Reklamı Kapat

Çözümsenemez  anadolu insanı 

Bugün virüs, küresel ısınma, hava kirliliği gibi can sıkıcı konulardan geçici olarak arınalım:

Türkiye büyük ülke. Farklı yörelerinde, orijinlerine, iklim, bitki örtüsü, yaşadıkları yörenin yüksekliği ve tarıma uygunluğu gibi faktörler ile dinsel bağlantılar sonucu duygusal yapıları da değişik şekilde oluşmuş insan toplulukları yaşıyor. Yedikleri, içtikleri, zevkleri farklı topluluklar. Çoğu durumda atalarının, asırlar öncesinin yaşam tarzından kendilerine miras kalmış davranışlar sergiliyorlar. 

Bunun belirgin bir örneği misafirperverlik.. 

Bu duygu Anadolu’nun bazı yörelerinde şaşılacak kadar yüksek  düzeydedir. Ülkemin topraklarında hem turist gibi gezerken hem de görev icabı bulunduğum yerlerde bu konuda ilginç durumlarla çok karşılaştım.

İşte size hiç unutamadığım bazı örnekler:

Yıl 1970. Tuzla Piyade Okulunda, Yd.Sb.Asteğmen olarak çektiğim kurada bana Kars çıktı. Hudut Taburu. Kars’tan meşhur Ani harabelerine giden yol üzerinde, Subatan köyü  yakınında. Göreve başlayışımdan 3-5 gün sonrası Ani’ye yakın bir yerde taburun kamyonlarından birinin arazide çamura saplandığı haberi geldi. Bana, birkaç askerle oraya giderek aracın oradan çıkarılması görevi verildi. Aylardan Eylül. Bugün gibi net hatırlıyorum; çok  güzel bir gün. Öğle saatleri. Yağmur yağmış ve güneşin ışıkları dağılan bulutların arasından Kars’ın o yemyeşil çayırlarına müthiş bir parlaklıkla dökülmüş. Askerlerle uğraşmamıza rağmen kamyonu o battığı alandan çıkaramadık. Tabura durumu iletip bir başka kamyon gönderilmesini talep ettim. Orada yaklaşık bir saat beklememiz gerekiyor. 

Aracın battığı yere çok yakın bir mesafede 50-60cm yükseklikte kuru taş bir duvar var. Yaklaşık 200m ötede, birkaç küçük ağacın arasında,  küçük ve fakirliği aksettiren bakımsız bir ev var. Görünürde başka şey yok.. Beklerken ben ve askerler duvarın üstünde oturmuş sohbet ediyoruz. 

O evden bir adamın çıktığını gördük. Bize doğru yürüyor ve iki eliyle tuttuğu bir şey taşıyor. Yanımıza geldi, oldukça yaşlı bir amca elinde üstü havlu ile örtülü büyük bir tepsi. 

Karsın o meşhur deyişi ile “Başım gözüm üstüne gelmişsiniz komutan, açıkmışsınızdır diye size lavaş ile peynir getirdim.”

İnanılır gibi değil; oldukça büyük bir peynir kalıbı ve 10 tane kadar lavaş ekmek...

Ah…amcacığım. Niye zahmet ettin..Sağ olasın..

Özellikle getirdiği peynirin büyüklüğünü görüp para vermek istedim. Şiddetle reddetti ve yaşlılığın ağır adımlarıyla evine yöneldi. 

Aradan tam 50 yıl geçti. Nerede bir lavaş ekmek görsem o Karslı, yaşlı ihtiyar gelir aklıma. Askerlerle paylaşıp yediğim o lavaş ile peynir hayatımda yediğim en güzel yemekti. Çünkü insanlık, sevgi, içtenlik kokuyordu. Bu satırları yazarken bile gözlerim sulanıyor.. Yaşadığım bu olay benim benliğime öyle işlemiştir ki sürekli olarak, Karslılara hiç azalmayan çok büyük  sempati duyarım.

Ah!..Benim yaşlı ve fakir amcacığım. Nur içinde uyu..

 

Yıl 1988. Çoluk çocuk iki aile Doğu Karadeniz seyahati yapıyoruz. Arabalarımızda portatif ocaklar, yollardan satın aldığımız meyve ve sebzeler. Su başı güzel bir yer görünce orada piknik yaparak yolculuğa devam ediyoruz. Tam dokuz kişiyiz. 

Çarşamba ilçesinin evlerini uzaktan gördüğümüzde karayoluna bitişik,  geniş ve yemyeşil bir alanın bitişinde bir çeşme görünce arabaları oraya park ettik. Çeşmenin çok yakınında modern yapıda, bahçeli güzel bir ev var. Ama ortalıkta kimseler yok. İlçenin uzaktan görünen ilk evlerine kadar olan mesafede bir başka ev bulunmuyor. Çocuklar çimende oynarken, örtüleri yemyeşil çimlerin üstüne yaydık  ve yemek hazırlığına başladık. 

Aradan 1o-15  dakika geçmişti ki o güzel evden yaşlı bir kadın ile genç bir kız çıktı ve yanımıza geldiler.

Hoş geldiniz. 
Hoş bulduk.Sizi rahatsız etmedik değil mi?
O yaşlı teyze cebinden bir anahtar çıkardı ve eşime uzattı. “Herhalde iki  saatten önce yola çıkmazsınız. Biz ilçeye yayan gidip döneceğiz. Şimdi evin  bu anahtarını bırakıyorum, bir şey lazım olursa eve girin alın ve kullanın… Çocuklara TVyi açın seyretsinler.”

Bizler donduk kaldık. Eşim “sağ olun. Her şeyimiz tamam, anahtarı bırakmayın” filan dedi ama bırakmakta ısrar edip Çarşamba istikametinde yürüdüler.  O anahtarı hiç ellemedik.

Aradan iki saate yakın bir zaman geçti ve ikisi de döndüler. Eve girişlerinden yaklaşık 10 dakika sonra elbiselerini değiştirip yanımıza geldiler. Üstünde çeşitli meyve ve tatlılar olan iki büyük tepsiyle yanımıza oturdular.

Sohbet koyulaştı tabii…Bu arada çok merak ettiğim için sormadan edemedim; 

“Teyze.. Evinin yanına hayatında hiç görmediğin insanlar geliyor. Sen bu kişilere evinin anahtarını bırakıp iki saatliğine ilçeye gidip dönüyorsun. Evinde hiç mi kıymetli eşyan filan yok..Bu nasıl iş. Bize nasıl güvendin? ”.

Bana döndü ve Karadeniz şivesiyle şöyle söyledi: Uşağım…Ben insanın suratına bakar -ne yapar ne yapmaz- hemen anlarım. Şimdiye kadar hiç yanılmadım..

Hey gidi… eli öpülesi Anadolu kadını..

Aradan yıllar geçti ama onun bu davranışı aklımızdan hiç çıkmadı….

Yıl 1990 olmalı. Görevli olarak Anadolu’da bir yerlere gidiyoruz, resmi arabayla. Beş kişiyiz. Yolumuz Kayserinin Pınarbaşı ilçesine düştü. Orada öğle yemeği yemeğe karar verdik. Nerede yiyelim? İlk defa geldiğimiz bir yer. Ana caddesinde basma, kumaş, giyecek satan güzel bir dükkan gördüm. İçeride  sahibi olduğu anlaşılan yaşlıca bir  kişi var. 

Merhaba!…İlçenize ilk defa geldik. Bize hangi lokantaya gitmemizi önerirsiniz?

Bana “”gel..” işareti yaparak hemen kapıya doğru yöneldi. Beraberce   dışarı çıkmamızı belirtecek şekilde bir davranış sergiledi. 

Ben dışarı çıkıp en uygun gördüğü lokantanın yerini gösterecek zannettim. Ama ikimiz de kapı önündeki diğer arkadaşların yanına vardığımızda cebinden anahtar çıkardı,  kapıyı çekti ve  dışarıdan kilitledi.

Beyefendi…Gelmenize gerek yok, yerini  tarif edin, biz buluruz. 

Cevap ;Ben sizi yemeğe götüreceğim. 

Beyefendi …olmaz..teşekkür ederiz..Ama Nuh diyor peygamber demiyor. Madem lokantayı sordunuz ben size yemek ısmarlayacağım.

Arkadaşlarla onu zor ikna ettik;  adeta zorla kapıyı açtırdık, dükkanına girmesini sağladık.. 

Size söz veriyoruz; orada yemek yedikten sonra buraya geleceğiz, çayınızı içeceğiz. 

Şu misafirperverliğe bakar mısınız.. Nasıl bir miras! 

Yıl 2020. Ben bu yaşa geldim Anadolu insanını çözemedim. Çözün de görelim…    

  

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Necdet Güler - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Çayırova Belediyesi'nin hizmetlerinden memnun musunuz?