Reklamı Kapat

Seviyemizin Kalitesi

Bütün toplumlarda, üst kültürü ifade eden bir takım değerler vardır.

Konuşmadan tutum ve davranışa, düşünmeden değerlendirme kapasitenize kadar derinlikli, zengin ve geniş bir bakış açısını ifade eden değerlerdir bunlar.

Nesiller boyu süzülerek gelen bir birikimin ve tecrübenin rafine halidir.

Her halinizde belli bir “kalite”yi gerekli kılar.

İlber Ortaylı’nın tabiriyle “aklın elitizmi”nden bahsediyorum.

Sınıfsal ayrıma ve kibre karşı çıkmak, ırkçılık ve ayrımcılık gibi toplumsal adaletsizliğe ve tahribata yol açan anlayışların önüne geçmek adına, uzunca bir zamandır dejenere edilen bir kavramdan.   

Aklın elitizmi olarak tariflenen ve liyakati, işini en iyi biçimde yapmayı, tutum ve davranışlarında ahlaki ve edebi bir seviyeyi muhafaza etmeyi işaret eden kavramın bu tartışmalara kurban verilmesinin bedelini de acı biçimde tecrübe ediyoruz.

Uzun zamandır şikayet ettiğimiz bir konu olarak seviye kaybı bu tecrübenin en güzel örneği.

Üstelik bunu sadece Türkiye özelinde değil, kanaatimce dünya genelinde gözlemliyoruz.

En önemli örneklerinden birini “üslup” alanında tecrübe ediyoruz.

Öyle ki, ister siyaset dili, ister ilim dili, isterse sanat dili olsun, derecesi farklı olsa da, dünya genelinde bir seviye düşüklüğünün söz konusu olduğunu düşünüyorum.

Bu minvalde adab-ı muaşeret, “doğal olmamak”la özdeşleştirilebiliyor.

Her aklına geleni geldiği gibi söylememek, düşünerek konuşmak ya da konuşmamak, “samimi olmamakla” eş tutulabiliyor.

Edebi bir dil kullanmak, “açık olmamak” gibi algılanabiliyor.

İlahiri…

Kısacası algı düzeyinin en alt seviyesine hitap etmediğiniz takdirde, bir başka ifadeyle “seviyenizi düşürmediğiniz” takdirde “popüler”, dolayısıyla da etkili olamayacağınıza dair bir kanaat hakim sanki.

Bir de buna sosyal medya üzerinden kendini ifade etmeye çalışma durumunu ekleyin…

İroniyi anlamanın dahi “istisna” olmaya başladığını üzülerek görüyorsunuz.

Küfretmeden espiri yapılamayacağını zannetmekten tutun, eleştireceğim derken hakaret ettiğinin farkına varmamaya kadar ciddi algı ve iletişim bozukluklarının hızla “normalleştiği” bir sürecin içindeyiz.

Doğallık, samimilik bu mudur?

“Halk insanı olmak” bu mudur?

Zira bu tutumların birçoğunun motivasyonunun bu gerekçeler olduğunu da gözlemliyoruz.

Ben bunu öncelikle “halkı” hafife almak olarak gördüğümü ifade etmek isterim.

Çünkü bu halkı anlamak, halkla aynı dilden konuşmak değil, “halkın seviyesini” düşürmek anlamına geliyor çoğu zaman.

Söz ile düşürdüğünüz seviyeyi, tutum ve davranışta yükseltmeyi bekleyebilir misiniz?

Olmuyor.

Olamaz da.

Zira sözler zihnin aynasıdır.

İnsanın kendini ve karşısındakini kendi penceresinden yansıtmasıdır.

Sözünüzde kalite yoksa, düşünce ve davranışınızda, dolayısıyla “işinizde” de olmasını bekleyemezsiniz.

Nitekim işlerimizin kalitesi de bunu ispatlamıyor mu?

Bir de bu “kalitenin (!)” çocuklarımız ve gençlerimizin üzerindeki tesirini düşünelim…

Geleceğimizden beklediğimiz “kalite” bu mudur?

Kendi adıma “hayır” diyor ve ekliyorum:

Seviyesizlik kaderimiz olmamalı…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Banu Gürer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Dilovası Belediyesi'nin hizmetlerinden memnun musunuz?