Reklamı Kapat

Şiddet yoluyla özgürlük ve Gara faciası…

Günümüzün pek çok zengin ülkesinin mayasında, “şiddet yoluyla zenginlik” vardır.

“KEŞİFLER” denilen ilk kıtalararası kanlı soygunlar, kimi Avrupa ülkeleri için zenginleşmenin ilk adımı olmuştur.

İkinci aşamada “KÖLE EMEĞİ” vardır!

Bu vahşi olayların ardından, ülkelerin “İNSAN SÖMÜRÜSÜ” ile zenginleşmelerinin ideolojik boyutu üretilmiş, “bazı ırkların doğal üstünlüğü” gibi ırkçı, kafatasçı ideolojiler, küresel hırsızlığın ve vahşetin kılavuzları olmuştur!

Zamanla, insan ve toplum bilincinin gelişmesiyle, insanın insanı sömürüsüne karşı toplumsal tepkiler oluşmuş, bir sülalenin mutlak egemenliğine dayalı despot yönetimler yıkılmış; İNANÇLARA ÖZGÜRLÜK, DEMOKRASİ ve EŞİTLİK temeline dayalı ULUS DEVLETLER kurulmuş.

Ulus devlet; ırk esasına dayanmayan, farklı etnik ve inanç kökenlerinden ve “ORTAK YAŞAM KÜLTÜRÜ” olan insan topluluklarından oluşmaktadır.

Aslında, bütün inançların temelinde, tüm insanlığın bir tek Yaradan’ın eseri olduğu, tüm insanlığın “kardeş” olduğu belirtilmez mi?

Türkiye Cumhuriyeti devleti de, bu coğrafyada yüzyıllarca birlikte yaşamış, akraba olmuş, ortak kültüre sahip insan topluluklarının ULUS DEVLETİ olarak kurulmuş.

Yanlışlıklar olmamış mı?

Elbette olmuş.

Ancak, 622 yıl tek sülalenin egemenliğinde “Padişah’ın kulları” olarak yaşamış, yeterli eğitim ve mesleki birikime sahip olmayan bir toplumu kısa sürede ve gerçek anlamıyla “Demokratik bir HUKUK DEVLETİ” düzeyine çıkartmak kolay mı?

Ama bu devlet içinde, farklı etnik, dinsel ve mezhepsel kökendeki insan toplulukları, yaklaşık bir asırdır barış içinde yaşamış ve yüzyıllarca da yaşamalı.

“Kaderde kıvançta bir olmak” bu olmalı.

Elbette bu ülkede gelmiş geçmiş siyasal iktidarların neden olduğu pek çok yanlış yaşanmış. Ağalık düzeni yıkılamamış. Hatta çeşitlenmiş! Toprak ağalığına, “siyaset ağalığı”, “devlet eliyle zengin edilen ağalar” gibi yeni ağalık biçimleri de eklenmiş!

“Alavere, dalavere, Kürt Mehmet nöbete” tekerlemeleri boşuna söylenmemiş!

Bölgeler arası ekonomik, sosyal, kültürel farklılıklar giderilememiş.

Türkiye Cumhuriyeti kurucusu Mustafa Kemal Atatürk; “sınıfsız ve kaynaşmış bir millet” hayali kurmuş ama, özellikle sırtını devlete dayayarak büyük zenginliklere ulaşanların engel olunmaz ihtirasları yüzünden, vatandaşın “ortadirek” diye tanımladığı ve göreceli olarak kendi olanaklarıyla geçimini sürdürebilen, eğitim görebilen, çocuklarını meslek sahibi yapanların yanı sıra, bir de “yoksul sınıf” ortaya çıkmış ve sayısı sürekli artmış!

Ne var ki, bu yoksul sınıfın büyük çoğunluğu nasıl ve neden yoksul olduklarından yani “SINIF BİLİNCİNDEN” habersiz!

Bu ülkede, emeği ile yaşamaya çalışanların “sınıf bilincine ulaşmamaları için” her şey yapılmış!

Dinsel, mezhepsel ve etnik köken farklılıkları sürekli kaşınmış!

Din adına yalanlar söylenerek; başlarına gelen ve gelecek her şeyin “KADER” olduğu söylenerek, her olumsuzluk “YARADAN’A havale” edilmiş!

Bu ülkede kimi “dinci cemaatlerin” ve “PKK’nın” ortaya çıkışındaki temel nedenler bunlardır!

Dünden bugüne PKK Olayı…

1970-74 arası üniversite öğrencisiydim. Henüz PKK olayı yoktu. Ama “Doğu Kültür Ocakları” gibi dernekleri ve Abdullah Öcalan adını duymaya başlamıştık. Daha sonra kurulan PKK’nın “Sosyalist çizgide bir parti” olduğu belirtiliyordu! Yani etnik değil, sınıfsal bir mücadele veriyordu!

Öte yandan, rahmetli Uğur Mumcu’nun yazdıklarıyla da, Öcalan’ın MİT ve Yargı ölçeğinde korunup kollandığı da belirtiliyordu!?

Sovyetler Birliği’nin yıkılışıyla birlikte dünya düzenine egemenliğini ilan eden ABD öncülüğünde ortaya çıkan “YENİ DÜNYA DÜZENİ” uluslar arası siyasal mücadele yöntemini de değiştirdi!

TERÖR artık, Yeni Dünya Düzeni’nin uluslar arası bir silahı, terör örgütleri de bu kirli düzenin maşası ve taşeronları haline geliyorlardı!

Uluslar arası siyaset bilimciler, somut örnek olaylarla bu görüşü kanıtlıyorlar!

PKK da, küresel güç sahibi devletlerin, “BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ” için işbirliği yaptığı, silah-mühimmat ve para desteği verdiği bir örgüt haline geldi.

Ancak, ilginç olan şu ki; 2015 yılından itibaren, AKP ile PKK arasında “BARIŞ SÜRECİ” adı verilen gizli-açık ikili temaslar kuruldu.

Örneğin; OSLO’da “MİT-PKK görüşmeleri” ve görüşme tutanakları ortaya çıktı!

Barış Süreci içinde, İmralı’da keyifle yatan APO ve HDP temsilcileriyle seri toplantılar yapıldı.

PKK, bazı kentlerde silah depoladı, hendekler kazdı, PKK’lı ve silahlı militanlar Türk askerinin önünden küstahça geçtiler!

“Asıl terörist Türk ordusudur diyen Şivan Perver Diyarbakır’da özel olarak ağırlandı!

Kimi siyasetçiler PKK hakkında ilginç sözler ettiler.

Ancak, bu arada HDP’nin o günkü eş genel başkanı ilginç bir söz etti; “SENİ BAŞKAN YAPTIRMAYACAĞIZ” dedi! Ve çömlek patladı!

İlginçtir; Türk Ordusu’nun Atatürkçü ve onurlu subaylarına KUMPAS DAVALARI ile saldırılırken, en hafif ifadesiyle “sessiz” kalınırken, PKK’lı Şemdin Sakık bu davalarda “tanık” olarak dinlenirken, davanın savcısına büyük iltifatlar edildi, zırhlı araç tahsis edildi!

Büyük Ortadoğu Projesi’nin gereği iç savaşa sürüklenen Suriye’de “muhalif gruplar” maddi-manevi desteklendi, PKK’nin Suriye kolu olan PYD’nin lideri Salih Müslim, bu ülkeye davet edilerek “özel görüşmeler” yapıldı!

Ya sonra?

Suriye’de emperyal çıkarları için muhalif grupları ve özellikle PYD’yi destekleyen ABD, Türkiye’ye karşı düşmanca bir tutum izlemeye başladı. Yalnızca ABD mi? Hayır, Fransa, İngiltere, İtalya, İsrail’in yansıra Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan da açıkça PYD ve PKK’ya destek veriyorlar!

GARA Olayı’na gelince;

Çözüm Süreci sırasında, valilerin seyirci kaldıkları PKK yollarda kimlik soruyor, kendince denetimler yapıyordu.

İşte, bu sıralarda, bazıları MİT görevlisi polis ve askerlerden oluşan 13 kişiyi derdest edip Kuzey Irak’ta tutsak etmişler.

Yine bu tarihlerde bu kişilerin aileleri siyasi iktidarı ve muhalefet partilerini ziyaret ederek yakınlarının kurtarılmalarını istemişler. CHP’li milletvekilleri defalarca konuyu Meclis’e getirmişler. Sonuç alınamamış!

Oysa, İŞİD’in rehin aldığı Musul Konsolosluğu’ndaki personeli kurtarmak için örgütle pazarlık edilmiş ve 180 örgüt üyesi karşılığı personel yurda getirilmişti. ( Ekim 2014)

Bu kahredici olayda siyasi iktidarın günahı, kusuru yoksa, “SORUMLU” kimdir?

Konuyu uzatmak istemiyorum; önemli olan ülkemizin bir an önce huzur ve barışa kavuşması olmalıdır.

Bunun yolu da HDP’yi kapatmak olamaz!

Onu kapatırsın, başka bir adla parti kurulur. Önemli olan sorunun siyasi yoldan çözülebilmesi olmalı.

Bu sorunu çözebilecek ve uzun yıllardır “yok” sayılan deneyimli “DİPLOMATLARIMIZ” vardır!

Tek çözüm, ülkemizi ekonomi, bilim ve teknoloji alanında geliştirmek, kimseye boyun eğmeyecek hale getirmek, TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE hedefi ile, ülke insanlarını barıştırmak ve birlikte yaşama iradesini gösterebilmektir.

Etnik köken ve inanç farklılıklarını kaşıyarak, toplumu düşman kamplara bölerek bu hedefe ulaşmanın olanağı yoktur!

Yitirdiğimiz insanlarımıza Allah’tan rahmet, siyasetçilerimize akıl fikir ve insaf dileğiyle!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Küpçü - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Dilovası Belediyesi'nin hizmetlerinden memnun musunuz?