Reklamı Kapat

Krizden ne ders çıkaracağız?

Ülkemizin ekonomik yapısının kırılganlığı her geçen gün artıyor. CDS primi denen, yani Türkiye’ye hazine ve merkez bankası aracılığıyla borç veren uluslar üstü para sahiplerinin paralarının alamama durumuna karşı önlem olarak ödedikleri sigorta primlerine bakarak bu durumu net bir şekilde görebiliriz. Dünyada şu an 5 yıllık CDS sigorta primi 300 baz puanında üzerinde olan tek eli yüzü düzgün ülkeyiz. 500 baz puan CDS primi demek, Türkiye Cumhuriyeti’ne 10 milyon Dolar borç veren birisinin parasını vadesi gelince faiziyle birlikte tahsil edemezse 500 bin dolar sigorta primi ödeyerek kendisini güvence altına almasıdır. Bu da %5 oranında bir sigorta bedeli demektir ki korkunç yüksek bir rakam.

Bunu başka ülkelerle kıyaslayarak durumu daha net bir şekilde anlayabiliriz.

Brezilya %2,2 Meksika %1,4 Yunanistan %1,35 İtalya %1,21 Polonya %0,61İspanya %0,5Güney Kore %0,24İngiltere %0,2Japonya %0,17ABD %0,15Almanya %0,11ve listede en güvenilir ülkeler olan Avusturya ve Danimarka %0,09.

Bu tablo bize gösteriyor ki dünya ekonomik elitlerinin Türkiye ekonomisine yönelik güvenleri son derece düşük. Faizleri mecburen yükseltmek gerekiyor ki bu riskli görülen ekonomiye yabancı parayı sokabilelim. Bu sefer de daha çok faiz demek, daha büyük ödeme zorunluluğu demek. Bu da daha büyük risk demek. Sonrasında daha düşük kredi notu demek ve bu döngü bir ülkeyi gırtlağına sarılmış yılan gibi öldürene kadar sıkmaya devam eden bir çıkmaz anlamına geliyor.

Para Piyasalarından Para Kazanamayız

Aslında ülkemizin krize girmesi yakın dönem kaynaklı bir şey değil. 2013 yılından bu yana bu krizin gelmekte olduğu sürekli olarak söylendi, yazıldı çizildi. İçinde bulunduğumuz durum bir de Koronavirüs pandemisi başlayınca iyice içinden çıkılması güç bir hale geldi. Her ne kadar kamu yatırımları sürmekte ve ihracat yapanlar kurun geldiği noktadan memnun olsalar da ihraç edilen ürünlerin ithal bileşenleri olduğu müddetçe, bu tip bir ihracat modeliyle ülkemiz içinde olduğu durumdan kurtulamaz.

Cari açık, yani ülke bütçesinin yıllık zarar ettiği para miktarı borçla kapatılıyor. Bu da hazine, Merkez Bankası, Varlık Fonu gibi araçlarla yapılan borçlanmalarla gerçekleşiyor. Türkiye’ye borç verecek adam ödeyeceği risk primi olan CDS’i de hesaba kattığı zaman mevcut yapıya ancak risk iştahı yüksek yani getiri için ana parasını riske etmekten kaçınmayan fonlar geliyor.

En son 6 Ekim tarihinde yapılan TCMB hazine bonosu ihalesinde 4 yıllık bonolara yıllık %10,07 5 yıllık bonolara da yıllık %12,59 oranında faizle TL cinsinden borçlanıldı. Basit bir hesap yaptığımız zaman rakamları da yuvarlarsak eğer, 100 Dolar parasını ihale günü 7,8 TL kurla Liraya çevirip 780 Liralık hazine bonosu alan yabancı yatırımcı 5 yılın sonunda %12’den hesaplarsak bileşik faizle 1374 TL para devletten geri alacak. İlk parası olan 780 TL’nin tümünü %5’le sigortalattığını da hesaba kattığımızda (ki paranın tümünün sigortalanması da her zaman yapılan bir uygulama değil; jeopolitik riskler siyasi riskler vs. hesaba katılıyor bu sigorta anlaşmalarında) 40 TL sigorta pirimi de ödemiş oluyor.

Toplamda elinde 1334 TL para kalıyor 5 yılın sonunda. TL cinsinden hesapladığımızda 780 lirasına karşılık 5 yılda 554 TL para kazanmış oluyor. Ancak zurnanın zırt dediği yer burası; yabancı bir yatırımcı olduğu için parasını Türkiye’den dövize çevirip götürecek. İşlemi yaptığı gün 7,8 TL olan Dolar kuru 13,34 TL’nin üzerine çıkmış olursa adam hem risk almış, hem 5 sene parasını bağlamış, hem de zarar etmiş oluyor. Burada elbette yatırımcıların tahammül edecekleri bir kur limiti var ve hesaplarını ona göre yapıyorlar. Ya da süreç bekledikleri gibi gelişmezse ellerindeki kağıtları ikincil piyasada satıyorlar.

Bu 5 yıl boyunca enflasyon ve döviz kuru arasında basit bir hesap yaparak %8 olarak yıllık enflasyon artışı ve döviz yükselişi hesaplayalım, ki bu son 3 senedir yaşadığımız döviz hareketlerinin neredeyse birkaç aylık hareketi. Bu oranı baz alırsak adamın cebinde 1334 TL olduğu gün Dolar kuru 10,61 TL oluyor. Bu kurdan yeniden Dolar aldığı zaman elinde 125 Doları oluyor. Yani 5 yılın sonunda, makul seviyede seyretmiş bir döviz kuru artışıyla parası ancak %25 değer kazanmış oluyor.

Türkiye gibi Doğu Akdeniz, Kafkasya, Ortadoğu gibi her tarafından sürekli sıcak çatışmalar ve jeopolitik gerilimler olan bir ülkeye kimse on milyonlarca dolarını bu şartlarda getirip %25 kazanç için riske etmez. Bu da demektir ki ülkemizin cari açığını para piyasalarıyla kapatabilmesi önümüzdeki süreçte mevcut CDS primleri, faiz oranları, kredi derecelendirme kuruluşu notlarıyla imkansız. E tabi ülkeyi sırtımıza alıp bu her tarafı ketenpereli coğrafyadan taşıyamayacağımıza göre başka bir çözüm bulmamız ve o bulduğumuz o yolda ısrarla yürümemiz gerekiyor.

Üremeye Mecbur Hatta Mahkumuz

Ülkemizin sahip olduğu avantajları iyi görmeliyiz. Genç bir nüfusumuz var. Geleceği eğitimle kurtarmak elbette her zaman söylenegelmiş bir temennidir ancak kısa vadede Türkiye belirli üretim alanlarını tespit ederek buralara yönelik ara eleman ihtiyacını kapatabilir; elindeki vasıfsız ve atıl duran kitleyi mesleki eğitimlerle para eder bir hale getirebilir. Bugünün dünyasında artık emek yoğun bir ekonominin dünyayla rekabet etmesi mümkün değil ama bizi orta vadede içinde bulunduğumuz kıskaçtan kurtarmasa da bir parça nefes aldırabilecek bir potansiyel olduğu da göz ardı edilmemeli. Bir yandan uzun vadeli bir planla çocuklarımızı dijital dünyaya göre yetiştirirken, bir yandan da bu treni kaçırmış vasıfsız işgücümüzü bir şekilde döviz üretebilir noktaya getirmeliyiz. Aksi takdirde potansiyeli çok yüksek olan bugünün çocukları ve bebekleri, kendilerinin bir iki kuşak üstündeki hantal kitleleri beslemek için ömürlerini heba etmek zorunda kalacaklar.

Türkiye’nin en büyük derdi olan coğrafi konumunun elbette avantajları da var ve bunun başında hava deniz ve karayollarıyla dünya nüfusunun çok büyük bir kısmına 5-7 saat arasında ulaşabilen bir yerde olmamız geliyor. Türkiye dünyanın lojistik merkezi olmayı ciddi anlamda masaya yatırmalı ve gerekirse 5 yıl 10 yıl buraya reel yatırım yapan firmalardan beş kuruş vergi almamalıdır. Belirli istihdam oranlarına göre bu oran belirlenebilir ya da süre uzatılabilir. Geniş tabanlı işsizlik oranı %20’leri geçmiş bir ülke olarak, bu topraklarda bir kişiyi bile evine ekmek götürür, hayatını idame ettirebilir duruma getirecek herkesin önünü sonuna kadar açmamız gerekiyor.

Üretmiyor olmanın, kullanımı çok geniş ürünleri ithal ediyor olmanın döviz kuru sebebiyle kitlesel fakirlik ve yokluğu tetiklediği stratejik ürünlerde yarattığı kriz var ki bu konuyu ben genel kapsamda farklı ele alıyorum.

Stratejik ürün denince herkesin aklına askeri ürünler, temel sanayi mamulleri, doğal kaynaklar falan geliyor ancak kafamızı kağıtlardan ve ekranlardan kaldırıp sokaklara, pazarlara, mahallelere baktığımız zaman gerçek stratejik ürünlerin bambaşka olduğunu görüyoruz. Bugün ülkemizde bebek mamalarının fiyatları almış başını gitmiş, keza bebek bezleri, kadın pedleri, en basit kategorideki ilaçlar, buğday, domates, yumurta, süt, peynir… İnsanların günlük hayatlarında sürekli olarak kullandıkları ve dünyanın sonu gelene kadar da kuvvetle muhtemel sürekli olarak kullanacakları bu ürünlerin üretiminin en az %70-80 oranında yerlileştirilmesi gerekiyor. Zira bir döviz dalgalanmasında ithal olan bu ürünlerin fiyatlarındaki oynama insanların doğrudan alım gücünü bir haftada on günde aşağı çekiyor. Siz bol bol üretin, içerideki talebi aşarsa zaten satacak yer beş dakikada bulursunuz.

Öte yandan Çukurova, Konya, Diyarbakır, Gediz, Afyon, Ergene, Eskişehir, Harran, Amik gibi çok bereketli bölgelere sahip bir ülke olarak tarım ürünü ithal ediyor olmamızı anlamak mümkün değil. Anadolu sanıldığının aksine tümü çok bereketli bir toprak parçası değil. Ancak belirli bölgelerdeki isimlerini saydıklarımız başta olmak üzere çok verimli alanlara sahip bir coğrafya. Geri kalan bozkırda ve dağlık bölgelerde de zaten hayvancılık yapılması için gerekli şartlar var. Bugün Türkiye’de etin kilosunun 10, iyi bir peynirin kilosunun 5 liradan fazla olması mantıklı bir durum değildir. Üstelik birincil ihracat bölgelerimizde de tarımsal faaliyetler iklim değişiminin de tetiklemesiyle sürekli olarak daralırken bizim çok yüksek oranlarda ihracat yapıyor olmamız lazım. İthal gıda demek, döviz kurundaki bir oynaklıkta insanların evlerine götürdükleri gıdanın azalması demek. Tencereye giren bir bardak daha az pirinç, bir kaşık daha az yağ, bir dilim daha az et demek. Stratejik üründen bunları anlamadığımız müddetçe onlarca yıldır olduğu gibi attığımız adımlar bizi ileri götürmez çünkü rakiplerimizin attıkları büyük adımları yakalayamayız. Bugün İsrail Allah’ın çölünde tarım ve hayvancılık yapıyor. Bu bizlere bir ibret vesikasıdır.

Nihayetinde ekonominin bir parçası para piyasaları, bir parçası reel sektör, bir parçası maliyedir ancak işin özünde yatan insandır. İnsanlar ceplerindeki parayla, evlerine girdikleri zaman ortalama seviyede donatılmış bir sofraya oturamadıkları zaman toplumun temelleri sarsılır. Aile huzuru biter, çocuklar imkansızlıklarla büyür ve fırsat trenlerini kaçırırlar. Kadına şiddet artar, hırsızlık yolsuzluk fuhuş artar. Bunların hepsi tarih boyunca dünyanın birçok ülkesinde yaşanmış gerçeklerdir. Üstelik bizim gibi dünyanın dört bir yanından sürekli kimlikler üzerinden ayrıştırılmaya çalışılan yerlerde, bu boş sofralar insanların devlete ve millete aidiyetini de parçalar ki işte ekonomik savaş dediğimiz özünde biraz da budur.İnsanlara yüksek perdeden tüketmeyin demek ne piyasa ekonomisine ne insan doğasına uygundur. Bundan dolayı tüketimi durdurmak mümkün değilse, üretimi arttırmak bir zaruriyettir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Arda Süar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Koronavirüs (Covid-19) aşısı çıktığında, aşı olacak mısınız?