Reklamı Kapat

“Asgari ücret” geyiği yine başladı

Yine aralık ayı geldi, “asgari ücret” yine gündemin başköşesinde.

Yıllardır hep aynı klişeleşmiş sözleri dinleriz.

İşçi sendikaları, aynı şeyi söyler…

Parti liderleri, aynı şeyi…

*İşçinin alınterini tartışmayız.

*Emeğin değerine saygı duyun.

*Asgari ücret vergi dışı bırakılmalıdır.

*Asgari ücret şu kadar olmalıdır.

Gazetelerin aralık ayı haberlerini araştırın, yıllardır hep benzer başlıklar görürsünüz.

Değişemez…

Farklılaşmaz…

Başka açıdan bakan olmaz…

İşte yine bir aralık ayındayız, asgari ücret tartışması yine başladı.

Türk-İş diyor ki, “Asgari ücret işçinin yüzünü güldürmelidir.”

İyi, tamam da, işçinin yüzünü güldürecek rakam ne?

Bugünlerde henüz rakam açıklayan yok.

Ama ortalıkta dolaşan rakam, “net 2 bin 800 lira” olması gerektiği yönünde.

Muhalefet parti liderlerinin önerileri daha yüksek.

“Net 3 bin lira” diyen de var…

“4 bin lira olsun” diyen de, 5 bin lira, 6 bin lira üzerinde duran da…

Peki, asgari ücret ne kadar olmalı?

Şu kadar olmalı, bu kadar olmalı diyecek durumda değilim.

Demem de…

Ancak yetersiz olduğu bir gerçek.

Hem de çok yetersiz.

Geçim şartları ortada.

Bu şartlara uygun bir seviyeye getirilmeli.

Kişilerin ve ailelerin onurlu bir yaşam yaşayabileceği düzeye… 

Ama nasıl?

Çalışma dünyasında iki “işveren kesim” var.

*Kamu sektörü…

*Özel sektör…

Asgari ücret belirlenirken, “işverenin durumu” da mutlaka göz önünde tutulmalı.

Denge korunmalı…

İşveren, asgari ücret artışının altından kalkabilir mi?

Yapılan artışı taşıyabilir mi?

Şartlar ortada.

Yaklaşık bir yıldır devam eden pandemi nedeniyle, birkaç sektör hariç bütün sektörler zor durumda.

İşte hemen hemen her gün bir işyerinin kapandığını, bir şirketin iflas veya konkortato ilan ettiğini duyuyoruz.

Ayakta kalanlar da çarklarını bin bir güçlükle, borçla harçla çevirebiliyorlar.

Mevcut, yürürlükte olan ücreti ödemekte dahi zorlanıyorlar.

Sen asgari ücreti artır da, ülkenin ekonomik durumu bu artışı kaldıramayacak durumdaysa, artışın ne anlamı olabilir?

İşyerleri patır patır kapanır, çalışanlar aldıkları asgari ücreti de bulamaz olur.

Özel sektörün durumu bu.

Bakmayın siz anlı şanlı o şirketlerin dışarıdan görünüşüne.

“İçi beni, dışı seni yakar” hesabı, hiçbiri dışarıdan göründüğü gibi değil. 

Kamu sektöründe sıkıntı olmaz

Asgari ücret artışında kamu sektörünün sıkıntısı olmaz.

Çünkü kamu sektöründe “maliyet hesabı” pek yapılmaz.

Devlettir, verir…

Zaten bakın, başta belediyeler olmak üzere bütün kamu daireleri ağzına kadar çalışanla dolu.

Üstelik onlarda “asgari ücret” de söz konusu değil.

Hepsi asgari ücretin en az iki katı maaş alıyor.

Aralarından acaba kaçı, aldığı maaşı hak ediyor, hiç düşündünüz mü?

Veya çalışanlar, “Aldığım maaşı hak ediyor muyum” diye vicdan muhasebesi yaptı mı?

Birbirimizi aldatıyoruz.

Alınan ücret karşılığında bir hizmet veya mal üretilmiyorsa, o ücret, o maaş aslında haramdır.

Devlet dairelerinin yarısı “siyasi torpillilerle” dolu.

Çalışmayan, üretmeyen, aydan aya maaş alanlarla…

Türkiye’nin esas sıkıntısı burada.

Tabii ortada ahlaki bir sorun da var.

İktidarlar, “siyasi rant” uğruna kadroları “işe yaramaz partililerle” dolduruyorlar…

İşe girenler de “çalışmadan maaş almayı” içlerine sindirebiliyorlar.

İstihdam politikamız, tam içler acısı! 

Özel sektörde durum farklı

Özel sektör, insan çalıştırırken kılı kırk yarmak, ince hesap yapmak durumundadır.

Hele içinde bulunduğumuz “pandemi” ve “ekonomik kriz” sürecinde…

Yoksa günler gider…

İçinde bulunduğumuz şu an itibariyle giden gitti, kalanlar da şundan emin olun, hepsi bıçak sırtında.

Can çekişiyor…

Bir ters rüzgâr daha esse, kalanlar da savrulup gidecek.

İnanılmaz “iş” ve “tahsilat” sıkıntısı var.

Kimse düzenli olarak vergisini dahi ödeyemiyor.

Vergi tahsilatı sıkıntısı, tarihimizin en pik seviyesinde.

İcra daireleri ağzına kadar “dosya” dolu.

Türkiye çapında “25 milyon icra dosyası” olduğu yönünde haberler yapılıyor.

Bu da ülkemizde her iki kişiden birinin “icralık” olduğu anlamına geliyor.

Böyle bir ortamda, asgari ücret “özel sektörün taşıyamayacağı miktarda” artırılırsa, kalan şirketler de “sizlere ömür” olur, buna inanın.

Veya ayakta kalabilmek için, başka alternatif kalmayınca, “işçi azaltma” yoluna giderler.

Bu da işsizliğin iyice katmerlenmesine neden olur.

Peki, çare ne?

Bir defa şunu unutmayalım:

Türkiye’de artık “deniz bitti”.

“Hovardalık dönemi” kapandı.

Çalışmadan, üretmeden yaşamanın çok zor olacağı bir döneme giriyoruz.

Türkiye, şimdiye kadar hep “borç” yedi.

Çalışmadan, üretmeden gününü gün etti.

Aldığı dış borçlarla geçindi.

1979’da sadece 9.2 milyar dolar dış borcumuz vardı, bugün bu miktar 450 milyar dolara çıktı.

Dünyada en borçlu 6’ıncı ülkeyiz.

Tabii, bir de cumhuriyet döneminin ekonomik işletmelerinin satışından gelen 70 milyar dolar var.

O da buharlaşıp yok oldu.

Türkiye AKP döneminde bir “bolluk” yaşadıysa, bu bolluk kazanılarak elde edilen bir bolluk değil, borçla yaratılan bir “sahte cennet” idi.

Bitti…

Aldığımız borcu, “tefeci faizi” versek bile çeviremiyoruz.

Herkes kapısını kapattı.

Derin düşüncelere dalmamızın nedeni bu.

Şimdi ne yapacağız?

Asgari ücret, işte tam bu sorunun cevabının arandığı şu günlerde belirleniyor.

Para yok…

Kimse borç vermiyor…

Dış ilişkilerimiz berbat, kimse yüzümüze bakmıyor…

Çalışmak yok…

Üretmek yok…

Pandemi nedeniyle işler kesat…

Eee, asgari ücret nasıl ve ne kadar artırılacak?

Tamam, asgari ücreti artıralım da, nasıl?

Paylaşalım da, ortada bir şey yok ki, neyi paylaşacağız?

“Kuru lafla” asgari ücret artmaz ki!

Yapılacak olan şu

Asgari ücret ne kadar artırılacaksa artırılsın, ama artış yükünü devlet üstlensin.

Artış, özel sektör işverenin sırtına yüklenmesin.

İnanın taşıyamaz…

Bu artış, vergiyi kaldırarak mı olur, başka yöntemle mi olur, bilemem.

Ama devlet bunun bir formülünü bulsun.

Suriyeliler için 40 milyar dolar harcayan, “Gerekirse bir 40 milyar dolar daha harcarım” diyen iktidar, bunun bir çaresini bulur.

Suriyeli, Iraklı, Afganistanlı, bilmem nereli 9 milyon sığınmacı ve mülteciye bakan devlet, kendi vatandaşına mı para bulamayacak?

Yazımı sonlandırırken “altını çize çize” bir kez daha belirteyim:     

Bugün ülke olarak sıkıntı içindeysek, bunun iki temel nedeni var.

Birincisi; yeterince çalışmamak, yeterince üretmemek!

İkincisi; kasamızda para olmadığı halde, yıllardır borçla geçindiğimiz halde, üzerimize vazife olmayan işlere karışmak, ülkelerinden kaçıp gelen 9 milyon insanı bakıp beslemeye kalkmak!

Kendi insanımızdan esirgiyoruz, başkalarına yediriyoruz.

Can mı dayanır buna?

Benim “asgari ücret” ile ilgili söyleyeceklerim bu kadar.

Şu kadar olsun, bu kadar olsun, bunların hepsi fasa fiso!

Geyik yapmak!

Sorunun temeline inelim, temeline!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar M.Tanzer Ünal - Mesaj Gönder

# AKP, Dolar

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

01

Esnaf Vergi Versin - abi tek bir sey yapilsin. artik esnaf da vergi versin. sgk odesin. asgari ucretliden vergi kes. esnafa dagitiliyor cok yanlis. en azindan adalet olsun

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 07 Aralık 18:49


Anket Çayırova Belediyesi'nin hizmetlerinden memnun musunuz?