Reklamı Kapat

Küçümseme

Bu yazımın konusu, aklıma hemen İtalya Milli Futbol Takımını getirdi. Sene 1966, İngiltere’de Dünya Kupası maçları oynanıyor.  İtalya Kuzey Kore’ye 1-0 yenildi ve Dünya Kupasından elendi. Spor dünyasının aklı almadı bu sonucu. Ertesi gün Roma hava alanında futbolcuların ağlarken çekilmiş fotoğrafları yayınlandı. Aslında, sadece futbolcular değil bütün İtalya ağlamıştı.

Bunun tek bir nedeni vardı: Rakibi küçümsemek…

İtalya Milli Futbol Takımı nasıl olsa rakibini kolayca yenecekti !

Bir kişiyi, belirtilerini ortaya koyacak şekilde küçümsemek hakaret değil midir ? Ayıp değil midir?

Ben bunu küçük çapta da olsa yaşadım:

Benim İzmit lisesinde okurken en iyi dersim Fransızcaydı. Adeta bu dilin aşığıydım. Hiç unutmam; bir arkadaşımdan geçici olarak edinebildiğim, Maurice Journé tarafından yazılmış bir kitaptaki bütün Fransızca örnek cümleleri bir deftere geçirmiş ve onları günlerce okumuştum. Fransa’dan mektup arkadaşlarım vardı. Bu hevesimim oluşmasında hep saygı ile andığım rahmetli Füruzan Akız öğretmenimizin çok büyük katkısı olmuştu.

Fransızcadan lise bitirme sınavını hiç unutamam. O zamanlar sözlü sınavlarda imtihan heyetlerinde dersin öğretmeni dışında başka liselerden öğretmenler de olurdu.

O gün imtihanda yabancı iki erkek öğretmen vardı. Kitapta bulunan bir parçayı okuyup çevirmemi istediler. Konusu bir triportörün yaptığı kazaydı. İlk satırı okumuştum ki o öğretmenlerden biri “Bu aksanı nasıl öğrendin?” diye sordu. “Fransızcamı ilerletmek için Monte Carlo radyosunu dinliyorum” diye cevap verdim. Biraz şaşkın ve sempatik bir şekilde yüzüme bakarak tahtaya “kan nedir?” sorusunun karşılığı bir cümle yazmamı istedi. Yazmamdan sonra tamam çıkabilirsin dediler. Bana 10 vermişler.

Fransızcaya bu kadar düşkün bir talebe üniversitede ne okumak ister? Kuşkusuz; filoloji. Yıl 1963. O zamanlar her fakülte, alacağı öğrenciyi kendi imtihanı ile seçiyordu. Filoloji imtihanına kadar hukuk, iktisat, orman, jeoloji fakültelerini kazanmıştım. Edebiyat fakültesinde bu bölüme sadece 120 kişi alınacaktı.

Filoloji bölümleri özel kolej mezunu kız öğrencilerin gözdesiydi. Öyle ki Laleli’de, kimya fakültesinde imtihana girdiğim salonda  (aslında oldukça büyük bir kimya laboratuvarıydı) onca aday arasında benden başka sadece bir tek erkek aday vardı. Oturduğum, üstü fayans kaplı büyük orta masanın çevresindeki adayların tamamı varlıklı ailelerin çocukları olduğu anlaşılan kızlardı. Yaz sıcağında modern giyimli, birbirinden güzel kızlar…

İtiraf etmeliyim ki soru kağıtlarının dağılımı öncesi, ben bu kızlarla dört yıl aynı sınıfta okumanın ne kadar hoş olacağını düşünürken onların bakışı, “Burada ne işi var?” sorusunu anımsatırcasına benim üzerindeydi. Aralarında fısıltıyla konuşurlarken içlerinden biri merakını yenemeyip hangi kolejden! mezun olduğumu sordu. Verdiğim cevap karşısında yanındakiler alay kokan tebessümlerini saklama gereği duymamışlardı. İzmit Lisesinden bir aday! Beni kendilerine rakip olma açısından küçümsemişlerdi.  

Test tarzında düzenlenmemiş imtihan kağıtları dağıtıldı ve yaklaşık 15 dakika sonra işim bitmişti. Kağıdı kalemi bırakmış, acaba bu kadar erken nasıl çıkarım bu salondan diye düşünüyordum. Durumumu fark eden gözlemci bayanlardan biri gelip yanıma doğru eğilip ”Bir aksilik mi var” diye sordu. “Hayır… bitirdim, acaba çıkabilir miyim?” Eline almaksızın masadaki kağıdıma kısa bir süre baktı, takdir içeren bir davranış sergiledi. Tabii çıkabilirsin deyince salonda kağıdını teslim eden ilk aday ben olmuştum. Yerimden kalkarken masadaki o kızların, pes ettiğimi düşündüklerinden, alay kokan tebessümlerini  yine  fark ettim.  

Birkaç gün sonra haber geldi... Filoloji sonuçları ilan edilmiş. Hiç ümidim yok. Çünkü aday sayısına göre seçilme şansı son derece düşük. Fen Fakültesinin Vezneciler çıkış kapısında sonuçları görmek için birikmiş bir kalabalık itiş kakış listelerde ismini arıyor. Camın öte tarafından İzmitli bir arkadaş. “Necdet, sen asıl listeden, 108.sırada kazanmışsın” diye seslendi.

Aklıma hemen, masadaki o kızların alaylı bakışları geldi. Onlar ismimden ve aday numaramdan dolayı beni hemen hatırlamış olmalıydılar. Kolej mezunu olmadığı için küçümsedikleri, 202 nolu erkek aday o kızlardan birinin seçilmesini önlemişti.

Ben filolojide okuyamadım. Orman Fakültesini seçenlere  bakanlık burs veriyordu. Devlet memuru olan babamın maaşının neredeyse yarısı kadar olan burs 4 yıl sürecek ve her ay ödenecekti. Bu yüzden kaydımı Orman Fakültesine yaptırdım.

Bu yaşadığımın, o kızlardan imtihanı kazanamayanlara, hangi konuda olursa olsun rakiplerini küçümsemenin hata olduğunu öğrettiğine inanıyorum. Kolay mı! Sonunda İtalya Milli Futbol Takımı gibi olmak var!

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Necdet Güler - Mesaj Gönder

# İzmit

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Dilovası Belediyesi'nin hizmetlerinden memnun musunuz?