Çoban

Geçenlerde, bu sütunda, başımdan geçen, duygu yüklü, çok güzel üç olaya yer verince bu tür yazılara ağırlık vermemi önerenler oldu. Birçok arkadaşım, salgın döneminde bu tür yazıların okuyucuyu psikolojik açıdan olumlu etkileyeceğini belirtti. Çok haklılar.  

Biz insanların başına her zaman hoş olaylar gelmiyor, kötü olaylarla da karşılaşıyoruz. Bu açıdan bakınca yazdığımın bu kadar hoşa gitmesinin nedeni herhalde insanlarımıza haz veren davranışlar içermesiydi. Yazıda ne yaşamış isem sadece o vardı, hayali hiçbir eklenti yoktu. Ancak, hoş olan bir olayı, okuyanı da duygulandıracak şekilde anlatmak gerekiyor. Yani, öyle yazacaksın ki okuyucu, sen olayı yaşarken hissettiğin duygu seline kapılacak. Ancak, bunu başarmak için öncelikle çok duygusal bir yapıya sahip olmanın gerektiğine inanıyorum. Ben bunlardan biriyim. İnanmayacaksınız ama Andrea Bocelli’nin  “Con te partirò” (Seninle yola çıkacağım) şarkısını dinlerken de ağlayanlardanım. Hem söyleyenin “görme engelli” oluşundan hem de şarkının sözlerinden etkilenerek.

Dostlarım benim bazı şeyleri yıllar sonrasında bile noksansız  hatırlamama hayret ediyorlar. Fakat son yıllarda bu melekemi de kaybeder oldum. Eskiler aklımda kalıyor ama yakın zamana ait olanları aklımda eskisi kadar tutamıyorum.

Ben insanlarda bellek yetisinin çok farklı olduğunu ve bunun  zeka ile ilgisi bulunmadığını düşünüyorum. Bana göre bu yetenek belirli konularda doğuştan vardır ve çoğu kişi kendinde olanın farkında değildir. Kendinizde arayın;  mutlaka bir veya ikisini bulursunuz.

Bazıları yıllar sonra telefonda duyduğu sesin sahibini hemen tanır.

Bazı kişiler komşularının yıllar önce sattığı arabaların plakasını hatırlar.

Ben bir lise arkadaşımın yıllar sonra, sınıf olarak bir araya geldiğimizde herkesin okul numarasını tek tek ve doğru olarak söylediğine şahit olanlardanım. 

Bazı insanlar tanıdıkları kişilerin konuşma tarzını unutmaz. Onların davranışlarını belleğinde tutar. Bu özellikleri nedeniyle taklit etme yetenekleri çok yüksektir. Pandomim (Mim) sanatçıları bunlardan çıkar.

Bazı insanlar “görünümü” hiç unutmaz. Gittikleri bir yer, tanıştıkları insanların siması belleklerinde yerleşmiştir. Unutmadan belirteyim; insanların yüzünde, gözlerin bulunduğu kısım yaşlanmayla son derece az değişir. Bu nedenle tanımakta zorluk çektiğiniz insanların öncelikle gözlerine bakmanızda yarar vardır. 

Rahmetli babamda, bizleri her zaman çok şaşırtan yüksek bir “ görünüm” belleği vardı.  Bugün, buna dayanarak hoş bir olayı anlatayım: Her ikisi de rahmetli olan babam ve erkek kardeşim 80’li yılların sonunda, özel arabayla Yalova’ya gezmeye gidiyorlar. Giderken uğradıkları bir benzin istasyonunda, kimsecikler yok ve tesise bitişik bahçede, üstündeki elbiseden çiftçi olduğu anlaşılan bir kişi çay içmekte. Bundan sonrasını kardeşimin anlatımından aktarayım:

“Arabayı uygun bir yere çektik ve çay içmek üzere o kişinin bulunduğu yere yöneldik. Babam o adamı yakından görür görmez yanına giderek “ Ne haber… Çoban!“ dedi. Adam şaşkın ve sinirli bir şekilde “Ben çoban filan  değilim…Sen kimsin?” diyerek sert bir şekilde cevap verince, babam üsteleyip “Ben seni iyi tanıyorum…sen çobansın“ diye tekrar etmez mi! Ben donup kaldım. Babam, hayatında ilk defa gördüğü bir kişiye, üstelik sinirlendirecek şekilde nasıl böyle söz söyler diye büyük bir şaşkınlık yaşayıp endişe içinde kalmışken ona; “Ben, asker arkadaşın Amerikalıyım” deyince o adam müthiş bir sevinçle yerinden kalktı ve babamın boynuna sarıldı. Babam asker arkadaşını anında ve şüpheden uzak nasıl tanımıştı! Beraber çaylar içildi, o günleri konuştular. 

 

Babam askerliğini 1942’ de Çayırbaşı’nda  ( İstanbul Boğaz’da, sahil yolunu kullanarak Tarabya’dan Sarıyer’e doğru gidişte Büyükdere’ye varmadan Bahçeköy yolu kavşağı) şimdi sahil yolunun kenarında sadece tarihi çok güzel yapısı kalan askeri birlikte yapmış. Orada birliğin fotoğrafçısı.(Fotoğrafçılığa hep çok meraklıydı). Askerler birbirini takma adlarla çağırıyorlar. Örneğin babam “Amerikalı”, o arkadaşı “Çoban”. Aradan yaklaşık 40 sene geçmiş iken o sivil kıyafette bu asker arkadaşını nasıl tanırsın! İnanılır gibi değil… Yıllardır görmediği kişileri anında tanıma yetisine hep sahipti.

Bizler bir zaman sonra daveti nedeniyle onu köyünde ziyarete gittik. Çok güzel bir anımız olmuştu.

Ben “görünüm“ ile “davranış” belleği çok yüksek olanlardanım. Bir yere gittiğimde gördüklerimin yanı sıra kişilerin beni özellikle olumsuz etkileyen davranışlarını, mimiklerini, ses tonunu vs hiç unutmuyorum. Bunlar en ince ayrıntısına kadar belleğimde kalıyor. Ancak bunun, bende çok olumsuz etkisi de olduğunu fark ettim. Çünkü bunun doğal sonucu olarak istesem de o kişi hakkında olumsuz görüşümü hiç değiştiremiyorum.       

    

Demek ki bazı şeyleri bellekten silme yeteneği de gerekiyor.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Necdet Güler - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Çayırova Belediyesi'nin hizmetlerinden memnun musunuz?