Devlete yamanarak para kazananlar

Ülkemizde ne yazık ki bir kısım meslek gruplarının imtiyazları var. Bu imtiyazlarının tabanı da ya anlamsız kanuni düzenlemeler ya da yerleştirilip kökleşmiş hatalı algılar. İşin ilginç yanı kendileri dışında kalan ülkenin %99,9’unun hizmet alma hakkını gasp edebilecek seviyede de kamu otoriteleri üzerinde baskı grupları oluşturabiliyorlar olmaları sebebiyle, bunları bir adım geriye itmek istediğiniz zaman hemen iyi bir şekilde organize olarak süreci kilitlemeyi başarıyorlar.

Taksicileri ele alırsak örneğin; dünyanın her yerinde kullanımına yönelik bir talep patlaması olan ÜBER sisteminin yasaklanmasını sağladılar. Zira bu sistemle tanesi milyonlar eden taksi plakası sahibi olmayan insanlara bir iş alanı oluştu. Taksicilerin anlamsız pahalı ve kalitesi yerlerde sürünen hizmet demeye bin şahit gereken halleri çok net bir şekilde ifşa oldu. Kirli, kokan ve eski bir araçta; ekseriyetle saygı çerçevesini korumayan şoförlerle yolculuk etmek zorunda kalan insanlara yeni bir imkan verilmişti.

Telefonlarındaki bir aplikasyonla bulundukları noktaya istedikleri özellikte bir aracı çağırarak daha uygun fiyata seyahat edebilir hale gelen vatandaş da doğal olarak ÜBER kullanımına yoğun bir talep gösterince taksiciler allem ettiler kallem ettiler ÜBER’i yasaklatmayı başardılar. Zira ÜBER’devatandaş şoförlere not veriyor, yolcusunu memnun edemeyen şoförleri de insanlar bu notları gördükleri için tercih etmiyorlardı. İşini düzgün yapan bir taksici için esasen harika bir imkandı. İşini iyi yapan insan, daha çok tercih edilme şansı olan rekabetçi bir sisteme karşı gelmez. Şimdi de gündemlerinde olan konu; dünyada giderek artan bir şekilde kullanılan elektrikli scooterlar. Çünkü daha ucuz, daha çevreci, daha özgür ve maalesef kadınlar için daha güvenli.

Bir diğer örnekeczacılar. Marketlerde ilaç niteliği olmayan takviye ürünlerin satılıyor olmasına yönelik büyük bir bağırış çağırış içindeler. Ancak söz konusu ürünlerin ilaç olmadığı ortada. Üstelik reçetesiz satılan ilaçların bile eczane dışı noktalarda satılmasında ne tür bir sakınca var anlamak çok mümkün değil. Reçete dışı bir ilacı ben bir eczaneye girip on kutu alabiliyorsam, bunu marketten, benzinlikten, bakkaldan ya da internetten almamın önündeki haklı bir gerekçeyle engel olması anlamsız. Bırakın takviye ve destek ürünlerini, reçeteye tabi olmayan her ilacı gidip her yerden alabilmemiz gerekiyor. Ancak bu ürün tiplerinden ciddi bir gelir elde eden eczacılar yaygarayı kopartıyorlar.

Avukatlar Diktası

Hazır eğitimli bir meslek grubu olan eczacılara değinmişken oradan benzer bir tutumu olan avukatlara geçelim. Avukatlık kanunu kapsamında örneğin herhangi bir baroya kayıtlı olmayan birisinin, talep edenlere dilekçe yazarak hizmet satması yasak. Hatta işin ucu mahkumiyete kadar gidebiliyor. Böyle bir düzenleme var ancak Türkiye’nin tüm adliyelerinin kapılarında durup karşıya baktığınızda bir sürü arzuhalci görürsünüz. Bu yasağın sebebi hukuki bir sürü iddiayla temellendiriliyor ancak işin altında yatan tamamen para meselesi. Barolar Birliği tarifesine göre bir dilekçe yazmak için minimum alınacak ücret 600 TL civarında. Bir arzuhalciye 100 – 200 TL verip bu dilekçeyi yazdırabiliyorsunuz.

600 TL bugün asgari ücretin dörtte biri. Bir şekilde işi mahkemeye düşen, avukat tutacak parası olmayan bir vatandaş sadece bir dilekçe için bu parayı ödemek zorunda bırakılıyor teoride. Tabi işin bir de makbuz kesmeden ve altına imza atmadan dilekçeyi ucuz paralara yazan avukatlar kısmı var. Yeni mezun, aileden gelen bir çevresi olmayan genç bir avukat için bürosunun kirasını, elektriğini, internetini, suyunu, telefon faturasını ödemesi için bu 100 – 200 Liralar oldukça kıymetli paralar. Ancak burada sistem, hukukçuyu kanunun arkasından dolaşmaya itiyor. Nereden baksanız tutarsız bir durum.

Bir de işin kamu görevi meselesi var ki o zaten dünyanın en zorlama şekilde, kendisini devlet aygıtına itelemiş bir meslek grubu uygulaması. Kamu hizmeti olmayan bir kamu görevi tanımı ortaya çıkıyor. Oysa karşılığında para alınan, hem de iyi paralar alınan ve bu para kamudan alınmayan bir işin neresinin kamu görevi olduğu izaha muhtaçtır. Savunma hakkının kutsal olduğu ve kanunlarla korunması başka bir şeydir; bu kutsallığın avukatlara mal edilmesi başka bir şeydir. Zira herhangi bir vatandaşın savunmasını bir avukat aracılığıyla yapma zorunluluğu yok. Yani kendisini mahkemede savunan birisi otomatikman kutsallamış oluyor. Mahkeme salonu dışında da dilekçesini bir insan ister kendisi yazar, ister bir avukata yazdırır, ister para karşılığı başka birisine yazdırır, ister bir arkadaşından rica eder bedava yazdırır. Hukuki jargonla ifade edersek; bu hizmeti alanla veren arasında sözlü ya da yazılı bir akittir.

Çok sağlam bir araba alıp yaşanan kazadan burnunuz kanamadan da çıkabilirsiniz, ucuz bir araç alıp aynı kazadan yaralı da çıkabilirsiniz. Burada insanların neyi tercih ettiklerinde ne sonuçla karşılaşacaklarına dair hür iradeleriyle, akıllarını kullanarak, imkanları ölçüsünde alacakları bir karar vardır. Avukatın yazdığı bir sözleşmenin, arzuhalcinin yazdığına göre daha sağlam olduğunu idrak edemeyen birisi eğer imkanı olmasına rağmen arzuhalciyi tercih ediyorsa bu onun salaklığıdır. Ceremesini çeker. Alanında uzman bir avukatın bu sözleşmeyi tarifenin beş katı bir ücretle yazmasının nasıl bir artısı varsa, işin uzmanı olmayan birisinin yazmasının da eksisi vardır. Ekonomik imkanı olmayan ve bir dilekçe yazacak seviyede temel hukuk bilgisi olmayan birisini siz arzuhalciye mahkum eden bir fiyat düzenlemesi yapıp sonra da ondan hesap soramazsınız. Dilekçe yazımı, bir sefere mahsus duruşmaya girme gibi hizmetlerin Barolar Birliği tarifesinden çıkartılması gerek. Hem imkanı olmayan insanlar hukuk hizmetine ucuza erişebilir hem de aileden gelen avantajları olmayan genç avukatlara da para kazanmaları yolunda bir alan açılmış olur.

Para Alınan İş Kutsal Değildir

Ne yazık ki avukatlık, öğretmenlik, gazetecilik, savcılık, hakimlik gibi birçok meslek grubunun kendilerine yonttuğu “kutsal meslek” safsatası sebebiyle sistem bir noktada kilitleniyor ve imtiyazlı gruplar ortaya çıkıyor. Ünsal Ünlü’nün kendi mesleği olan gazetecilik özelinde sık sık dile getirdiği gibi “karşılığında para alınan iş kutsal olmaz”.İşi bir haberi olduğu gibi, yorum katmadan insanlara duyurmak olan ve bunun karşılığında her ay para kazanan insanlar, kutsal bir meslekte olduklarını iddia ederek ayrıcalıklar inşa ediyorlar. İşin bir de muhalif olmayı da mesleğin gerekliliği olarak sunan bir kitlesi var ki onlar zaten kafası çok karışmış durumda bir rantiye grubudur. Muhalif olmak, aktivistolmak bir gazetecinin görevi değildir. Gazetecinin görevi haberi objektif şekilde insanlara sunmaktır. Bu kadar.

Eğer büyük bir kutsallık peşinde koşuyorsanız gidin paranızı başka yerden kazanın ve ücretsiz bir şekilde kutsal mesleği insanlara sunun. Örneğin bir şirkette gündüzleri çalışın, sonra da akşamları insanları ücretsiz tedavi edin ya da onlara ders anlatın. Kutsal olan budur. Gönüllülük esası olmayan hiçbir şeyin kutsal olamaz.

Buna dünyanın her yerindeki din görevlileri de dahildir mesela. Ülkemizde diyanetten maaş alan cami görevlileri, Hıristiyan dünyasında vatandaşın bağışlarıyla gelen paradan maaş alan papazlar sorsanız çok kutsal bir iş yapıyorlar. Halbuki yaptıkları teknik bir işlemdir. Belirli günlerde, saatlerde; insanların inançları doğrultusunda ibadet etmeleri için onlara nizamı intizamı olan bir şekilde bu imkanı sunmakla memurlardır. Ezanı okumak, çanı çalmak, ilahiyi söyletmek, namazı kıldırmak onun para karşılığı yaptığı bir iştir. Ya da misyonerlik faaliyeti yürütüyorsa eğer aldığı para karşılığında bir bilgiyi, bir bölgedeki insanlara pazarlamaktır yaptığı iş. Bu kadar. Ötesi tamamen tıpkı diğer mesleklerde olduğu gibi katı bir imtiyazlı grup inşa etmektir.

Bir işe kutsallık atfederek kitleleri manipüle etmek ve oradan haksız bir gelir ya da imtiyaz elde etmek ne yazık ki dünyanın halen çok büyük bir kısmında sürmekte olan bir durum ve kökeni insanlık tarihinin ilk günlerine kadar gidiyor. Çünkü bir şeyi kutsal olarak kabul ettirirseniz bu dünyanın en karlı ticaretidir. Hammadde, stok, operasyon maliyeti sıfırdır ve gelirini siz sınırsız bir şekilde duygusal ve zihinsel manipülasyon yaptığınız için keyfinize göre belirlersiniz. Rekabete de kapalısınızdır. Ne güzel değil mi? Bunu aşmanın yolu insanlara tercih hakkı verecek şekilde kanuni düzenlemeler yapmakla başlar ancak iş bununla bitmez. Yapılması gereken bireyin hür iradesini öne alan bir anlayış çerçevesinde zihinleri dönüştürmektir. İnsana, kendi düşüncesinin değerini fark ettirmektir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Arda Süar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

01

Ekonomi - Hakikaten yaziniz cok basarili. Turkiyede ilave olarak bir esnaf gercegi var.. Turkiyede esnafin devlete bir faydasi yok vergi ve sgk odemiyor tam tersi sgk odemeden emeklilik bedava krediler butun borcuna kredisine kefil olma ve belediye destekleri ile cebine para konuyor.. hic bir ekonomi 5 milyon esnafa bakamaz zaten bizim ekonomi de tasiyamiyor batiyoruz. Asgari ucretliden yuzde 35 beyaz yakalidan yuzde 50 kesseniz de alkolden sigaradan benzinden arabadan da yuzde yuz vergi alsaniz da bu kadar esnafi beslerseniz ekonomi dibe vuruyor iste..

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 20 Ekim 22:49


Anket Kocaeli'de ulaşımı pahalı buluyor musunuz?