Reklamı Kapat

Türkiye’yi “cahillikle” yönetme projesi ve geldiğimiz nokta

Sevgili okurlarım, bugün “Öğretmenler Günü”…

Tüm öğretmenlerimizin bu özel gününü kutluyor, esenlikler diliyorum.

Bugün sizlere öğretmenlik mesleğinin yüceliğini anlatacak, öğretmenliği beylik sözlerle kutsayacak değilim.

Gerçeklerimizi konuşacağız.

Eğitim, ülkelerin kalkınmasında hep en öncelikli sırada yer alır.

Kalkınmış ülkelere bakın, “eğitimi kötü” tek bir ülke göremezsiniz.

Yine her yönden geri kalmış, yerlerde sürünen ülkeleri gözden geçirin, “eğitimi iyi” bir ülkeye rastlayamazsınız.

Her şeyin başı eğitim!

İnsanlarını “bilim” ağırlıklı eğitirseniz, o ülke kalkınır.

İnsanlarını “din” ağırlıklı eğitirseniz, o ülke yerinde sayar.

Japonya’nın önde gelen bir ismine, “Kalkınma mucizesini nasıl başardınız?” diye sormuşlar.

Tek cümleyle cevap vermiş:

“Eğitimi birinci sıraya aldık, gerisi kendiliğinden geldi…”

2.Dünya Savaşı’nda yıkılıp yerle bir edilen Almanya, bugün nasıl oldu da dünyanın her yönden kalkınmış en güçlü ülkelerinden biri?

Eğitimi ve üniversiteleri sayesinde…

Bilimsel eğitim; soran sorgulayan, araştıran nesiller yetiştirir.

Bilimsel eğitim, teknoloji üretir.

Kalkınmanın temeli, bilimsel eğitimdir.

Bilimsel eğitim; fikri hür, vicdanı hür nesiller yetiştirir.

Bilimsel eğitimin uygulanmadığı ülkelerde “cehalet” vardır.

Tembellik vardır…

Üretimsizlik vardır…

Türkiye’de durum

Ülkemizde onlarca yıldır hep “eğitim sorunundan” söz edilir.

Bitmez tükenmez…

İşte cumhuriyetin 100’üncü yılını tamamlıyoruz, bu sorunumuzda zerre kadar bir düzelme, iyiye gidiş yok.

Aksine her geçen yıl daha da kötüleşiyor.

Okul binası yapmak, her ilde bir üniversite açmak, eğitimin özünü çok fazla değiştirmiyor.

Senin öğrenciye ne öğrettiğin, onu nasıl eğittiğin önemli.

Eğittiğin insanlarla Türkiye’yi nasıl yapılandıracaksın, bu önemli.

İşte görüyorsunuz, bilimsel eğitimden büyük oranda koptuk, eğitim sistemimiz “dinsel eğitim” ağırlıklı.

Neredeyse bütün okulları imam hatipleştireceğiz.

“Dindar ve kindar nesiller”, en büyük hedefimiz.

“Siyasal İslam’a” yönelik “insan gücü” yetiştiriyoruz.

Böyle bir Türkiye, cahil bir Türkiye demektir.

Ülkemizi yönetmeyi yıllarca bırakmayı düşünmeyenlerin hedefi de bu zaten.

Toplumu cahil bırakmak.

Çünkü cahil toplumları yönetmek, daha kolaydır.

Bir de yanına “yoksulluğu” eklersen, işi bitirirsin.

Cahil insan, ne olup ne bittiğini anlamaz.

Yoksul insan da, sürekli biat eder, verilenle yetinir.

İşte Türkiye onlarca yıldır “cahillikle” ve “yoksullukla” yönetiliyor.

Ve sittin sene bu “yönetim sistemi” devam ettirilmek isteniyor.

Kurumlar yok edildi…

Kurallar yok edildi…

Anayasal düzen yok edildi…

Hukuk yok, adalet yok…

Millet aç fakir, ama “egemenlerin egemenliği” devam ediyor.

Bunun sebebi “cahillik” ve “yoksulluk” değil de nedir?

Biz yola bu maçla çıkmamıştık

Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kurarken yola bu amaçla çıkmamıştı.

Öncelikli amacı, toplumda aydınlanma dönemi başlatmaktı, Türk insanını eğitmekti.

İşe “yazı devrimi” ile başladı.

Türkler, İslamiyet’i kabul ettikleri 8’inci yüzyıla kadar kendi alfabelerini (Göktürk -Orhun alfabesi) kullanırlardı.

8’inci Yüzyılda alfabeleri ellerinden alındı, Arap alfabesi zorla kullandırılmaya başlandı.

Atatürk, okuma yazmayı kolaylaştırmak için 1 Kasım 1928’de yasa çıkarttı, yeni Türk alfabesine geçildi.

Bu, en önemli devrim yasalarından biriydi.

Alfabemize kavuştuk, kendi benliğimize döndük.

Bu arada kısaca belirtmekten geçemeyeceğim…

Hani bazı çevrelerden “Alfabeyi değiştirdiler, toplumu bir gecede cahil bıraktılar” eleştirisini sıkça duyarız ya, gerçek şu; Osmanlı Devleti tarihe karışıp Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulduğunda, toplumdaki okuma yazma oranı sadece yüzde 3 idi.

Devam edelim.

Atatürk, 8 Kasım 1928’de “Harf Devrimi” konusunda halka şöyle seslendi:

“Arkadaşlar, bizim ahenktar, zengin insanlarımız yeni Türk harfleriyle kendini gösterecektir. Asırlardan beri kafalarımızı demir çerçeve içinde bulundurarak anlaşılmayan ve anlayamadığımız işaretlerden kendimizi kurtarmak, bunu anlamak zorundayız.”

Dediği oldu.

Kısa sürede halk mektepleri, halk dershaneleri ve gece kursları açıldı.

Bunlar daha sonra “Millet Mektepleri”ne dönüştürülerek büyük okuma-yazma seferberliği başlatıldı.

Amaç, “kafalarımızı demir çerçeveden kurtarmak” ve halkı hızla okur-yazar haline getirmek, ona yaşamda gerekli olan temel bilgi ve becerileri kazandırmaktı.

Atatürk’ün başöğretmenliği

Dünya Öğretmenler Günü, 5 Ekim’dir.

Türkiye’de ise Öğretmenler Günü 24 Kasım’da kutlanır.

Çünkü 24 Kasım, Atatürk’ün “Millet Mektepleri Başöğretmenliğini” kabul ettiği gündür.

Büyük önder, o gün karatahtanın başına geçti, beyaz tebeşiri eline aldı, halka okuma- yazma öğretti.

Atatürk, öğretmenlere çok önem verirdi.

Öğretmenliği “kutsal meslek” olarak tanımlardı.

Öğretmeni, anne ve babadan hemen sonraya koyardı.

Özlük haklarını milletvekilleriyle eş tutardı.

1923’te TBMM’de milletvekili maaşları tespit edilecekti.

Maliye Bakanı Hasan Fehmi Ataç Mustafa Kemal’e, “Paşam vekil maaşlarını düzenleyeceğiz, ne kadar verelim” diye sormuştu.

Mustafa Kemal de “Öğretmen maaşlarını geçmesin” demişti.

Gerçekten de cumhuriyetin ilk yıllarında milletvekili ve öğretmen maaşları hemen hemen eşitti.

Ya bugün?

Geçin özlük haklarını, öğretmenlik bugün meslek olarak kabul edilmiyor.

Öğretmen yetiştiren bütün okullar bir bir kapatıldı.

Köy enstitüleri…

Öğretmen okulları…

Eğitim enstitüleri…

Bugün artık her isteyen “öğretmen” olabiliyor.

Eğitim aldıkları branşlarda iş bulamayanlar, “Hiç olmazsa öğretmen olayım” deyip, öğretmenliğe yöneliyorlar.

Acı, ama gerçek bu!

Kalkınmış ülkelerde, eğitimin kilidi de anahtarı da “öğretmen”dir.

Ama bizde değil.

Öğretmen politikamız da, egemen güçlerin eğitimde elde etmek istedikleri amaca göre düzenlenmiş.

İyi öğretmen, iyi öğrenci yetiştirir.

Kötü öğrenci yoktur, ona iyi öğretemeyen düşük profilli öğretmen vardır.   

Bizde öğretmenliğin meslek olarak kabul edilmemesinin, hiç bir şey olamayanlara öğretmenlik yolunun açılmasının bir nedeni olmalı.

Toplumu cahilleştirmek…

Toplumdaki “diplomalı cahil” sayısını artırmak…

Böylece toplumu “daha kolay yönetilir” hale getirmek!

Bugün “öğretmen profili” de, “öğrenci profili” de çok düşük.     

Elimde, 2014 yılında yapılan “öğretmenliğe kabul sınavı” sonuçları var.

Sanırım diğer yıllarda yapılan sınavların sonuçları da pek farklı değildir.

*Türkçe öğretmeni olmak için 15 bin 207 aday sınava girmiş. Kendilerine 50 soru sorulmuş… Cevap ortalaması oranı yüzde 32. 3.

*İlkokul matematik öğretmenliği için 6 bin 614 aday sınava girmiş. 50 soruya ancak yüzde 20. 1 oranında doğru cevap verilmiş.

*Türk dili ve edebiyatı öğretmenliği için 23 bin 640 aday sınava girmiş. 50 soruya ortalama yüzde 21.2 doğru cevap alınmış.

*Lise matematik öğretmenliği için 17 bin 919 aday sınava girmiş.50 soruda ortalama doğru cevap, yüzde 16.7.

“Öğretmen adaylarının başarı durumu” nu görüyorsunuz…

Demek ki, bu adayların çoğu da “kötü eğitilenler” den…

Kötü eğitilen öğrenciler, sonunda “bilgisi ve becerisi sınırlı öğretmenler” oluyor.

Bu öğretmenlerin yetiştirdiği öğrencilerin durumunu da siz düşünün!

Nereden nereye?

Geldiğimiz noktayı görüyor musunuz?

Daha okullaşmada nasıl hızla “imam hatipleştiğimizi” rakamlarla yazmadım.

Okullarımızın nasıl tarikat ve cemaat vakıflarının emrine verildiğini anlatmadım.

Gariban Anadolu çocuklarının okuyabilmesi için açılan “parasız yatılı bölge okullarının” hangi amaçla kapatıldığını aktarmadım.

Şu anda yapılan eğitim filan değil, görüntü!

Amaçları, ülkemizdeki “diplomalı cahillerin” sayısını artırmak.

Ülkemizi “çağ gerisine” götürmek…

Düşünmeyen, sormayan sorgulamayan, araştırmayan, biat eden, dindar ve kindar nesiller yetiştirmek istiyorlar.

Atatürk “Çağdaş Türkiye” hedefiyle yola çıktı, ölümünden sonra Türkiye’yi “karşı devrimciler” ele geçirdi, peşi sıra gelen “karşı devrimci iktidarlar” ülkemizi getire getire böyle bir noktaya getirdi.

Ülkemiz, yoksullaştı…

Ülkemiz, cahilleşti… 

İşte bütün olumsuzluklara rağmen iktidarın el değiştirmemesinin nedeni bu.

Türkiye, “cahillik” ve “yoksullukla” yönetiliyor.

Cahil insan neyin doğru, neyin yanlış olduğunu bilmez.

Yoksul insan da çaresizdir, kendisine verilenle yetinir.

Böyle bir Türkiye, Atatürk’ün hedeflediği Türkiye değildi.

Türkiye, bu eğitim yapısıyla bir yere gidemez.

Başöğretmen Atatürk’ün kemikleri sızlıyordur.

24 Kasım Öğretmenler Günü’nde duygularımı bir kez daha sizlerle paylaşmak istedim.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar M.Tanzer Ünal - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

02

Lazo - Aynen çok doğru tespitler.Müslüman ülkelerin durumu ortada.Sürünmeye devam.Yobazların palavrasına göre yüce ALLAH Müslümanlara ahiret hayatında zenginlik verecekmiş.Sanki bu dünyada zenginlik vermeye gücü yok.Hristiyanlar bu dünyada çok çalıştıklari için rahat ediyorlar.Öbür taraftada insanlığa faydalı buluşlar yaptıkları için mükafatınıda görecekler.Adamlar bizim gibi kopyala yapıştır ürün üretmiyorlar.

Yanıtla . 1Beğen . 3Beğenme 24 Kasım 15:19


Anket Çayırova Belediyesi'nin hizmetlerinden memnun musunuz?