Reklamı Kapat

“Edeb”e Güven

Üniversiteler bilginin mutfağını oluşturan kurumlardır.

Bu kurumlarda görev yapanların, teorik ve pratik alanda toplumun ve insanlığın meselelerini doğru tespit ederek bunlara çözüm getirmesi beklenir.

Çözüm getirecek bireyler yetiştirmesi umulur.

Sadece meslek sahibi değil, bir duruş ve anlayış sahibi bireylerin yetişmesine zemin oluşturması amaçlanır.

Bunun için ise öncelikle kendilerinin bir “duruş ve anlayış” sahibi olmaları gerekir.

“Nasıl bir duruş ve anlayıştan bahsediyoruz?” diye soracak olursanız:

Öncelikle kendi dünyalarının bütün evreni temsil etmediğinin farkında olmaları;

Buna bağlı olarak iddialı genellemeler yapamayacaklarını bilmeleri;

Genelleme yapmanın, konuyla ilgili büyük çaplı araştırmaları gerektirdiğinin, dolayısıyla böyle bir araştırma olmadan sonuca varmanın imkansız olduğunu düşünerek konuşmaları;

Bir soruna temas ederken insanları yaftalamamaya, onları rencide etmemeye dikkat ederek meseleyi ele almaları;

Bilginin insanları ayrıştırmak yerine onları birleştiren bir güç olarak işlev görmesine dikkat etmeleri;

Bildikçe bilinmeyen şeylerin ne kadar fazla olduğunun farkına vararak kibirle değil tevazu ile hareket etmeleri;

Dolayısıyla ifade ederken “edeb”i merkeze almaları gibi tutum ve davranışlardan bahsediyoruz.

Bilginin hammadde olduğu mutfaktan toplumu besleyen mi zehirleyen mi bir “gıda” çıkacağını esasında bu duruş ve anlayış belirler.

Bunun ne demek olduğunu çok iyi anladığımız dönemlerden geçiyoruz kanaatindeyim.

Nitekim insanları “aydınlatmak” adına kendi gibi düşünmeyenleri tahkir edenler;

Kendi sahaları dışında her konuda “uzman” kesilip ahkam kesenler;

Sorun tespit etmek adına insanları “töhmet” altında bırakanlar;

Çözüm getirmek adına “tek tipleştirmenin” konforlu alanına sığınanlar;

Doğruyu kendine ve zaman göre eğip bükerek insanların kafasını karıştıranlar gibi örnekler de bu mutfaklardan çıkıyor.

“Neden?” diye soracak olursanız:

Tek bir nedenden bahsetmek mümkün değil elbette.

Ancak insanın “neyi, neden istediği”, elde ettiğinde ne yapacağını da belirleyen önemli bir etkendir.

Bilgi de bunlardan biridir.

Ne için istediğinize, hangi amaca hizmet için peşine düştüğünüze, nasıl bir ciddiyetle yaklaştığınıza bağlı olarak zihninizde ve elinizde şekillenir.

O nedenle şifa mı zehir mi olacağı bize bağlıdır.

Bir başka ifadeyle niyetimize.

Elbette niyeti ölçmek adeta imkansızdır.

Ancak zihnimiz kalbimizi, kalbimiz de zihnimizi etkilediğine ve her ikisi de zikrimizi belirlediğine göre, sıkça duyduğumuz “kime güveneceğiz?” sorusuna bir başlangıç olarak “edebe güvenin” demek isterim.

Ne de olsa insanın ilminin kendine ne kattığını öncelikle onun üslubundan anlarsınız.

Kendine hayrı yoksa başkasına olup olamayacağını da buna göre tartarsınız…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Banu Gürer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Çayırova Belediyesi'nin hizmetlerinden memnun musunuz?