamu diplomasisi anlamında derinleşen bağı bu olayda da kendisini gösterdi. Ve hatta dün Türkiye – Azerbaycan ilişkilerinin özeti olan “tek millet, iki devlet” söylemini “tek millet, üç devlet” olarak dile getirdiler. Ukrayna’nın tutumunu konjonktürel olarak görebiliriz zira Azerbaycan’a benzer bir şekilde ülkesinin bir kısmı Putin’in bölgesel yayılımcı politikaları sebebiyle işgal edilmiş ve Kırım’a adeta el konmuş bir durumda.

İsrail’in Politikası

Burada ilginç olarak nitelendirilebilecek ve üzerinde derinlemesine düşünülmesi gereken İsrail’in tutumu. Azerbaycan’ın İran topraklarında kalan toprakları da bulunuyor. Güney Azerbaycan dediğimiz bölge de esasen etnik ve kültürel olarak İran’a değil Azerbaycan’a ait olması gereken bir bölge olarak görülüyor. Bu sebeple İran’ı rahatsız edecek bir süreçte İsrail’in tutumu kendi çıkarları açısından yerinde görünüyor. Zaten bu tutuma bakınca da yukarıda değindiğimiz “cihatçı savaşçılar iddiası” da zaten otomatikman bir kez daha çöpe gidiyor. İsrail bölgesindeki siyasetini ABD desteğiyle şekillendiren ve bundan dolayı da Rusya’nın Kafkasya’dan Orta Doğu’ya kadar uzanan hatta aldığı her darbeden kendisine siyasi bir alan açabileceğini öngören bir ülke.

Bu sürecin Türkiye – İsrail ilişkilerinin doğal akışı olan bölgesel müttefiklik eksenine dönmesinde de bir katkısı olabileceğini düşünüyorum. Nihayetinde eğer Karabağ özgürleştirilirse İran ve Rusya arasındaki koridor iyice daralıyor ve İran’a yönelik uzun yıllardır süren kuşatmada bir adım daha atılmış oluyor. Türkiye’nin son 300 yıllık tarihinde en kanlı savaşları verdiği düşmanı genel kanının aksine batılı ülkeler değil Ruslar olmuştur. En kanlı savaşlarımız, en büyük kayıplarımız ve Osmanlı’nın çöküşüne giden yokluk ve yoksunluk dönemine sürüklenme sebeplerimizin başında da Ruslarla olan savaşlar gelmektedir.

Bu çerçevede Türkiye’nin ve doğal müttefiklerinin kendi tezlerini savunarak, Batı ittifakını mecburcu bırakarak Rusya’nın yayılımcı politikalarının ve İran’a arka çıkan tutumunun karşısında cephesini genişleterek İsrail üzerinden ABD’yi ve İngiltere’yi safına çekmek dışında bir çıkışı görünmüyor.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Arda Süar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Yeni alınan karardaki tedbirleri yeterli buluyor musunuz?