Reklamı Kapat

Fillerin ezdiği çimenler

Hayatta anlamını sıkça tecrübe ettiğimiz bir söz vardır:

“Filler tepişir çimenler ezilir.”

Bu hafta lisans dersinde bir öğrencimin “dünya artık biraz dursun!” serzenişi üzerine bu sözü tekrar hatırladım.

Gencecik bir insanın dünyanın durmasını istemesi nasıl bir psikolojiye işaret ediyordu?

Bu psikolojiye neler yol açıyordu?

Önce kendilerine sordum.

Pek çok şeyi hazır buldukları için güçlü yetişmediklerini söyleyenler de oldu, son dönemde yaşanan felaketlerden dolayı “çok şey gördüklerini” de.

“Durun bir dakika!” dedim. “Mesele çok şey görmekse, Allah hayırlı ömür versin, 90’ına merdiven dayamış, anasız büyümüş, savaş, yokluk, ihtilaller, deprem, eş, üç evlat ve iki torun kaybı yaşamış, yaşlılık ve pandemi dolayısıyla bizler kadar hareket imkanı bulunmayan anneanemin pek çoğunuzda görmediğim hayat enerjisini neye bağlayacağız? Bırakın dünyanı durmasını istemeyi, hayata dair planlar yapmasını nasıl değerlendireceğiz?” diye ilave ettim.

Bunun üzerine çarpıcı bir yorum daha geldi: “Gençlerin yüreği yaşlarına göre yorgun Hocam…”

Haklıydı sanırım.

Ama neden?

Pek çoğunun, büyüklerinin ve hatta dede ve ninelerinin genç yaşta aldıkları sorumluluklardan uzak yetiştiğini, hatta (dersleri haricinde) sorumluluk azlığı nedeniyle hayata karşı güçlü yetişmediklerini zaman zaman vurguluyoruz.

Peki, bu neyin yorgunluğu o halde?

Biri üniversite hazırlığında olan iki evlat sahibi kız kardeşimle konuyu dertleşirken bir tespitte bulundu: “Çok fazla bilgiye maruz kalıyorlar, bu da onları mutsuz ediyor.”

Düşündüm, haklı mıydı?

“En mutlu insan, hiçbir şey bilmeyen insandır” sözünde haklılık payı olabilir miydi?

Elbette bu sözü savunmak, öncelikle kendi adıma, mümkün değil.

Ve elbette bahsettiğimiz durumu tek bir nedenle izah etmek de doğru değil.

Ama bilginin mutsuz ede(bile)n bir boyutu olabileceğini de kabul etmek gerekirdi.

En azından meselenin bir boyutunu burada görmek mümkündü.

Zira bilgi bir güçtür; ama aynı zamanda bir yüktür.

Öyle ki, bilmek bir taraftan insanı geliştirir, kendini ve hayatı anlamlandırmasına yardımcı olur; diğer taraftan insana sorumluluk yükler, insanı bulduğu anlamlar ve anladığı sorunlar üzerinde düşündürür, dertlendirir.

Hele nasıl başa çıkacağınızı, yani nasıl değerlendireceğinizi, doğru mu yanlış mı olduğunu nasıl tespit edeceğinizi bil(e)mediğiniz bir bilgi yükü altına giriyorsanız…

Ya da haberdar olmayı bilgi sahibi olmak sanıp, haberdarlık üzerinden anlam bulmaya çalışıyorsanız…

Bir başka ifadeyle “yetersiz bilgi” ile güçlenmeye çalışıyorsanız…

Üstelik bir de daha bilgili olduğunu düşündüğünüz kişilerin bilgi üzerinden çoğunlukla “kavga ettiklerine” ve ayrıştıklarına şahit oluyorsanız…

“Güven” duygusunu pekiştirmesi gereken bilgi ister istemez yüke dönüşebiliyor.

Çünkü “güvensizliği” arttırıyor.

Bugünün ortamında bilgi, iletişim kanalları vesilesiyle yaş ve seviye farkı gözetmeksizin, adeta “dozaj aşımıyla” verildiği, özellikle aileler tarafından bunu kontrol etmek de zor hale geldiği için, haliyle “bilgi zehirlenmesi” gibi yan etkiler de kaçınılmaz oluyor.

O nedenle küçük yaşlardan itibaren bu ortama maruz kalan, nasıl başa çıkacaklarını bilemedikleri bilgi bombardımanına tabi tutulan gençlerin gönül yükünün artmamasını da beklemek zor.

Hele ki bilgi ve haberler genel olarak “olumsuzluk” içeriyorsa.

Eğer bu konuda kendilerine rehberlik edebilecek “güvenilir” kaynaklar da bulamıyorlarsa, hayatı anlamlandırma, sancılı bir sürece dönüşüp, bir müddet sonra onları isyana, umutsuzluğa ya da daha kötüsü “boşvermişliğe” itebiliyor.

Zaman zaman küçücük ağızlardan kocaman lafların çıkması da bundan olsa gerek…

Peki, bu durum biz yetişkinler için ne ifade ediyor?

Bilgi alanları üzerinden “birleşmeyi” değil “kavgayı” tetiklediğimiz, “huzuru” değil “huzursuzluğu” körüklediğimiz, “güveni” değil “güvensizliği” temsil ettiğimiz ve birbirimize karşı bu minvalde “tepiştiğimiz” her an, aslında gencecik gönülleri “ezdiğimizi” fark etmediğimizi bize gösteriyor.

Mutsuz bir gençlik mutsuz bir gelecek demek.

Onlar bunu hak etmiyor…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Banu Gürer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

02

Berna Sukas - Son paragraf aslında hepimiz için konunun özeti olmuş. Hayatlarımızı bu düsturla yaşamayı becerebildiğimiz gün toplumsal pek çok sorunumuzun çözüleceğine inanırım.

Kaleminize sağlık, hep gönlümden geçenleri yazıya dökmüşsünüz.

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 28 Aralık 08:05
01

Cengiz Yalçın - Hocam,

Yazılarınızı ilgiyle okuyorum. Takdir sizin ama fikrimi belirtmek istiyorum; yazılarınız biraz uzun. Biraz daha kısa olursa daha etkili olacağı inancını taşımaktayım.

Teşekkür ederim.

Özbekistan'dan selam ve hürmetlerimle...

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 27 Aralık 20:21


Anket Darıca Belediyesi'nin hizmetlerinden memnun musunuz?