Reklamı Kapat

Deprem öldürmez, siyaset öldürür

Bu yazının yazıldığı saatlerde İzmir’deki depremin büyüklüğü 6,9 şiddeti 7,2 olarak kabul ediliyor. Büyüklük ve şiddet birbirinden farklı iki ölçü birimi. Farklı şeyleri ifade ediyorlar. 1999 yılında kentimizde yaşanan depremin 7,4 olan büyüklüğüydü. Yine yazıyı yazdığım şu an itibarıyla 24 ölüm ve 804 yaralı var. 4 büyüklüğünden yüksek sıklıkla artçılar oluyor ve 5,1 büyüklüğünde bir artçının da meydana gelmiş olması; halihazırda ilk büyük depremde orta ya da ağır hasar almış binaların tümünün her an oluşabilecek yeni artçılarla yıkılabileceği tehlikesinin İzmirlilerin tepesinde olduğunu gösteriyor.

Ailemizin bir bölümü İzmir’de olduğu için şehri tanıyorum, huyunu suyunu biliyorum. Kendimi bildim bileli sürekli gittiğim bir yer ve ekranlarda adını duyduğumuz yıkıntı olan yerlerin hepsinden illaki geçmişliğimiz bulunmuşluğumuz var. Bu sebeple “geçmiş olsun İzmir” demekten öte söyleyebileceklerim var.

Yıkımların ağırlıklı olarak meydana geldiği yer Bayraklı İzmir’in en eski semtlerinden birisi. Oldukça eski binalar var. Bu bağlamda baktığınız zaman yıkımların meydana gelmiş olması doğal görülebilir ancak bu bölgede yıkılanlar arasında henüz 3-5 senelik binalar da var ve bir dairenin fiyatı milyonlardan başlıyor. Gördüğümüz üzere yine yerel yönetimler, müteahhitler ve ilgili bakanlık eliyle ölüme gönderilmiş insanlardan söz ediyoruz. Bir insan ev alırken gidip cebinden her baktığı ev için tonla para verip sağlamlık testi, zemin testi yaptıracak değil. Bir binanın daireleri satışa çıktıysa insanlar “bu sağlam mıdır acaba?” diye sormak zorunda kalmamalı.Eşşek yüküyle para verip kendilerine mezar almış duruma düşmemeliler.

Hani Kentsel Dönüşüm?

İzmir’in kredi notu benim bildiğim kadarıyla 2017 yılından bu yana uluslararası kredi derecelendirme şirketleri nezdinde AAA yani dünya üzerinde kredi verilebilir en güvenilir statüde. Daha önce de yine AA+ yani kredi alması, bakkaldan sakız alması kadar kolay bir noktada. Peki İzmir’in yerel yönetimleri aynı parti tarafından çok uzun yıllardır elde tutuluyor olmasına rağmen kentsel dönüşüm konusunda bir seferberlik gördük mü? Hayır.

Kentsel dönüşüm konusunda İzmir’de bizzat şahit olduğum toplantılarda, sorunlu apartmanlardaki daire sahipleri 10 – 15 metrekare yeni projede evleri daha küçük olacak diye kentsel dönüşüme onay vermiyorlar. Aynı apartmanda kentsel dönüşümle binası yenilensin ve depreme karşı güvenli bir yapı olsun diye ısrar eden insanların eli kolu bağlanıyor. Bu konuda ne merkezi hükümet ne de yerel yönetimler zorlayıcı bir hukuki düzenleme ısrarla yapmıyorlar. Her depremden sonra ah vah edip hamaset yapmaktan öteye bir adım bile geçilmiyor.

Liberal Demokrat Parti’nin eski genel başkanı Cem Toker’in şu sözü içinde bulunulan durumu özetliyor aslında; “Her deprem sonrası yazarım. Türkiye’de vatandaş ile siyasetçi arasında ahlaksız antlaşma vardır. Sen benim kaçak, ruhsatsız, malzemeden çalınmış, çürük binama dokunma, görmezden gel, ben de senin İndiraGandilediklerini görmezden gelip, oyumu vereyim. Fatura ortada! Seyredin!”

Geçtiğimiz sene ve ondan öncesinde de her iktidar döneminde mutlaka bir tane yapılan imar barışlarının da her depremde ortaya çıkacak bedellerini yıllar içinde görmeye devam edeceğiz. Türkiye ne yazık ki orta seviyeli müteahhitlerin ahbap çavuş ilişkileri sebebiyle kocaman bir potansiyel mezarlık durumunda. 1999 depreminden bu yana yaşanan depremlerde ortaya çıkan can kayıplarına baktığımız zaman; Türkiye çapındaki hiçbir dev inşaat şirketinin ya da yerel ölçekteki büyük ve köklü inşaat firmalarının bir binasının yıkıldığını ben hatırlamıyorum.

Vatandaş Can, Siyasetçi Şov Derdinde

İzmir depreminde ne acıdır ki bir kez daha ülkemiz siyasetçilerinin ve siyasete kendi ölçeğinde yön veren figürlerin ne denli ucuz popülizm meraklısı olduklarını da gördük. İnsan bu tabloya sadece “Allah ıslah etsin” diyebiliyor.

Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer vatandaşa çorba dağıtıyor, Tarım Bakanı enkaz üzerine çıkmış AFAD görevlisinin elinden telefonu alıp poz kesiyor, Binali Yıldırım gelecek diye bariyerler kurulup insanlar hasarlı binaların diplerinde beklemeye sıkıştırılıyor, Yılmaz Özdil çıkmış “ AKP İzmir’e beton aşkıyla bina dikiyor” diyor ama söylediği koca gökdeleneler sapasağlam ayakta duruyor. Kılıçdaroğlu ve Akşener deprem bölgesine gideceklerini duyuruyorlar, oradaki kaos yetmiyor sanki bir de onlar tuz biber olmaya koşuyorlar.

İnsanlar doğal afetlerden sonra yanlarında devlet görevlilerini, siyasetçileri moral amacıyla görmek isterler. Onların varlığından güç alırlar ama bunun yeri ve zamanı depremden en az 72 saat sonrasıdır. İlk 72 saat literatürde kritik saatler olarak geçer ve enkaz altından insan kurtarmak için en önemli süredir. Oraya arama kurtarma çalışmalarında işi ya da görevi olmamasına rağmen giden her siyasetçi, arama kurtarma faaliyetlerine aktarılması mümkün olan bir insan gücünü ve zamanı kendi ağırlanmasına çalıyor demektir. Allah aşkına Kılıçdaroğlu, Akşener, Yıldırım gibi isimlerin orada ne işi var?

İçişleri Bakanı her depremde varlığıyla insanlara güven veren AFAD ve diğer tüm güvenlik güçlerinin başı olarak, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı her depremde enkazlara koşan madencilerin organizasyonlarının bağlı olduğu bakanlık olarak, Sağlık Bakanı acil sağlık koşullarına müdahale gerekliliğinden sorumlu olarak orada bulunması yeterli isimlerken; diğer siyasetçilerin oralarda yer alması açıkçası şovdur. Çok ayıp bir durumdur. Yerel yöneticilerin de sosyal medyada etkileşim kasmak için şehrinde yüzlerce insan enkaz altındayken çorba dağıtması bunlardan daha da beter bir durumdur.

Ülkede yaşanan her felaketten sonra en hızlı, en duygusal ve görseli en güzel anmayı ben yapayım diyen siyasetçiler, şirketler, neden meşhur olduğu meçhul internet mantarlarının yaptıklarından zerre kadar farkı da yok bu saydıklarımı yapan siyasetçilerin. Yazık, ülkemiz insanı bunu hak etmiyor. Bilemiyoruz belki de ediyor.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Arda Süar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Yeni alınan karardaki tedbirleri yeterli buluyor musunuz?