Reklamı Kapat

Bitmeyecek pandemi: İklim krizi

Geçtiğimiz hafta itibariyle Koronavirüsün Çin’de ilk ortaya çıkışının birinci senesini doldurduk. Dünya genelinde yaklaşık on aydır bu salgınla mücadele ediliyor. Çağımızın imkanları olan bilim ve teknolojik gelişmeler neticesinde daha önce olmadığı kadar hızlı bir şekilde aşı üretme, onaylama ve kitlesel uygulamaya geçme aşamasına da hızlı bir şekilde gelebildik. Kuvvetle muhtemel 2023 yılı yazıyla birlikte bu hastalık geçireceği mutasyonlar, kitlesel aşılamanın sonuçları ve bilimsel kapasitemizin bu hastalık özelinde katlanarak gelişmesiyle hayatımızdan tamamen çıkma noktasına gelecek.

Bu hastalığı mevsimler içerisinde hayatımızdan çıkması ya da artık bilindik ve korunabildiğimiz hastalıklardan birisi haline gelmesi sonrasında kuvvetle muhtemel insanlık yeniden eski alışkanlıklarına hızlıca dönecek. Bu hastalığa sebep olan doğrudan ve dolaylı iklimsel faktörler üzerine kafa yorulmayacak, nihayetinde son kertede yeniden çılgınlar gibi tüketmeye, öğütmeye ve yok etmeye devam edeceğiz.

2019 yılında insanlığın, dünyanın bir yılda karşılayabileceği kadar doğal kaynakları tüketim tarihi Temmuz ortasıydı. Yani insanlık yedinci ayın ortasında, üzerinde yaşadığı gezegenin bir yılda üretebileceği kadar kaynağı kullanıyordu. 2020 yılında pandemi sebebiyle ülkelerin kapanmaları neticesinde bu tarih Ağustos sonuna geldi. Düşünün, dünyayı ekonomik olarak allak bullak edecek derecede bir durağanlığın; yerküre kaynaklarının bize yetmesi konusunda yaratabildiği aralık sadece üç hafta.

KÜRESEL YEŞİL EKONOMİ AJANDASI

Yenilenebilir enerji kaynakları, dünyanın imkanlarıyla yetinerek ekonomik büyümeyi sürdürmek ve sahip olduğumuz konforlardan da geri kalmadan geleceğe ulaşmak için anahtar faktör olsa da elimizdeki teknolojik imkanlarla bu çok mümkün değil. Ancak Koronavirüs pandemisi bizlere gösterdi ki ülkeler ellerindeki imkanları hedef odaklı bir şekilde mobilize ederlerse; daha önce en çabuğu yedi yıl olan bir aşı geliştirme sürecini sekiz ayda tamamlayabilir seviyeye insanlık gelmiş durumda.

Daha ucuz ve verimli güneş tribünleri, rüzgar santralleri, yüzey ve dip dalgalarından, denizler ve okyanuslardaki derin akıntılardan enerji üretebilmeyi dünya çapında bir gündem haline getirebilirsek; çok da uzun olmayan bir süre sonunda iklim konusunda karşı karşıya olduğumuz sorunları bertaraf etmemiz mümkün.

Petrol ve sentetik kimyasallar odaklı bir enerji ve tüketim stratejisinin bizleri yaşadığımız küre üzerinde bir cehenneme doğru sürüklediğini artık tüm bilim insanları söylüyor. Her ne kadar iklim krizini reddeden psikopatların dünyanın dört bir yanında sesleri çok çıkıyor olsa da bunların sayılarının az olduğu ve ancak Trump gibi psikopatlar ellerine güç geçirirse ciddiye alındıkları da ortada.

ABD’deki “ilerici demokratların” Yeni Yeşil Ajandaları bu noktada dünyanın dönüşümü için önemli bir dinamik olabilir. Sadece enerjiyi sürdürülebilir kaynaklardan elde etmek dışında; bu ekosistemde yeni iş alanları üretmek, yeni yöntemler geliştirmek ve bilimsel çalışmaları bu ajandaya göre yönlendirmek gibi projeleri olan bu yaklaşımın Biden döneminde tam anlamıyla olmasa da kuvvetle muhtemel Kamala Harris’in başkanlığında dünyayı bu yöne iteceğini düşünebiliriz.

İKLİM KRİZİ TÜRKİYE’Yİ VURACAK

Bugün ülkemizde yaşayan herkes, mevsimlerin ileri doğru kaydığını; kış aylarının daha geç başladığını, bahar ikliminin kısaldığını ve çöl iklimi gibi yaz – kış ikilemine doğru yaşadığımız topraklarının havasının değiştiğini fark edebiliyor.

Türkiye, küresel iklim kriziyle baş edilmezse bundan yaklaşık 30 ila 50 sene sonra Mısır’ın iklimine sahip olacak. Antalya’nın Kahire, İstanbul’un Antalya iklimine geldiği bir değişimden bahsediyoruz. Halihazırda yaklaşık 10 senedir sürmekte olan kuraklık da bu sene itibariyle kendisini iyice hissettirmeye başladı. İstanbul’un yaşadığı su problemini ulusal medyadan takip ediyoruz ancak yaşadığımız şehir Kocaeli’nin de su kaynaklarının ne derece azaldığını her gün gazetemizde bir şekilde Yuvacık Barajı özelinde takip ediyoruz.

Yayınlanan kuraklık haritalarıdan Sakarya – Düzce bölgesi gibi Kocaeli ve İstanbul’un tarımsal ihtiyacını karşılayan havzalardaki kuraklık seviyesi görülmemiş boyutlarda. Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da süren kuraklık esasen; Arap Baharının Suriye genelinde büyük bir zemin bulmasına sebep olan kırsal kesimin yaşadığı verimsizlik ve dolayısıyla memnuniyetsizliğin de temel sebeplerindendi.

Kısacası iklim krizi sadece havaların sıcak ya da soğuk olmasından ibaret değil. Suyu, toprağı, sosyolojiyi, ekonomiyi, siyaseti yani tümden insanlığın temel dinamiklerini etkileyen bir mesele. Değişecek iklimlerde kentlerin mevcut halleriyle yaşayacağı sorunlardan tutun da, metropol kentlerin kaynaklarının yetersizliğinin yol açacağı sorunlar; sanayi şehirlerinin üretim kapasiteleri, kırsalın tarım üretim kapasitesi ve ulusal gıda güvenliği derken karşımıza devasa bir kıyamet senaryosu çıkıyor.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Arda Süar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Dilovası Belediyesi'nin hizmetlerinden memnun musunuz?