Türkiye’de cahillik ve yoksulluğun yönetimi

Dışarıdan bakıp, Türkiye’nin “normal bir devlet düzeni içinde” ileriye dönük, kalkınmak ve medenileşmek amaçlı yönetildiğini sanmayın.

Türkiye’de yıllardır, özellikle 1950’den buyana sadece “cahillik ve yoksulluk” yönetiliyor.

Bu nedenle bu yönetim sistemine “Türkiye’nin cahillik ve yoksullukla yönetimi” diyebiliriz.

Kolay yönetebilmek için Türk halkı bilinçli bir şekilde “cahil” ve “yoksul” bırakıldı, bu nedenle de devletin bütün çarkları “cahillik ve yoksulluğu yönetmek için” düzenlendi.

Biraz daha açayım.

Hafta sonunda SÖZCÜ’den Saygı Öztürk’ün güzel bir haberi vardı.

“2 milyon 500 bin hane yardımla yaşıyor” diye…

Tam sayısı, 2 milyon 501 bin 106.

Yaklaşık 15 milyon kişi (14 milyon 389 bin) bu yardımdan yararlanıyormuş.

2018’de toplam 105.3 milyar liralık sosyal yardım yapılmış.

Bu yılın ilk 6 ayında yapılan yardımların tutarı da 74 milyar lirayı bulmuş.

Şimdi toplumda karşımıza şöyle bir tablo çıkıyor.

*Çalışanlar…

*Emekliler…

*Devletten aldığı yardımla geçinenler… Yani yoksul kesim.

Yardımlar, 43 kalem altında yapılıyormuş.

*Yaşlılık aylığı…

*Engelli aylığı…

*Engelli yakını aylığı…

* Eğitim yardımı…

*Sağlık yardımı…

*Barınma yardımı…

*Gıda yardımı…

*Elektrik desteği…

Böyle uzayıp gidiyor.

Sonuçta, bütün rakamları topluyorsun, “Türkiye’de yoksulluğun tablosu” ortaya çıkıyor.

Türkiye, bu sorununu çözemeden yoluna devam edemez.

Ama Türkiye’yi yönetenlerin bu sorunu samimiyetle çözmek istediklerini sanmıyorum.

Çözmek isteselerdi, Türk insanı tembelleştirilmezdi…

Üretimden koparılmazdı…

“Borç ekonomisine” geçip, “borçla geçinen toplum” yaratılmazdı…

Bilimsel eğitimden uzaklaştırılıp, cahilleştirilmezdi…

Dediğim gibi, bilinçli bir şekilde, kolay yönetmek için, toplumu cahil ve yoksul bıraktılar.

“Sormasın, sorgulamasın”, diye…

“Verilenle yetinsin, biat etsin”, diye… 

İşte bu nedenle Türkiye’yi yönetenler, sadece ülkemizdeki cahillik ve yoksulluğu yönetiyorlar.

Hatta cahillik ve yoksulluğun daha derinleşmesi için planlar yapıyorlar.

Dikkat edin, eğitim sistemimiz tamamen “cahil üretmeye” yönelik.

Meslek öğretmiyor, sürekli “diplomalı işsizler” mezun ediyor.

Türk insanı; topraktan, tarımdan neden koparıldı?

Neden Türk tarımında “doğrudan destek primi” uygulanıyor?

Neden “ürün”e değil de, “tapu”ya destek veriliyor?

“Üretmesin, otursun, bizim verdiğimizle yetinsin, bize biat etsin” diye.

Daha pek çok örneği var.

Dikkat edin, abartmıyorum, devletin bütün düzenlemeleri Türk insanını “cahil ve yoksul bırakmak” üzerine…

Bu sistem yeni icat edilmiş de değil, tek kişi rejiminin uygulandığı bütün ülkelerde sistem aynı!

İnsanlar; iyi eğitilirse, sorar sorgular.

İnsanlar; meslek sahibi olursa, çalışıp para kazanır, yönetenlere biat etmez.

Türkiye’yi bir de bu gözle izleyin!

Mehter marşını neden duymaz olduk?

Geçenlerde aklıma takıldı…

Mehter marşı, bir zamanlar törenlerde neredeyse “resmi müzik parçası” olarak kabul ediliyordu.

Son yıllarda artık eskisi kadar duymuyoruz.

Neden acaba?

Yurtdışındaki törenlerde bile çalınırdı, sonra bıçak gibi kesildi.

İnternetten buldum, okumaya başladım, nedenini satır aralarında aramaya çalıştım.

“Ceddin deden neslin baban
Hep kahraman Türk milleti
Orduları pek çok zaman
Vermiştiler dünyaya şan

Türk milleti Türk milleti
Aşk ile sev milliyeti
Kahret vatan düşmanını
Çeksin o melun zilleti

Ceddin deden neslin baban
Hep kahraman Türk milleti
Orduları pek çok zaman
Vermiştiler dünyaya şan

Türk milleti Türk milleti
Aşk ile sev milliyeti
Kahret vatan düşmanını
Çeksin o melun zilleti”

Mehter marşı, biliyorsunuz ordumuzun eski marşı.

Her dörtlüğünde “Türk milleti” ifadesi geçiyor.

Acaba son yıllarda sıkça çalınmamasının nedeni, “Türk milleti” ifadesi mi?

Hatırlayın canım, bir zamanlar ülkemizde “Türk” sözcüğü geçince birilerinin tüyleri diken diken oluyordu.

“Her türlü milliyetçiliği” ayakları altına almaya kalkmışlardı.

Resmi dairelerden “TC”leri sökmeye başlamışlardı.

O günlerden kalma bir “takıntı” olabilir mi?

“Yakın lokasyon tatil” talebine hazır mıyız?

Turizm uzmanları, pandemi etkisinin devam edeceği önümüzdeki yıllarda, ”kısa süreli yakın lokasyon tatillerinin” tercih edileceğini söylüyorlar.

Eğer uzmanların beklentisi doğru çıkarsa, bu konuda en şanslı il, İstanbul’a yakınlığı nedeniyle Kocaeli demektir.

Deniz tutkunları Kandıra sahillerine, dağ tutkunları Kartepe yöresine akın edecektir.

Tamam da biz buna hazır mıyız?

Sapanca yöresi, ehh idare eder.

Ama Kandıra sahillerini unutun!

Mevcut derme çatma tesisler, yoğunlaşması beklenen turizm talebine cevap veremez.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar M.Tanzer Ünal - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Kandıra Belediyesi'nin hizmetlerinden memnun musunuz?